Ana SayfaYazarlarAbdulmelik Ş. BekirKürt meselesi uluslararası boyut kazanıyor – Abdulmelik Ş. Bekir

Kürt meselesi uluslararası boyut kazanıyor – Abdulmelik Ş. Bekir


Abdulmelik Ş. Bekir


Türkiye’nin özü itibarıyla ‘Kürtsüz bir dünya’ şeklinde ifadesini bulan politikasının girdiği kriz giderek derinleşiyor. Devletin resmi ideolojisi gereği görmezden gelme ve inkar etme yöntemleri artık işi idare etmek bir yana her geçen gün daha da derinleştiriyor. Artık ‘Kürt kardeşlerimiz’ söyleminin ne Kürtler ne de uluslararası aktörler açısından inandırıcılığı bulunmuyor. Uluslararası güçler açısından daha önceleri de inandırıcılığı olmayan bu politikanın Türkiye’nin bir iç işi olarak görülmesi dönemin politik konjonktürü ve uluslararası sistemin dengelerine bağlıydı. Kürtlerin yaşadığı diğer ülkelerin de benzer politikalara sahip olması bu politikanın uzun süre devam etmesini sağladı.

Kürt sorunuyla muhatap ülkeler, Kürtler ile hiçbir zaman sorunu eşitlik temelinde çözme yolunu tercih etmedi. Abdulkerim Kasım’ın cumhurbaşkanlığı döneminde Irak’ta Kürt meselesini çözme arayışı olsa da yine dış müdahaleler nedeniyle başarılı olamadı. Girişimin başarısız kalmasının temel sebebinin ise Türkiye’nin müdahalesi olduğunu Irak’ın resmi arşivlerinde öğreniyoruz. Irak’la benzer bir durumda olmasına rağmen Irak’ın kendi Kürt sorununu çözmemesi için Türkiye, Abdulkerim Kasım’ın bu girişimden vazgeçmek için Bağdat’ta kaale değer tavizler veriyor. Hala aynı politik perspektife sahip olan Türkiye, o dönem gizli yaptığı işleri 2017 yılında Federal Kürdistan Bölgesi’nin gerçekleştirdiği bağımsızlık referandumunda bu defa açık yapmak zorunda kaldı.

Kürt sorunu kendi içinde çözme basiretinin gösterilmemesi, inkar, baskı ve yasaklarla sorundan kurtulma çabaları her defasında sorunu daha da derinleştirerek yeni sorunlara ebelik etti. Irak ve Suriye başta olmak üzere Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler daha önce dört ülkenin iç işi olarak görülen soruna giderek uluslar arası boyut kazandırdı. Bu saatten sonra Kürt sorununu görünmez kılmak mümkün değil. Buna çabalamak da Türkiye’nin Suriye politikasında görüldüğü gibi murat edilenin aksine sonuçlar vermektedir.

Türkiye’nin bağımsızlık referandumu ve Rojava’ya yönelik politikaları ‘Kürt kardeşim, din kardeşim’ politikası içinde adeta bir turnusol kağıdı oldu. Bu gerçekliğin politik yansımalarının önümüzdeki süreçlere yansımasının olacağı muhakkaktır. Bu bağlamda Irak ve Suriye’nin ardından Türkiye’nin de Kürt meselesini kendi içinde çözme şansı giderek zayıflamaktadır. Oysa Türkiye’nin yakın geçmişte fırsatları oldu. Ancak Kürtlerin politik varlığının ‘beka sorunu’ olarak görülmesi sorunun iç dinamiklerle çözümünü engellediği gibi Türkiye’nin ‘Suriye’de Kürt sorunu’ gibi kardeş bir sorunla sonuçlanmış durumda.

