Ana SayfaYazarlarAkın OlgunHakikati marjinalleştirmek – Akın Olgun

Hakikati marjinalleştirmek – Akın Olgun

Akın Olgun


Gerçeğin peşinde olmak bir gazetecilik faaliyetidir. Bunun üzerine “Ama, fakat” diyerek laf dolandırmanın bir karşılığı yok.

Evet, gazetecilerden nefret ediyorlar. Hizaya sokamadıkları gazetecilerin, ısrar ve inatla mesleklerini savunmaları onların dengesini bozuyor ve gazetecilik yapmak artık kelle koltukta çalışmayı göze almayı gerektiriyor.

Kendisine “gazeteci” diyenlerin, güç ve iktidar odaklı gazetecilik yapmayanları kurşuna dizmek için silah başına nasıl koşuşturduklarını görüyoruz.

İş çığırından çıkalı çok oldu ve bir kez çıktığında her şeyi bir oldu bitti yöntemiyle yapmak, tek politika haline geldi.

Her gün “emir ve görüşlerinize hazırız” tekmili ile manşet çekenlerin, paramiliter bir güç olduğunu söylemek artık bir abartı değil.

Elindeki gücü gönüllü olarak kötüye kullanmak, manşetlerden hedef göstermek, pusuya yatmak, tehdit etmek, linç için psikolojik zemin hazırlamak, korku yaymak ve onu beslemek, paramiliter görev paylaşımın bir parçası sadece. (Onların raconu ile ifade edersek, büyük patron için gayri meşru kovalıyor, şekle bağlayıp yarattıkları korku ortamından kasalarını dolduruyorlar.)

Bu düşüklüğün ardında daha büyük bir hikâye yatıyor aslında. Mesele sadece sindirmek, korkutmak değil. Asıl mesele, gazeteciliği ve gazetecilik faaliyetini ısrarla yürütmeye çalışanları marjinalleştirmek. Marjinal hale getirmeyi başardıklarında, gazetecilerin söylediği her şey de “marjinal grup” söylemleri içerisine alınarak, algılarda daha rahat izole edilecek.

İçerideki gazetecilerin sahiplenilmesi, dayanışmanın örgütlenmesi, seslerinin duyurulması bu yüzden çok rahatsız ediyor. Hakikati kimsesizleştirmeye dönük politikaları boşa düşüyor çünkü.

Öte yandan bizi, bizleri bekleyen bir başka tehlike ise sesimizin, söylemlerimizin, açıklamalarımızın, konuşmalarımızın gittikçe uçlara doğru evrilme potansiyeli taşıması. Farkına varmadan, hızla en uçta duran sözcükleri topluyoruz. En sert olanları seçiyor ve gerçeği “kaba” hale sokarak kendi kendimize propagandaya dönüştürüyoruz. “Söz anlamını yitirdi” diyen sesler gittikçe daha fazla baskılıyor ortamı.

Ülke gerildikçe, sıkışma hızlandıkça, yürütülen psikolojik savaşın çeperi genişledikçe, sertlik ve gerginlik dilimize daha fazla oturuyor. Tam bu noktada sesi, dili, haberi, seslenişi geniş kesimlere ulaşacak şekilde kurmak, evrensel değerleri ısrarla öne taşımak daha çok önemli hale geliyor. Marjinalleştirme politikasına karşı, daha geniş kesimlere sesi ulaştırmaya dönük hattı korumak, üretmek ve ısrar etmek hepimizi koruyacaktır.

Şakşakçı söylemlerden uzak durarak ve hakikati o şakşakçılardan koruyarak, yaratılan havanın üstüne oturarak sallanan popülist çıkışlara izin vermeyerek, içeridekilerin mesajlarını bir “kahraman” havasında beylik cümleler ile dışarıya taşıyanlara “dur” diyerek, tehlikeyi işaret etmek zorundayız.

Evet, içerideki gazeteci arkadaşlarımız iktidarla kavgalılar lakin bu kavga kişisel değil, hakikat üzerine kurulu bir kavga ve hakikatin toplumsal sorumluluğun parçası olduğunu hep akılda tutmak gerekiyor. Ahmet’in savunmasında olan da bu. Eğer içeriğin gücünü bundan koparırsak, tam da iktidarın arzuladığı yere, yani “kişisel bir kavga” görüntüsüne indirgemiş olacağız ki, iktidarın en başının isim vb. anarak, davaları ve gerçeği kişisel zemine çekme amacı hiç de bundan bağımsız değil.

Mahkemelerin, dört duvarı arasına sıkıştırılması, savunmanın kimsesizleştirmeye çalışılması, sahiplenmenin bir eziyete dönüştürülmesi, geniş ve boş salonlarda sesin duvarlara çarpıp yeniden yapana döndürülmesi ve izolasyonun yarattığı boşluk duygusunun içeride büyütülmesi gibi irade kırma yöntemleri, artık daha sistematik olarak uygulanıyor.

Sözü, herkesin vicdan ve adalet duygusuna ulaştırmanın yolunu, evrensel duruşu koruyarak, sözün gücünü dışarıya taşıyabilecek yol ve yöntemleri çoğaltamaz, hakikat üzerinde kurmaya çalıştıkları tecridi kıramazsak, tüm ülkeye tek tip elbise giydirmeleri birkaç hamleye sığacak.