Ana SayfaYazarlarBircan DeğirmenciMehmet Atlı: Müzik benim mekânım

Mehmet Atlı: Müzik benim mekânım

HABER MERKEZİ – Mehmet Atlı’nın yeni albümü “Morî Mircan”, Kom Müzik etiketiyle yayımlandı. Albüme dijital platformlardan ulaşmak mümkün. Hem bu 9 şarkılık albümün hikayesini hem de aynı zamanda akademisyen olan Mehmet Atlı’nın geçmişten bugüne uzanan müzik serüvenini kendisinden dinliyoruz.


Söyleşi: Bircan Değirmenci


80’li yılların Diyarbakır’ı. Nüfusunun çoğunluğunu işçiler, işsizler, civar yerleşimlerden göçen ailelerin oluşturduğu Bağlar semti. Henüz düğün salonları yokken damlar, avlular, sokaklar, boş arsalar düğünlerin mekanı. Baş köşeye ellerinde cümbüş, bağlama ve darbukalarla kurulan sazbendler düğünleri şenlendirirken, bir köşede onları dikkatle izleyen küçük çocuk eve geldiğinde eline geçirdiği kutulardan, kablolardan, atık malzemelerden müzik sehpasını kurup çalgıcıları taklit ediyor, 20 kiloluk Vita, Evet yağı tenekelerini enstrümana dönüştürüp ses çıkartıyor ta ki komşular isyan edip “Yeter Memo yeter! Başımızi şişırdın” diye seslenene kadar.

Sesinin güzelliği de çoktan fark edilmiştir Memo’nun. İlkokulda boş ders olarak görülen müzik dersinde türkü söyletilen çocuktur O. Evlerinde Kûrmancî, Zazakî ve Türkçe konuşulan, 10 çocuklu bir ailede büyüyen, ancak hastalandığı zaman özel bir kıymet verilen çocuklardandı. Dağkapı’daki Devlet Hastanesi dönüşü işportacıların yerde sattığı, gözünü ayıramadığı plastik saz, babası tarafından alınan ilk enstrümanı olmuştu.

Üniversitede okuyan ağabeyinin bağlaması ile gerçek bir enstrümanla tanışır. Üzerinde farklı isimler yazan, elden ele dolaşan Aram Tigran, Şivan Perwer, Ciwan Haco, Ayşe Şan, Zülfü Livaneli, Koma Azadî’nin şarkılarının kulağına aşina olmasıyla büyümüştür.

Kürtçe müziğe ilgi duyanların severek dinlediği Mehmet Atlı’dan söz ediyoruz.

Lisede amatör müzik gruplarında yer almaya başlar. Diyarbakır’a konser vermek için gelen, ilgiyle takip ettiği Koma Dengê Azadî üyeleriyle tanışır. İstanbul’a gelebilirse kendileriyle görüşmesini önerirler Atlı’ya.

“Hafızamda yer etmiş ve beni Kürtçe müziğe yönlendiren şeyler 80’li yıllarda Diyarbakır’daki atmosferdir. 90’lara gelindiğinde politik olarak belli bir uyanış yaşamış, Kürt kimliğine, haklarına ve Kürt sorununa ilişkin politik formasyonu almış gençlerdik. Müzik ilgisi de o doğrultuda şekilleniyordu.”

İstanbul…

Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’ni kazanınca İstanbul’un yolunu tutar. Müzik ve sanatla da ilgilenebileceğini düşündüğü bir alanı, mimarlığı seçmiştir. Müziğe akademik değil hep pratik içerisinde, görgül bilgiye dayanarak, izleyerek, gözlemleyerek devam etse de fakülteye başladığında kitaplığına aldığı ilk şeylerden biri, bir müzik sözlüğüdür.

90’lı yıllardır. Politik olarak hareketli bir şehirdir İstanbul. Biraz politize olmuş ve müziğe meraklı bir genç için geniş aktivite alanı olan, şarkıların kaydedilip basıldığı, hedef kitlenin, dinamizmin olduğu, sanatın ve müziğin kalbinin attığı bir yerdir. Kürt kültürü ile ilgilenen Stran Kültür Merkezi’nde yer alır.

