Ana SayfaKültür-SanatBir buluşma mekanı: Diyarbakır Edebiyat Evi

Bir buluşma mekanı: Diyarbakır Edebiyat Evi

HABER MERKEZİ – Edebiyat merkezli bir okuma ve buluşma mekanı olarak tasarlanan Wêjegeh Amed yani Diyarbakır Edebiyat Evi açıldı. Kürt edebiyatı için de büyük önem arz eden evin sorumlularından Lal Laleş, mekanın oluşum fikrini, meramını ve neleri hedeflediklerini Bircan Değirmenci’ye anlattı.


Bircan Değirmenci


Başta Diyarbakır ve bölge olmak üzere Türkiye ve dünyanın edebiyat dinamiklerinin yollarının kesiştiği bir buluşma alanı yaratmak için kurulan Diyarbakır Edebiyat Evi, nam-ı diğer Wêjegeh Amed’deyiz.

Mekanın giriş katında bulunan, kentin ilk vegan mutfağı Gabo’dan tanıdığımız Cahit’in aynı mantıkla, dingin bir müzik eşliğinde hizmet verdiği Haiku’dan merdivenle yukarı çıktığınızda kitap rafları karşılıyor sizi.

Kasvetli kütüphane izlenimini camlara uzayarak içinizi açan meyve ağaçları bozuyor. Burnunuza gelen tarçın kokusu ve saksıdaki çiçeklerin size göz kırptığı sakin ve huzurlu bir ortam.

Ev sahibi Lal Laleş henüz gelmemiş.  Onu beklerken bir dergi karıştırıyorum masada. Az sonra yukarı gelen ikisi kadın üç kişi yüksek sesle konuşarak dağıtıyor ambiyansı. Göz göze geldiğimizde “pardon” diyorlar. Ardından rafların önünde durup, ellerine aldıkları kitaplarla telefonlarına gülümseyerek, özçekim yapıyorlar.

Birden gözüm Hikmet ağabeyi arıyor. Bu sahne son dönem müptelası olduğum Tutunamayanlar dizisindeki Hikmet karakterini hatırlatıyor bana.

Okuma yazma bilmeyen, konuyla ilgisi olmasa da cebinde anlatacağı meselleri bulunan, hırsları ve para kazanma derdi olmayan Hikmet’in, mahalle arasında sadece kitap okuyup muhabbet etme amacıyla açtığı bir kitap kafesi var. Kendimi bir an orada hissediyorum.

Kitap okumayan, birbiriyle muhabbet etmeyen ve telefonuyla ilgilenenleri ise yaka paça kafeden kovalayan Hikmet’i anımsarken içeri Lal giriyor. O da Hikmet ağabeyin izinden mi gidecek diye merak ediyorum.

Laleş’le edebiyat evi fikrini, meramını, neleri hedeflediklerini konuştuk.

Lal Laleş / Fotoğraf: Bilal Güldem

Lal Laleş’i 2004 yılından beri kurduğu adıyla özdeşleşen Lîs Yayınevi’nden tanıyoruz.

Kürtçeye kaynak metin biriktirmenin yanı sıra Türkiye ve dünya edebiyatını Kürtçeye çevirmek ve Kürtçe edebiyata alan açmak için çalışma yürüten Lîs Yayınevi; Kürtçe edebiyat kadar, tüm dünya edebiyatını da sahiplenerek, sınırları ve sınırsızlıkları edebiyata dönüştürmenin yolunu arıyor.

Laleş’in iki yıldan fazla bir süredir üzerinde zihinsel olarak düşündüğü, lakin koşulların oluşmasıyla hayata geçirdiği Edebiyat Evi fikri de Lîs Yayınevi öncülüğünde ete kemiğe bürünmüş. Lîs Yayınevi’nin sadece kitap basan bir yayın evi olarak faaliyet göstermediğinin altını çiziyor Laleş:

“Kitap üzerinden okurla yazarı bir araya getirmeyi kendine dert edinmiş bir kültürel refleks olarak Lîs ortaya çıkmıştı. Bu nedenle kendi yazarlarımız ve başka yayınevlerinde de kitapları basılan yazarlarla çeşitli etkinlikler söyleşiler yapıyorduk. Örneğin beş kadın yazarın öykülerinden oluşan Kürtçe-Türkçe basılan Mor Mühürler’i yayınladığımız vakit o yazarlarla yaklaşık 16 yerleşim biriminde söyleşi ve paneller düzenledik. 2013 ve 2018 de karşılaştırmalı edebiyat günlerini Diyarbakır Sanat Merkezi ile beraber yaptık.  2020’de bu etkinliği edebiyat evinde sürdüreceğiz.”

