Ana SayfaYazarlarBahadır AltanUçuruma yuvarlanan uçak değil, sistemin ta kendisi

Uçuruma yuvarlanan uçak değil, sistemin ta kendisi


Bahadır Altan


Birisi çıkıp aslında her zaman söylenen basit bir cümleyi, herkesin kulak kabarttığı ama beklenmeyen bir zamanda, üstelik de iktidarın mahallesinde yüksek sesle söyleyince bazen hakikati örten perdenin aralanmasına neden olabiliyor. Örtü kalkıp altındaki çıplak kral ve cascavlak sistem görününce de telaşlanıyorlar…

Pegasus Hava Yolları uçağı pistte duramayıp 30 metrelik çukura yuvarlandığında, bütün kanallarda bu kaza ile ilgili haberler, yorumlar havada uçuşuyor ve bu bilgi kirliliği bulutu içinde gerçekler görünmez oluyordu. Bir suçlu aranıyor ve bütün parmaklar, çoğu zaman olduğu gibi pilotları işaret ediyordu. Savcı, omurgalarında kırıklar olan ve hastanede yaşam mücadelesi veren pilotlara gözaltı kararını vermişti bile! O zamana kadar elde yeterli bilgi, bulgu olmadığından susmayı tercih etsek de artık bu mümkün değildi. Çünkü hakikati bilip de susmanın sorumluluğu konuşmaktan daha ağırdı…

CNN Türk kanalında daha önce havacılığın TÜSİAD’ı denen dernek, TÖSHİD yöneticiliği de yapmış birisi “uzman” olarak kaza hakkında yorumlarda bulunuyordu. Bu nedenle o sırada arayan CNN Türk kanalına bağlandım. Bütünsel bakmak, bir suçlu aramak yerine hatalara zemin hazırlayan sistemi sorgulamayı önermek niyetindeydim. Gerisi çorap söküğü gibi geldi. Kâr hırsıyla ve hızla büyüyen sivil havacılığın altyapı eksikliklerini tamamlamak yerine, dünyanın en büyük havalimanını yapmaya soyunan anlayışı sorgulayınca ve de bunu iktidarın kanalı CNN Türk’te yapınca kıyamet koptu.

Haber sunucusu, canlı yayını kıvrak bir manevrayla sonlandırıp, toparlamaya çalışsa da olan olmuştu. “Trafik kazalarında, iş cinayetlerinde dünya lideri olan bir ülkenin havacılığında, bunlardan farklı bir sonuç beklenmesinin mümkün olmadığı” türünden sözler kulaklara ulaşmıştı bir kere. Bunların üstüne “Ülke freni boşalmış kamyon gibi! Çığ altında kalanları kurtarmaya giden ekipler yaşamlarını yitiriyor. Biz hala 3. Havalimanı, hala proje üstüne proje üretiyoruz, İstanbul’u deprem bekliyor, biz buna hazırlanmak yerine kaynakları kanal açmaya harcıyoruz, bir duralım aklıselim gerekiyor” şeklindeki sözler de eklenince sonuç olağandı.

Bundan sonra, Sabiha Gökçen’de ikinci pist inşaatını durdurup, dünyanın en büyük havalimanını yapmaya soyunmanın nasıl bir gaflet olduğuna benzer bir örnekle deprem bekleyen bir kentte buna hazırlanmak yerine kaynakları mega projelere harcamanın ne anlama geldiğini, kazalardan ders alınmadığı için tekrarlandığını anlatma fırsatımız olmadı elbet!

Bu yayından sonra artık sadece muhalif kanallar ve uluslararası ajanslara da olsa gerçekleri dilim döndüğünce anlatmaya çalıştım. Bu da sadece iktidarı değil, havayolu şirket sahiplerinden yöneticilerine, Airbus Türkiye temsilcisinden Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü’ne (SHGM) kadar birçok kesimi rahatsız etti. Çünkü hepsinin bu ve daha önceki kazalarda payının olabileceğini akla getiriyordu sözlerim. Bunun yerine daha önce yapıldığı gibi hava trafik kontrolörü veya pilot olsun bir suçlu bulup, bütün kusuru onların üzerine yıkarak sistemin sorgulanmasını, belki de asıl suçluların ortaya çıkmasını engelleyerek bu işi bitirmek vardı!

Tabi durumdan vazife çıkaran Pegasus Hava Yolları ilk iş olarak bu yorumların sahibi Kaptan Bahadır Altan’ı işten attı! Bu yolla susturacaklarını, hakikatin ortaya çıkmasını engelleyebileceklerini sandılar. Ama yanıldılar. Şimdiye kadar söylediklerim hiç bu kadar geniş bir kesime ulaşmamış, bu kadar yankı bulmamıştı. Bu da bir kazayı önler ve bir insanın yaşamını kurtarırsa bu bedeli defalarca ödemeye razıydım. Pegasus CEO’su için bu sadece “kaza/kriz anında yapılacaklar” listesinde, ‘check’ (tik) atılacak bir madde olabilir. Ama bizim için, daha doğrusu bütün pilotlar için yaşamını yitiren, sakat kalan insanlar basın toplantısında önceden tasarlanan gözyaşlarından ibaret değildir!

