Ana SayfaManşetDansın devrimci tanrıçası: Isodora Duncan

Dansın devrimci tanrıçası: Isodora Duncan

HABER MERKEZİ – O, klasik dans kurallarını içinde duyumsadığı ritimle ters yüz eden devrimci bir kadındı. Dansını özgürlüğe, aşka, tutkuya ve devrime adadı. Isadora Duncan’ın devrimci figürleri bir manifesto olarak kadınların yaşamına hala nüfuz ediyor.

Kanunları yapan toplum bir erkek toplumudur. Kadınların bir rolü olmamıştır bu düzende. İşte gerçek skandal bu. Gerçek bir utanç!

Klasik baleyi reddederek içindeki ritme kulak veren Isadora Duncan, kalıpları tanımayarak modern dansın can suyunu verdi.

Klasik balenin kurallarını henüz 6 yaşında “Parmak ucunda mı? Ama kimse parmak ucunda yürüyemez ki! Bu doğaya aykırı bir şey!” diyerek reddeden Isadora, kendisine sahici gelenin ardından koştu.

Dansı daha doğal ritim ve hareketlere uyarladı.

O dansı özgürlüğe, aşka, tutkuya ve devrime adadı.

Isadora, İrlandalı bir ailenin kızı olarak 27 Mayıs 1877’de ABD’nin San Fransisco şehrinde dünyaya gelir.

Annesi ile babası boşandıktan sonra annesi ve kardeşleriyle birlikte yaşamını sürdüren Isadora, sanatla iç içe bir ortamda büyür.

1899 yılında annesi ve kardeşleriyle birlikte Avrupa’ya giden Isadora, Yunan mitolojisine ilgi duyar ve bu alanda yaptığı araştırmalar sonraki yıllarda sahnede kullandığı kostümlerde kendini gösterir.

Isadora ilk dans gösterilerini Chicago ve New York’ta sahneye koyar ancak çok fazla kabul görmez.

Kendine has bir dans ve koreografi geliştiren Isadora daima çıplak ayakla dans etmeyi yeğler.

Doğadan ve ruhundan gelen ritimleri olağanlığıyla ortaya koyan Isadora, sahneye eski Yunan giysileri kiton ve tunika içinde, dönemin kadınlarının vazgeçilmezi olan korseyi giymeden çıkar.

Isadora’nın kendine has dans tarzının başarıya ulaştığı ilk durak Londra olur.

Bunu Paris, Almanya, Avusturya, Macaristan, Yunanistan ve Rusya gibi çok sayıda ülkede düzenlediği turneler takip eder.

Dans ve kadın özgürlüğü

Sınır ve kuralları ruhunun tınısıyla yıkan Isadora’nın tek karşı çıkışı dansın kurallarına değildi elbette. O ataerkil dünyanın işleyişi ve kadının edilgen bir fanusa hapsedilmesine de şiddetle karşı çıkıyordu.

Henüz çocukken okuduğu George Eliot’un ‘Adam Bede’ (Aşkın Bedeli) isimli kitabından oldukça etkilenen Isadora, hayatı boyunca evlenmeme ve evlenmeden çocuk sahibi olma kararı aldı.

Ve gençliğinden itibaren kadın özgürlüğü için dans etti en çok. Dans onun için bunu savunmanın en manalı yoluydu çünkü. Bedeni özgürlüğe doğru akıyordu içindeki kadını sakınmadan dışa vururken.

‘Tanrıçalarla sevişilmez ki’

Maurice Lever, ‘Isadora’ adlı kitabında ondan bir ‘Tanrıça’ olarak bahseder ve şu anekdotu aktarır:

Isadora, sevgilisi André Beaunier’u akşam yemeği için evine davet etti. Güzel bir masa hazırladı. Şeffaf bir tunik giydi. Saçlarına güller takıp sevgilisini beklemeye koyuldu. Fakat André, bu karşılama karşısında birkaç laf geveleyip evden kaçarcasına çıktı. Isadora, büyük düş kırıklığına uğradı. Yolunda gitmeyen şeyin ne olduğunu Isadora’nın kadim dostu Mary, şu sözlerle özetleyecekti: “Sevgili Isadora! Gerçekten de görmüyor musunuz? Gerçekten de anlamıyor musunuz bir tanrıça olduğunuzu? Tanrıçalarla sevişilmez ki!

Isadora, çocukları ve travmaları

Aşkı ve cinselliği sakınmadan, içinden geldiği gibi yaşayan Isadora, küçükken kendisine verdiği sözü tutar ve evlenmeden iki çocuk sahibi olur.

Isadora ilk çocuğunu sahne tasarımcısı ve yönetmen Gordon Craig’den dünyaya getirir: Deirdre isimli bir kız çocuğu.

Ancak Isadora ile Gordon’un ilişkisi, Gordon’un öfke problemi ve dengesiz davranışları nedeniyle uzun sürmez.

Isadora aşık bir kadındır ama kadınların özgürlüğünü savunurken bir erkeğin kendisine şiddet uygulayacak kadar ileri gitmesine tahammül edemez.

Duyguları ve gerçekler arasında yaşadığı handikabın ardından Isadora, Gordon ile yollarını ayırır.

Craig’den sonra Paris Singer ile beraber olan Isadora’nın ondan da Patrick ismini verdiği bir oğlu olur.

“Singer” dikiş makinelerinin sahibi iş insanı Paris’e aşık olan Isadora, onun defalarca yinelediği evlenme teklifini reddeder ve ondan gelen hiçbir mücevheri ve büyük hediyeleri kabul etmez.

Isadora’nın hayatı aşk ve dans ile doludizgin devam ederken yaşadığı olay hayatının travması haline gelir.