Edebiyatın farklı boyutlarını sunmak ve tartışmaya açmak kadar, edebiyatın ve dilin kendi başına merkezî düşünceyi sarsacak demokratik potansiyelini yaşayarak öğrenmeye çalışılan bir mekân olacak Diyarbakır Edebiyat Evi.

“Sözün eşitliğinin bir temsiliyet sorunundan öte, bir edebiyat sorunu olarak işlendiği bir yer burası.” diyen Laleş, fikirlerin konuşulduğu, düşüncelerin paylaşıma açıldığı, ilhamın birlikte arandığı, sözün beraber üretildiği bir mahalde, edebiyatta buluşmak üzere yola çıktıklarını söylüyor.

Edebiyat Evi, başta yazarlar ve okurlar olmak üzere yayıncılığın tüm emek bileşenlerinin yan yana gelebileceği bir paylaşım alanı olmak üzere kurulmuş.

Mekânın ikinci katı yazar ve okurların yanı sıra farklı disiplinlerden sanatçı ve araştırmacıları konuk edecek olan tematik buluşmaların gerçekleşeceği çok amaçlı salonu ve Yay Koop Diyarbakır Temsilciliği bünyesindeki birçok farklı yayınevi kitaplarının Lîs Yayınları’yla birlikte okurla buluşacağı Lîs Kitabevi’ni içeriyor.

Altı tematik başlık

Laleş; Edebiyat Evi’ni birlikte yönettiği ve programları beraber oluşturdukları Seçkin Arlan ile altı tematik başlık belirlemiş.

“Ekokritik, Müşterek Bellek, Mihenk Taşı, Kültür İşliği, Müfredat Dışı, Çeviri Adası ve Yazarın Günü” başlıkları altında bir dizi meselenin konuşulacağı, edebiyatla kesişen ve yaşadığımız dünyayı, gündelik hayatımızı kuşatan her konunun kendine yer bulabileceği bir ev hayali kurulmuş.

Bu amaçla bir araya gelinecek çok amaçlı salonda, okur-yazar buluşmaları, söyleşiler, okuma ve tartışma programları, küçük atölye odasında ise odaklı çalışma ve eğitimlerle farklı etkinlikler yer bulacak.

“Çok dilli açık alan” olarak tanımladığı edebiyat evinin kentin çok dilli, çok kültürlü dinamik dünyasının bir ihtiyacına cevap olmak üzere yola çıktığını belirtiyor Laleş:

“Son dönemlerde insanların kendini ifade edebileceği, söyleşi yapabilecekleri, imza ve benzeri kültürel faaliyetlerini yürütebilecekleri pek bir alan kalmamıştı. Bu da tabi sadece bizim kendi yazarlarımız değil hem Türkiye hatta mümkünse dünyanın birçok yerinde edebi kültürel faaliyetler yürüten aktörleri burada ağırlamak ve o okur-yazar buluşmalarını gerçekleştirmek istiyoruz. Yazarın Günü buluşmalarıyla, yazarlarımızı tanımak kadar deneyimlerini genç yazarlara aktarabilecekleri bir deneyim paylaşım alanı da kurarak evimizi dolduran tüm seslerin bir yerlerde yazıya düşebilmesi için birlikte ilmek atacağız.”

Edebiyatla sınırlı kalmayacak

“Mesafelere, sınırlara, edebiyat ve sanatla bir hâl yol arayacağız” diyen Lal Laleş, edebiyat evini kurarken daha sakin ve insanlara faydalı olabilecek kalıcı olan bir fikriyatla ortaya çıktıklarını söylüyor.