Artık Türkiye açısında Kürt meselesinde yeni bir evre açılmıştır. Türkiye’nin Kürt karşıtı politikası sınırları aştı. Irak ve Suriye’yi de kapsayan bir boyuta geldi. Ancak sadece Türkiye’nin müdahalesi sınırları aşmıyor, buna paralel olarak Kürt sorunu da sınırları aşıyor. Küresel ve bölgesel güçlerin meseleye dahli her geçen gün daha fazla artıyor. Denkleme ne kadar fazla sayıda dış güç girerse, sorun da o kadar içinden çıkılmaz bir hal alıyor. ABD ve Rusya başta olmak üzere Kürt sorunu artık birçok bölgesel ve küresel gücün gündemindedir. Türkiye, Kürt lafına kulaklarını kapattıkça pratik politikasının sonucu olarak başkalarından daha fazla Kürt lafını duyuyor.

Var olan Ortadoğu denkleminde Türkiye’nin tüm güçleri kendi Kürt politikasına ikna etmesi mümkün görünmüyor. Zira çıkarları çatışan taraflardır sahada olanlar. S400 ve Patriot dengesi de alıcının değil satıcının keyfiyetinde olduğunda inisiyatif de dışarıda oluyor. Haliyle Türkiye’nin de bir kuşağı Washington, bir kuşağı Moskova’da oluyor. Bir o yana koşuyor bir bu yana. Derken Paris, London ses veriyor. Tel Aviv, Şam başka bir dert. Dışarıdan Kürtlere ilişkin yapılan açıklamalara artık cevap yetiştirmek bile başlı başına devlet açısından bir iş kalemi halini aldı.

Tüm bu telaş ve çaba Türkiye’nin ‘Kürt kardeşinin’ hiçbir hak sahibi olmamasına yetip yetmeyeceği de belli değil. İş şimdilik Trump’ın şans oyununu andıran tweet’lerine kaldı. Türk’ün de Kürt’ün de gözü kuşağı bu tweet’lerde. Kuşkusuz bu topraklar adına vahim bir durum ama meriyetteki politikalar sürdükçe daha uzun süre ahvalimiz bu olacaktır. Medya ile arası iyi olmadığından sosyal medya mecrasına akan Trump’ın karakter sınırlaması nedeniyle kısaltmalarla yüklü tweet’inin alameti farikasını çözmek için sayfalarca analiz yapar, tüm medyayı tekeline alan Putin’nin gönül rahatlığıyla uzun uzadıya yaptığı konuşmalarından ‘can alıcı’ noktayı bulmak için mesai yapmaya devam edeceğiz.

İşin özeti ise Bolton, İsrail ve Türkiye ziyaretlerinin ardından yurda döndü. Ekibiyle yaptığı değerlendirmeyi Beyaz Sarayla paylaştı. Büyük ihtimalle Türkiye’nin S400’ler başta olmak üzere Rusya ile girdiği angajmandan dönmek istemediğini rapor etti. Yine Ortadoğu’da ABD ve Avrupa ülkelerinin etkisinin zayıflamasını çıkarlarına görmeyen İngiltere, İsrail, Fransa gibi ülkelerin bastırmasıyla yeni bir durum değerlendirmesine geçildi. Öte yandan ABD Dışişleri Bakanı Pompeo’nun da Arap ülkeleri temaslarında heybesi dolgun dönüyor. Heybede ABD’nin Suriye’den çekilmemesi talebinin de olduğu muhakkaktır. Ek olarak İran’a dönük istekler mevcuttur.

Suriye hikayesi Trump’ın bir tweet’i ile bozulan ABD yeni bir hikaye yazacaktır. Bu seferki hikayeye İsrail, İngiltere ve Fransa başta olmak üzere bir çok karakter dahil olacaktır. Bu da Suriye krizinin yeni bir yörüngeye oturtacaktır. Türkiye’ye de bu hikayede bir yer var. Kuşkusuz Kürtlerin de bir rolü olacak. Türkiye ve Kürtlerin yeni hikayede alacakları rollere göre Rusya ve rejimle ilişkileri de yeniden şekillenecektir. İşi en zor olan da Türkiye ve Kürtlerdir. Zira sürekli ABD ve Rusya arasında tercih yapma baskısının sinirleri epey yıpratıyor.