Pegasus CEO’su Mehmet Nane

CNN’de eğer fırsat verilseydi, sonra başka kanallarda uzun uzun anlattığım gibi, son kazanın da daha öncekiler gibi, ne Pegasus’un ne Boeing’in değil, bizim, hepimizin, yani sivil havacılığımızın bir kazası olduğunu anlatacaktım. Bu kazanın aynısının 2004’te Gaziantep hava meydanında yaşandığını ama hiçbir ders alınmadığı için bunun tekrarını yaşadığımızı anlatacaktım.

O kazada yine gece ve yağışlı bir havada arka rüzgarla iniş yapılmış, pist sonunda durulamamıştı. Pistin etrafı düz bir arazi olduğundan kimse yaralanmamıştı. THY yönetimi kaptanı suçlu ilan edip işten atınca da herkes rahatlamıştı. Çünkü yukarıdaki gibi, sorgulayan bir bakışın ucu kendilerine, kendi ihmallerine, görevlerini yeterince yapmamalarına da varabilirdi! İşte tam da bu anlayış hatalara ve kazalara elverişli bir zemin oluşturuyor. Bütünsel bakıştan uzak, sadece bir suçlu arayan bu anlayışla, şimdi olduğu gibi tekrar tekrar bu kazaların yaşanması engellenemiyor.

Daha kara kutu çözülmeden, yeterli bilgilere ulaşılmadan her seviyedeki yöneticinin yapacağı yorum, kazayı araştıracak heyete bir yönlendirme anlamındadır ve yanlıştır. Hatta Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü gibi kurumların tamamen özerk yapıda olduğu batı ülkelerinde bu suçtur. Ama ülkemizde daha kazaya dair hiçbir bilgi yokken, Ulaştırma Bakanı “sert iniş” hükmünü kesebiliyor! Daha sonra kara kutudan bu hükümlerin aksine, pilotların dışındaki faktörler dökülmeye başlayınca da Bakanlık “henüz tam çözümleme yapılmadı yorumlamak yanlıştır” diyebiliyor, yani kendi uyarısına kendisi uyma gereği duymuyor ne yazık ki… Oysa Bakan’ın kazanın hemen ardından iddia ettiği gibi sert veya süratli iniş olmamıştır.

Fotoğraf: Emrah Gürel / AFP

Bu yazı yazılırken kaptanın tutuklanma haberi de geldi. Omurgasındaki kırıklar nedeniyle ameliyatlı ve tekerlekli sandalyeyle duruşmaya getirilen kaptanın ifadesi hatalar zincirini ortaya koyuyor. Pistte yapılması gereken periyodik lastik izi temizliğinin yapılmaması, pist sonunda kayarak arka rüzgarın artışıyla birlikte hızlanmanın ana sebebi olduğunu belirtiyor. Pist sonundaki uçurum ise ölümlere sebep olan ana faktördür. Sayın Bakan acaba bu yüzden mi kazadan dakikalar sonra yaptığı açıklamada tutuklanan pilotu ve sert inişi işaret etmiştir? Kaptan tekerlekli sandalyeyle yurt dışına mı kaçacak, enkaza gidip lövye üzerindeki parmak izlerini mi silecek, delilleri mi karartacaktır dersiniz! Kuşkusuz hayır. Sadece asıl suçluları gizlemek için bir günah keçisi yaratıp, onu işaret etmeleri gerekiyor…

“Suçlu” ilan edilen kendi kaptanı da olsa, bunun her kademedeki Pegasus Hava Yolları yöneticisinin de işine geldiği düşüncesindeyim. Meslek grubunun tamamının yeterlilik sınavlarına tabi tutulması, kontrollerden geçirilmesi gibi uygulamalar bunu gösteriyor. Oysa iğneyi önce kendilerine batırıp kendi hatalarını görmeye, özeleştiri yapmaya şiddetle ihtiyaçları var. Çünkü geçmişte şirket içinden, ben dahil birçok deneyimli kaptan ile diğer meslek gruplarından arkadaşların her türlü uyarısına kulak tıkayan, “şirket batıyordu ben böylece kurtarıyorum” diyerek emeği değersizleştiren, havacılıkta en değerli şey olan tecrübeyi önemsemeyen bizzat Pegasus CEO’su ve en yakın yardımcıları oldu.

Ayrıntıları bir kenara bırakıp genele dönersek, duramayıp pistten çıkanın uçak değil, sistemin kendisi olduğunu görürüz. Çünkü kapitalizmin atı öldüresiye kırbaçlamaya benzeyen bu hız ve kâr tutkusu, dünyanın sonunu da getirecek bir çılgınlığa dönüşmüş durumda. İklim krizine bakılırsa bu çok da uzak değil. Sistemin biricik düşmanı ise hakikat. Bu yüzden gerçeklerin görünür olmasına ve bunu sağlamaya çalışanlara tahammül edemiyor…

Previous post
Diyarbakır'da yangın: Bir çocuk yaşamını yitirdi
Next post
Corona virüsü: İran'da 11 eyalette halka sokağa çıkmama çağrısı