Laleş, “Sadece edebiyatla sınırlı değil. Farklı disiplinlerin de birbiriyle bir şekilde kaynaşıp ayrıştığı, sürtüştüğü, ara tonlarda ve ara zeminlerde birtakım işler yapmak. Sergi, sinema, tiyatro, interaktif söyleşiler de olabilir. Bir buluşma mekanı olacak” diyor.

Kebikeç’ten bugüne..

Diyarbakır’da 90’lı yılların sonlarında Ofis semtindeki Kebikeç adlı bir mekan kültür merkezi işlevi görüyordu. Türkiye’nin batısından birçok yazar davet edilip okurla buluşturuluyordu. Akabinde yerel yönetimlerin devreye girmesiyle yapılan festivallerde bu özel yapının kendine bir alan bulması zorlaştı.

“Kebikeç deneyimi de kimsenin edebiyattan, kültürden bahsetmediği zeminde bir yoksulluk döneminde kurularak önemli bir açığı kapattı. İlk dönem belediyeler tarafından büyük festivaller yapılarak, günlerce süren, aynı saate denk gelen hatta abartılı denebilecek çeşitli programlar yürütüldü. Dolayısıyla Kebikeç ilk dönemdeki misyonunu doğal olarak kaybetti. Aslında belki de tüm bunları düşünerek daha sakin, çeşitli başlıkları derinlemesine işleyerek ve okurun biraz dikkatini çekecek işler düşündük.”

Herkese kapımız açık

Diyarbakır’ın temel sorunlarından birinin de süreklilik olduğunu düşünen Laleş, “Okurun zihninde devamlılık arz edecek  ve okurun kendi kültürel dünyasında zenginleştireceği, daha da geniş alanlara taşıracak bir şeyi konuşmak lazım. Geçici olmasından çok kalıcı işler yapılmalı. Köksüzlük değil gelenek üzerine bir şey inşa edip yürütmek” diyor ve ekliyor:

“O anlamda kurduğumuz bu ev biraz sakin, okurun dönüp kendini de değerlendirdiği, eleştirebileceği, talep edebileceği, kendi kültürel dünyasını zenginleştirecek programları talep edeceği katılımcı, demokratik bir işleyiş.

“Mesela çeşitli edebiyat dergilerinin yayınevlerine, kültürel kurumlara, STK’lara şunu söylüyoruz. Bizim temel ilkelerimize ters düşmemek kaydıyla yani milliyetçi, türcü, cinsiyetçi olmayan, kaliteli, edebi ve kültürel olarak değerli bir şey üreten herkese kendi etkinliklerini de koymalarını öneriyoruz.

“Belirlediğimiz başlıklar ışığında bizimle ortaklaşabilir, kendi etkinliğini yapabilir. O açık alanın çok dillikle ve çok kültürlülükle çoğulcu ve demokratik biçimde doldurulmasını istiyoruz.”

“Bizim aslında kendimizi de dinlemeye ihtiyacımız var” diyen Laleş, “İnsanların burada kendini dinleyebileceği, kitap, dergi karıştırabileceği bir yer. Okurun kitaba rahat ulaşabileceği ama aynı zamanda  oturup bahçesinde çayını kahvesini içebileceği ağacın gölgesinde oturup kitap okuyacağı, bir taraftan da çeşitli disiplinlerle etkinlikler, okumalar yapabileceği bir mekan” diye belirtiyor.

Müfredatın dışındakiler

Edebiyat evinde ‘Kültür işliği’ başlığında kendi alanında uzman akademisyen ve yazarlar çeşitli meselelere dair bilgi alışverişi yapacak, deneyim aktarımında bulunacak. Lakin bir de müfredatın dışında kalanlar var. Onları da Laleş’ten dinleyelim.

“Buradaki dert sadece titri ve unvanı olan çok ünlü kişilerin gelmesi değil. Bence hayatın içinde çok güzel cümleler kurabilecek çok deneyimler edinmiş, bunları hayatla buluşturmuş, insanlara bir şekilde değmiş kişiler de var. Biz bunlara müfredat dışı diyoruz. Müfredatın dışında kalan ama kıymetli eserler vücuda getirenler var. Dolayısıyla onların da gelip burada deneyimlerini izleyenlerle paylaştığı ve karşılıklı etkileşimin olduğu bir başlık.