“Bu dernekte bir çalışan ya da çok politize bir aktivistten ziyade müzisyen sıfatıyla bulundum. Arkadaşlar da beni müzisyen olarak kabul etmiş ve bunun dışında pek bir şey beklemezler benden. Sazımı çalar, beste yapardım. Kürtçeyi biraz daha ilerletince şarkı sözü yazmaya başladım. Orada Kürdistan’ın diğer bölgelerindeki üretimleri görme şansım oldu. Erivan radyosu kayıtlarını dinleme, Kürt kültürüyle ilgili daha önce Avrupa’da basılmış kitaplara, 90’ların şartlarında Diyarbakır’da ulaşamadığımız şiirlere, dergilere ulaşma imkanım oldu. Ben de fark ettim ki İstanbul dünyadaki en büyük Kürt şehri. Kürt kültürünün nabzının attığı başlıca merkezlerden biri.”

Bir yandan okula devam ederken Koma Dengê Azadî grubu üyesi olarak profesyonel müziğe adım atar. Grup daha önce Hêvî (Umut) ve Em Azadîxwazin (Biz Özgürlükçüyüz) adlı iki albüm çıkarmış, özellikle üniversiteli gençlerin ilgi odağı olmuştur.

Atlı; yenilikçi bir tavırla söz yazarı, besteci ve solist olarak gruptaki yerini alır.

Sıkı bir repertuar çalışması yaptık. O süreçte öğrendiğim repertuardan hala besleniyorum. Kürtçe müziği çeşitli yönleriyle o çalışmalarla tanıdım.”

Farklı soundlara yöneldikleri Welatêmin (Ülkem) ve Fedî (Utanç) albümleri de dinleyicinin onayını alır. Üniversite ve müzik sürerken bir ayağı da Diyarbakır ve bölgedeki diğer illerdedir Atlı’nın. Konser imkanları kısıtlı olmasına rağmen düğünler, üniversite şenlikleri ve arkadaş buluşmalarında müzik yapmaya, seslerini duyurmaya çalışırlar.

“Önemli olan Kürtçenin yaşatıldığı, duyulduğu temsillerin hayata geçirilebildiği, o toplumsallığı üretmek. 90’lı yıllar bu açıdan önemli. Mesela grupla İstanbul dışına çıktığım ilk etkinliklerden biri İzmir’de bir sünnet düğünüydü ama sadece bu demek değildi. Başlıca öncelik bir şekilde cemaatin bir araya gelip Kürtçeyi yaşatması ve duyurmasıydı.”  

Aynı yıllarda Avrupa’da Newroz programlarına gidip gelmeye başlar. Böylelikle Avrupa bağlamındaki Kürt kimliğiyle tanışma fırsatı bulur. Farklı ortamlarda yeniden üretilen, coğrafyası, sınırları belirsiz, amorf, her an dinamik bir Kürt ve Kürdistan gerçekliğiyle tanışır.

“Kürtçenin yurdu neresidir? diye sorarsanız, nerede yaşatıyorsanız ve üretiyorsanız oradadır derim. Stockholm, Berlin, İstanbul, Mardin… Müzik dinamik bir şey, sınırlara hapsedilemez. Ses ele geçirilemez, izole edilemez. Dolayısıyla kimlik, özgürlük ve hak talepleri nerede ifade edilebiliyorsa müzik de orada. Toplum neredeyse müziği de orada yaşam bulur”.

Grubun dağılması..

1998’de Fêdî albümünün ardından derneklerin kapatılma furyasından Stran Kültür Merkezi de nasibini alır. 1999’da grup da fiilen dağılır, üyelerinden bazıları Diyarbakır’a geçerken kimisi de İstanbul’da kalır.

