Ana SayfaYazarlarElend AydınEn uzun cümle – Elend Aydın

En uzun cümle – Elend Aydın


Elend Aydın


Uzun kederler, kısa sevinçlerle bezeli bu ağır günlerde kurduğumuz cümlelere bakmak isterim. Nasıllar? Kısa mı, kırık mı, uzun, tumturaklı ya da sade mi? Bence cümlelerimiz bizi ele verir bir şekilde. Anlatmadığımızı, sır gibi sakladığımızı da anlatır, haykırışın ardındaki sessizliğimizi de.

Sessizliğimiz demişken, yağmur da sustu, kesintisiz bir haykırışın, oluşturduğu “hiç susmayacak” hissiyatının ardından sustu. Yağmur da cümlelerini toplayıp gitti ya da en uzun cümlesini hazırlamaya giderken suskuya boğuldu.

Peki, bizim en uzun cümlemiz nerede? Yazıldı mı, yazılıyor mu, yazılacak mı? En uzun cümle neden kurulur peki? Anlam ve hüznü en kısa şekilde anlatmak için mi? Yoksa kısa süreli varoluşumuzla uzun cümlelerin içinde saklanmak için mi kurarız uzun cümleleri?

Cevaplar, açamayan badem çiçekleriyle yola çıkadursun biz Victor Hugo’ya dönelim. Çünkü Fransız edebiyatının en uzun cümlesini o kurabilmiş. Peki, kaç kelimeliktir bu cümle? Tam sekiz yüz yirmi üç (823) kelime! Üstad bu cümleyi bize armağan ettiği dev klasik eseri Sefiller’in üçüncü bölümünde kurmuş ve o sekiz yüz yirmi üç kelime okurken bizi soluksuz bıraksa da aslında en uzun soluğudur edebiyatın. (Bu arada; cehennemi bir yerin merdiven başında, birlikte Sefiller’i okuduğumuz muhterem bir şahsiyet vardı, umarım hatırlıyordur, hiç sesi çıkmıyor da…) Uzun cümleler uzun soluklu olmamızı isterken, V. Hugo uyuduğu yerden bize sekiz yüz yirmi üç pervane yolluyordur belki şimdi; her birinde ışığı, özgürlük ve huzuru bulalım diye.

Bu badem çiçeksiz zamanda kimselerin kuramadığı ve kıramadığı cümleler kuralım. Eğilip bükülmeyen, paketlenip pazarlara sürülemeyen allı-morlu, neşeli, dirençli cümleler. Bu zamansız zamanlarda üstadın izinden giderek uzun soluklu, uzun anlamlı, uzun ışıklı, uzun ağaçlı, uzun bakışlı, uzun görüşlü ve her şeyden azade cümleler kurup rüzgarın kanatlarına emanet edelim.

Bir yerlerde “hayatım bu cümleler içinde geçti” mealinde bir yazıya rastlamış, “bu cümleler içinde” ile kastedilenin ne olduğunu anlamaya çalışmıştım. Şimdi ise sorular treni katar katar yola çıkıyor: ya benim hayatım “hangi cümle” ya da “cümleler içinde” geçti? Hayatın toplamını ifade eden bir cümle ve bir cümleye sığabilen bir hayat var mıdır? Özgürleşme ve gerçekleşmeyi yakalayamamış birey ve toplumların bir cümlecik bile olsun bir hayatları var mıdır kendilerinin yazdığı? Yoksa hayatı ifade eden cümlenin yarısı keder, ölüm ve eziyet, öbür yarısı kabulleniş ve yok oluş mudur?

Sanırım kuğu tüyü kalemler alıp hayatımızın, hayatlarımızın cümlesini yazmanın ve başkalarının bizleri iradesizce içine hapsetmek için kurdukları cümleleri bozmanın zamanının çoktan geldiğini biliyoruz. Şimdi kanatlı cümleler kurmak için kuğu tüyü kalemleri almanın, bin bir türde esir eden cümleleri iptal edip suya atmanın zamanı… Şimdi kurduğumuz hiçbir cümle bizi ve hayatımızı ifade etmiyor/edemez demenin ve kadim bir taşa düşlerimizden geçen bir kuş resmi çizer gibi bizi anlatan cümlemizi kurmanın zamanı… Yoksa hegemonik söz tutsak hayatı, tutsak hayat hegemonik sözü beslemeye devam eder ve ülke ve dünya faşizmle daha fazla kararır bize ve özgürlüğe ait bir harf bile kalmaz.

Öyleyse tüyden kalemlerle bizi biz yapan cümlemizi yıldız ışımaları içinde yazmaya başladık bile! Belki cümlelerimizin içinden de sekiz yüz yirmi üç pervane uçuşup üstadın selamını getirir, karanlıklar daha da azalır, neden olmasın?