“Müfredatla müfredat dışı arasındaki tüm seçeneklerin birbiriyle buluştuğu, çatıştığı, ayrıştığı ama bir şekilde bütün o çatışma ve birleşmeden ortaya çıkacak enerjinin de kıymetli bir şey olduğunu düşünüyoruz.”

Yayınevlerine çağrı

Kitap satış noktasında okurla kitap arasındaki aracı kaldırıp okurun rahat biçimde kitaba ulaşması için imkan oluşturmak istediklerini vurgulayan Laleş, “Küçük yayınevlerinin bu imkandan yararlanmasını çok isterim. Çünkü Türkiye’de yayıncılık yapan az ama çok kıymetli kitaplar basan yerler var” diyor.

“Anadolu’nun çeşitli yerlerinde o kitaplara ulaşamayan kitlenin olduğunu da biliyoruz. Onların öyle güzel bir kataloğu var ki. O kataloğu buradaki okurla buluşmasını sağlamak isteriz. Birinci derdimiz küçük ve nitelikli yayınevlerine destek olmak. Onlara raf açmak.

“35 yayınevinin kitapları satışta. 8 Mart’a kadar yüzde 30 indirimli. Sonrasında da kentteki diğer kitapevlerini de zora sokmayarak, yayınevleri ve kooperatifle beraber indirim belirlenecek.

“Biz bir şey kurarken başka yerlerin zarar görmesini engellemek zorundayız. Dolayısıyla daha makul ama bir şekilde okuru gözeterek yapacağız bunu.”

Neden Sur’da değil

Edebiyat Evi; kentin gelişimiyle birlikte artık göbeği sayılan Diclekent’te, aralarında dershane, kolej, kreş, rehabilitasyon merkezi, restoran, kafe, klinik, kültür merkezi gibi çeşitli faaliyetler sürdüren 216 yapıdan oluşan, Diclekent Villaları’nda  bulunuyor.

Lal Laleş / Fotoğraf: Bilal Güldem

Mekanın neden Sur içinde değil de burada açıldığına ilişkin sorumuzun cevabını da Laleş veriyor.

“Birçok insan aslında bu mekanın Suriçinde olmasını istiyordu. Kuşkusuz ben de Sur’a gönül verenlerdenim. Fakat çeşitli fiziki nedenlerden dolayı ben öyle düşünmüyorum. Biz şu an Sur’un sadece bir kısmında birtakım mekanları kurma şansına sahibiz. Oralarda da aslında bahsettiğim, kitabı, mutfağı, insanların rahat edeceği, birçok etkinliği yapabileceği büyüklükte ve sağlamlıkta bir yapı bulmak o kadar kolay değil. Bulunsa da restore etmek, işler hale getirmek gücün üstünde bir şey.

“Dolayısıyla daha makul, gerçekleşebilir ve insanların rahat gidebilecekleri bahçesi, gölgesi olan bir alanı tercih ettik. Bu da Diclekent villaları dediğimiz, kent büyürken kendi doğası, akışı içerisinde kurulmuş, içinde kendi kimliğini kazanmış Edebiyat Evi’ne yakışır bir yer.

“Belki de böyle bir yerde olmalı ki aslında burası da başka bir şeye dönüşmesin, daha doğru bir yerde kalsın. Burayla birlikte buranın çehresi de başka bir boyut kazandı. Bu aynı zamanda esasen burada faaliyet gösteren diğer müesseselerin de kimliğini güçlendirecek bir şey.

“Çok severek gittiğim Mordem Sanat Merkezi var. Bunlar çoğalmalı. Keşke bu iki mekanın dışında da birkaç mekan daha olsa.”

Laleş, sözlerini, “Bu açık alanı sahiplenerek, hepimizin birlikte doldurmasını umut ediyorum. Kendini ifade etmek isteyen tüm yazar, akademisyen ve aktivistlere açık olduğunu söylemek istiyorum” diye tamamlıyor.

Edebiyat Evi’nin Mart ayı programı ise şöyle:

Previous post
Aydın'da kadın cinayeti: Bir polis meslektaşını öldürüp, annesini ağır yaraladı
Next post
Hamile olan mülteci kadına "Bu ülkeden gidin" diyerek saldırdılar