“Diyarbakır’a gidenler önemli bir iş yaptılar. Kafelerden başlayarak sivil hayatta müziği duyurma sürecinin bir parçası oldular. İlk kez politik ortamlar dışında, çay bahçeleri, pastanelerde Kürtçe duyulur hale geldi”

HADEP’li adayların yerel yönetimlere gelmesiyle birlikte kültür alanında yapılan faaliyetler birçok tabuyu da kırmış olur.

“90’lı yılların bütün o acılı mücadele birikimi, faili meçhulleri, kayıplarıyla birlikte Kürtler adına bir siyasi temsiliyet hakkına dair belli bir yere gelinmişti. Sivil toplum ortamlarında Kürtçe müzik yapmamız ve bunun karşılık bulması, Kürtçenin sokaklarda duyulur olması, normalleşmesi, önemliydi.”

Kebikeç deneyimi

2000’de üniversiteyi bitirip bir mimar olarak Diyarbakır’a geçen sanatçı bir mimarlık bürosunda işe başlarken, edebiyat söyleşileri, şiir dinletileri yapılan Kebikeç adlı kitap kafede haftada bir gün konser vererek, dinleyiciyle bir araya gelir. Civar ilçelerden de insanlar gelip bu etkinliklere katılır. İrşad İpek’in kavalıyla eşlik ettiği ve ses sistemi olmadan verdikleri konserler iki yıl sürer.

Jahr adlı ilk solo albümünün şarkılarını burada seslendirerek hazırlıklarına başlamış olur.

İlk solo albüm Jahr (Zehir)

Bir süre sonra master yapmak ve albümünü çıkartmak üzere tekrar İstanbul’a gider. O sıralarda Lizgê Müzik Atölyesi adında bir oluşumu hayata geçiren Serdar Keskin ve Metin Kahraman’la görüşür. İlk albüm Jahr 2003’te burada yayınlanır.

Mardin Artuklu Üniversitesi süreci

İstanbul’da Mimarlık Tarihi ve Kuramı alanında masterini yaparken çeşitli mimarlık firmalarında çalışır.

“Çeşitli mobbing ve ayrımcılıklarla karşılaştım. Çalıştığım kimi işyerlerinde bunu hissettim ve hissettiğim anda da istifa ettim. Müzisyen de olduğum, Kürtçe şarkılar söylediğim duyulduğunda vücut diliyle başlayan ötekileştirmeye, nefret söylemlerine, pek çok Kürt gibi maruz kaldım. Çoğu zaman da kendi isteğimle bu yerlerden uzaklaştım.”

Bu arada 2008 tarihli Wenda albümü Atlı’nın geniş kitlelerle buluştuğu bir çıkış olur. Yurtiçinde ve dışında yoğun bir konser sürecinin ardından 2010’da tekrar Diyarbakır’a dönen sanatçı, Selim Temo’nun davetiyle Mardin Artuklu Üniversitesi’nde bir konser verir.  O sırada kuruluş aşamasında olan üniversitenin mimarlık fakültesi kadrosunda çalışması için yapılan teklifi kabul eder.

Üniversitenin bana daha açık olacağını, çok yönlülüğümü iyi karşılayacağını umarak öğretim görevlisi olarak başladım. Bir süre de öyle devam etti. Artuklu Üniversitesi çözüm süreci perspektifiyle paralel yürüyen bir girişimdi. Onun bir tür pilot uygulaması, üniversite ayağı gibiydi. Çözüm süreciyle birlikte de çökertildi. Biz de üniversite kadrolarından uzaklaştık, dışlandık. Kimimiz ihraç edilerek, kimimiz istifaya zorlanarak, kimimiz de onur kırıcı şartlarda çalışma koşuluyla kalabildi. Ben ayrılmayı seçtim.”

Atlı’nın da aralarında yer aldığı kimi akademisyenlerin üniversitenin eski rektörü Ahmet Ağırakça’nın uyguladığı mobbing ve işe iade edilmeye ilişkin hukuk mücadeleleri sürmekte.

Diyarbakır’daki kent meselelerine dair gözlemlerini,  İletişim Yayınlarınca basılan “Hepsi Diyarbakır” adlı kitabında yazar. Doktorasını tamamlayan Atlı üniversiteden ayrıldıktan sonra yeniden ‘mekanım’ dediği müziğe sığınır.

“Müzik her zaman benim sığınağım. Kaçabileceğim, kendimi var edebileceğim ve evimde hissedebileceğim bir mekan. Müzik herkese ait bir mekan. Şimdilerde başlıca faaliyetim. ”

Birîn (Yara) albümü

Üniversitede çalışmayı sürdürürken 2014’te Birîn adlı albümünü çıkartır. Bir sound değişikliği ihtiyacı hisseder.

“Her albümde farklı bir enstrümanla meşgul oldum. Jahr’da daha çok bağlama çalıyorum. Bestelerin bazılarını gitarla yaptım. Wenda’da gitar çaldım. Birîn’de bir değişiklik aradım. Bir süre başka bir enstrümanla gezdim. Uda yöneldim, havasına suyuna alışmaya çalıştım. Cümbüşe biraz aşinalığım vardı. Tam o sıralarda Burhan Berken’de lavta gördüm. Bir deneyebilir miyim dedim. Sazı elime alır almaz sanki yıllardır aradığım, özlediğim bir sevgiliyi bulmuş gibi bir hisse kapıldım. Biraz udun, tamburun, bağlamanın, biraz gitarın tadını veren, hissettiren bir çalgı olarak lavta hayatıma girdi. “Karanfil eker misin” ve “Pêşiyamalê” şarkılarında lavta çalıyorum. O albümde özellikle  bu iki şarkı sevildi . Bu da bana bir ışık tuttu. Lavtaya biraz daha yoğunlaşarak son albümümüze böyle geldim ve birçok besteyi de lavtayla yaptım”

Mori Mircan (İnci Boncuk)

Mori Mircan’da biri Türkçe sözlü olmak üzere 9 şarkı var. Çoğu şarkının söz ve müziğinin Atlı’ya ait olduğu albümde aşina olduğumuz geleneksel şarkılara da yeni bir soluk üflenmiş. Lavta ve Deniz Kaya’nın gitarıyla çalışılıp işlenmiş parçalar. Mori Mircan inci boncuk demek. Bir yandan önemsiz, kıymetsiz gibi görünen ama bir yandan da çok kıymetli, çok anlam verdiğimiz, zamanla estetiğin de konusu olmuş kadim şeyler.

“Benim gözümde bu albüme aldığım şarkılar tıpkı inci boncuklar gibi. Bir açıdan baktığınızda basit şarkılardır bunlar. Karmaşık düzenlemeler değil, basit melodiler, ritimler. Günlük hayatınızda, mutfakta, yürürken, eş dost ortamında çalıp söyleyebileceğiniz şarkılar. Çok büyütülecek şeyler değil yani. Hepimiz ses çıkartabilir, şarkı söyleyebilir, tempo tutabiliriz. Olayı bir yandan bu kadar sıradan görmek istiyorum bir yandan da ona ne anlam atfettiğinize bağlı olarak çok kıymetli şeyler. Parçaları birbirine bağlayan bir hikaye gibi düşündüm. Renkli, sevilesi şeyler gibi hayal ettim şarkıları, enstrümanları, perdeleri, onların görsellerini. Birbirinden ayrı düşünülmeyecek kültür verileri. Takılar, yemekler, giysiler. Kendi şarkılarımı da inci boncuk gibi görmek istiyorum. Hem çok büyütülmemesi hem de çok da küçümsenmemesi gereken şeyler olarak. Bir ucu çocukluk hatıralarına giden küçük sevinçler diyeyim. Büyük laflar değil de küçük sevinçler, hüzünler.”

Eş-dost desteğiyle çıkartılmış

Albümün çıkış süreci pandemiye denk geldiği için biraz sıkıntılı olmuş. Ekonomik ve politik nedenlerin yanı sıra kendi yaşadığı zorluklar nedeniyle birkaç kent arasında yolculuk yapan sanatçı, en nihayet Diyarbakır’da birlikte çaldığı ekiple albümü tamamlamış. Kom Müzik, sponsorlar, arkadaşlar ve dinleyicilerin katkısıyla, eş, dost arasında kotarılmış.

“Albümü çıkartmakta zorlandık ama ilk tepkilere bakıyorum ki buna değmiş. Olumlu, güzel tepkiler alıyorum. Olabildiğince sade, oda sıcaklığında söyleyegeldiğimiz gibi sanki arkadaşlar bir araya gelip müzik yapıyormuş gibi bir iş oldu. Çok karmaşık müzikal kompozisyonlar yok ama sadeliğin gücüne de inanan bir yaklaşım var.”

Geleneği dondurmamalıyız

Geleneksel müzikler tükenmez kaynaklar. Arkamızda bir tarihi birikim var. Sanatsal faaliyetler yeniden üretimlerdir. Hiçbirimiz yoktan var etmiyoruz. Kimse kendini böyle bir büyüklüğün içinde görmesin. Dünyada birçok fikir tekrar tekrar işlenmiş, kalıplaşmış, klişeleşmiştir. Evet bunların hepsini kabul ediyorum ama yaratıcı faaliyetimiz de bunların içinde devinerek oluşuyor. Elimizde kelimeler, notalar, kalıplar var. Her zaman yeni bir söz söylemek mümkün. En azından bu imkanı zorluyoruz. Göç, aşk, ayrılık, savaş… temalar bunlar. Elimizde sesler var.  Birbirini baskılayan sesler olduğu gibi tetikleyen sesler de var. Birbirine karışan, birbirini besleyen sesler. Kültürde bir saflığa inanmıyorum. Saflık arayışlarının er geç ırkçılıkla, faşizmle buluştuğunu seziyor, gözlüyorum. Bir saflıktan ziyade olağan melezliği kabulleniyorum.”

Kürtçe müziği nerede görüyor?

Tekil bir Kürt müziği kavrayışı içinde olmadığını; Kürt, Arap, İngiliz müziği… böylesi adlandırmaların gerçeği karşılamadığını söylüyor Atlı. “Kürtçe sözlü müzikler var. Kendine alan olarak bunu seçmiş, Kürtçe konuşan insanların müzikleri var. Elimizde Kürt müziği diyeceğimiz tekil bir fenomen yok. Farklı farklı Kürtler ve onların farklı müzik tercihleri var. Nasıl toplumda bir çeşitlilik varsa müzikte de bu var. Kürtçe konuşan topluluklar, Kürt halkı, ulusu hangi isimle değerlendirirsek değerlendirelim modern, postmodern koşullarda bir dünyada yaşıyoruz, ondan ayrı değiliz. Bu toprakların izole kalması asıl büyük yanlış olur. Dünyayla daha açık, etkileşimli ilişkiler kurabildiğimiz kadar özgürleşeceğiz, dilimizi, kültürümüzü yaşatabileceğiz. Onu kapatarak daraltmaktan değil, başkalarıyla paylaşarak çoğaltmaktan yanayım. Kentlileşmenin, kadınların hamlesinin, sivil toplum faaliyetinin altını çizmek gerekiyor. Düne kadar az sayıda politize insanın, bu konuda ağır bedeller ödeyenlerin meşguliyetiyken bugün milyonların meşguliyeti. Sanatla uğraşmayı kendini ifade etmenin bir parçası ve insan hakkı olarak görüyorum.”

Kürtçe söylemek bir tercih

Müzik kariyerinin başından itibaren aldığı kararla Kürtçe müzik yapmayı tercih eden Atlı, zaman zaman Türkçe eserler de okuyor.  “Kürtçe söylemeyi seçtim ve böyle kabul görmek istiyorum. Konserlerde mutlaka Türkçe söylemem istendiğinde bozuluyorum. Neden olağanlığı içerisinde bir dili kabullenemiyorsunuz? Gittiğiniz her konserde Türkçeyi duymak, Türklüğünüzü doğrulamak, yeniden hatırlamak zorunda mısınız? Bir konseri baştan sona Kürtçe dinlemek tahammülünü neden gösteremiyorsunuz? Aynı tahammülü başka dillere gösterebiliyorken? Bu rahatsızlıktan ötürü bilinçli bir tercihti benimkisi. Çok sonra ilk olarak Birîn albümünde Türkçe bir Diyarbakır türküsünü seslendirdim. Bildiğim tüm dilleri seviyorum, benimsemiş durumdayım, onların lezzetlerini keşfetmeyi, edebiyatlarını seviyorum. Hiçbir dille olmadığı gibi Türkçeyle de bir sorunum yok ama Türkçenin etnik kökeni farklı olan halkları asimile etmek üzere kullanılmasına karşıyım. Türkçeye böyle bir rol biçilmiş olmasına, resmi dilin bu biçimde bir baskı aracına dönüşmüş olmasına sonuna kadar karşıyım. Müzikal kariyerim buna direniş üzerine kurulu ve öyle de gidiyor.”

Xatirê te: Vedalaşmak istiyorum

Bu sıralar doktoralı bir işsiz statüsünde olan sanatçı aktif sahne hayatının kendisini yorup yıprattığını ve artık sahneyle vedalaşmak istediğini söylüyor.

“Albümde Xatirê Te adlı bir şarkım var. Vedalaşmayı defalarca denedim. Kendi kendime, yakınlarıma müziği bırakacağımı birçok kez söyledim. Bu defa yazdım da. Sadece birine, bir zamana, ömrümüzün bir dönemine veda etmek gibi değil de bir tür kendine de veda etmek gibi hissettiğim oldu. Değişiyoruz. Her albüm hayatımızın bir döneminin hikayesi gibi. Aşırı profesyonelleşmekten hep çekinirim. Tek bir işe robot gibi indirgenmiş modern dünya insanları genelde mutsuz. Çok yönlü bir kültür insanı olmaya gayret ettim. Uğraşlarımı amatör ruhla sürdürebilmeyi önemsedim. Yapılacak başka şeyler de var. Mümkünse mimarlık tarihi çalışmalarıma geri dönmek, o konuda yazarlığımı geliştirmek istiyorum. Aktif sahne hayatımdan biraz uzak kalmayı istiyorum ama henüz bunun koşulları oluşmadı. İnsan müzikten büsbütün kopamaz, ben içinde yaşıyorum. Ama müzikle ilişkimi yeniden düşünebilirim. Müzikte olmanın farklı yolları var, sahne bunlardan bir tanesi. Deneyimleri paylaşmak, müzik hakkında yazmak, söyleşiler, araştırmalar yapmak, öğrencilerle buluşmak da birer seçenek. Çok serzenişte bulunmak istemem. Daha fena şeyler yaşayan arkadaşlarımın yanında belki bir şey değil ama zorlu bir yol tutturduğumu ve zorlandığımı, maddi olarak da böylesi bir yaşamı sürdüremediğimi söyleyebilirim. Herkesin sanatsal faaliyetlerle uğraşabildiği bir ortam olmalı ama iş hayatı, ülke ekonomisi, eğitimi böyle kurulmamışsa olmuyor”

Mehmet Atlı her ne kadar aktif sahne hayatıyla vedalaşmak istese de dinleyicileri olarak kendini var ettiği ‘mekânı‘ terk etmemesi dileği ve yeni şarkılarıyla buluşma arzusuyla yolu açık olsun diyoruz.

Previous post
Almanya'dan 33 milletvekili: Tutuklu siyasetçilerle dayanışmamızı ifade ediyoruz
Next post
"Savunma Yürüyor": Baro temsilcileri Ankara'ya doğru yola çıktı