Isadora’nın çocukları Deirdre ve Patrick’i taşıyan otomobilin şoförü, Seine nehri yakınlarında stop eden arabanın manivelasını çalıştırmak üzere arabadan iner.

El freni çekik olmayan otomobil, içindeki çocuklar ve dadılarıyla birlikte nehrin sularına gömülür, üçü de hayatını kaybeder.

Isadora’nın yaşadığı bu acı yıllar sonra bir kez daha tekrarlanır.

Başlayan I. Dünya Savaşı döneminde dünyaya getirdiği üçüncü çocuğu da yaşamının ilk günlerinde hayatını kaybeder.

‘Sovyetler insanlığın tanık olduğu en büyük mucize’

Peşi sıra yaşadığı travmatik olayların ardından 1920 yılında Rusya’dan, Moskova’ya gelip kendi dans okulunu açmasının istendiği bir telgraf alır.

Bu teklifi kabul eden Isadora, bir gazetecinin ‘Bolşevik mi oldunuz?’ sorusunu şöyle yanıtlar:

Bolşevik olup olmadığımı bilemem. Bildiğim tek şey şu ki, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği, insanlığın iki bin yıldır tanık olduğu en büyük mucizedir. Platon’un, Nietzsche’nin, Walt Whitman’ın kehanetleri artık gerçekleşmek üzere.

İşte Isadora’nın kendine has dansını icra ettiği kısa bir görüntü:

Isadora’nın kırmızı şalı ve yaşamın kuvveti

Moskova’da yeni bir hayat inşa eden Isadora’nın boyuna taktığı kırmızı şalı benliğinin bir parçası haline gelir.

Sosyalist dünya görüşünden etkilenen Isadora, gittiği her yerde bir aktivist gibi hareket eder.

Hatta Amerika’da yaptığı bir gösterinin ardından şalını sallayarak; “İşte kızıl! Ben de öyleyim! Yaşamın ve kuvvetin rengi budur! Siz de bir zamanlar vahşiydiniz! Sizi evcilleştirmelerine izin vermeyin!” diye bağırır.

Isadora, “Evet, ben bir devrimciyim” der. “Bütün gerçek sanatçılar devrimcidir”

Isadora’nın beklediği yegâne kişi çıkagelir: Sergey

Isadora, Moskova’da katıldığı bir partide ünlü şair Sergey Aleksandrovich Yesenin ile tanışır ve hayat akışının en önemli noktalarından birini teşkil eden şair ile ilişkisi başlar.

Hayatının anlamı dans olan Isadora ve hayatının anlamı şiir olan Sergey’in sınırlarda gezinen ilişkisi böyle başlar.

Bu ilişki bir anlamda tutkulu iki insanın bir arada vücut bulmuş halidir; nitekim Isadora Sergey’e duyduğu aşkı, “Bu, beklediğim yegâne kişidir. Bu, yaşam mutluluğumun son dirilişini borçlu olacağım büyük aşkımdır” sözleri ile anlatır.

Tutkunun tasvirine bürünen bu ilişki, Sergey’in saldırgan tutumu nedeniyle oldukça yıpranır.

Ancak ne olursa olsun bu aşk Isadora’ya asla yapmam dediği bir şeyi yaptırır.

Isadora ile Sergey 3 Mayıs 1922’de evlenir.

Ancak Isadora evliliğe ilişkin düşüncelerinin değişmediğini belirterek şu açıklamayı yapar:

Ben hiç bir zaman evliliğe inanmadım. Serge ile evlendim çünkü onun Amerikan pasaportu almasına yardım etmek istedim.

Çift, evliliğin ardından önce Berlin ardından da Isadora’nın gösterisi için ABD’nin Boston kentinin yolunu tutar.

‘Benim bedenim sanatımın tapınağıdır’

Sovyet karşıtı ve muhafazakar olan ABD’de gerginlikle başlayan gösteri izleyicilerin salonu terk etmesi ile devam eder.

İnsanların tepkilerine meydan okuyan Isadora, gösterinin bir bölümünde göğüslerini açarak dans eder.

Salondaki bağrışmalar yerini terk edişlere ve hakaretlere bırakınca Isadora şu konuşmayı yapar:

Sanatımın simgelediği bir şey varsa o da kadın özgürlüğüdür. Ve bu özgürlüğün meşru hale gelmesidir. Kadınlar kendilerini yeni kıtadaki Püritanizm entrikalarından ve dar kalıplarından kurtarmalıdırlar. Çıplaklık gerçek olandır. Gerçek güzelliktir. Sanattır. Ve bunun içinde asla ve asla bayağı olamaz. Benim bedenim sanatımın tapınağıdır. Çıplak bedenimi güzellik tapınağının hazinesi olarak sergiliyorum.

Isadora’nın bu devrimci tavrı, antikomünist ve muhafazakâr ABD’nin tepkisine neden olur ve dansın çıplak ayaklı kraliçesi Amerikan vatandaşlığından çıkarılır.

Kısa bir süre sonra çiftin zedelenen ilişkisi tamamen noktalanır.

Sergey’in depresif ruh hali ve kontrol edilemez öfkesi hayatını giderek etkisi altına alır.

Rusya edebiyat tarihinde unutulmazlar arasında yer alan Sergey, 28 Aralık 1925 sabahı Hotel Angleterre’nin beşinci katında yer alan odasında kendini asmış olarak bulunur.

Genç şairin bileği kesik ve yüzünde yaralar vardır.

Kimi kaynaklar Sergey’in ölümünün intihar olduğunu kimileri ise bu ölümde cinayet şüphesi olduğunu ileri sürer.

Kırmızı şal ile dünyaya veda

Hayatının en büyük son acısını da Sergey’in ölümü ile yaşayan Isadora, 14 Eylül 1927 akşamı Fransa’nın Nice kentinde bir erkek arkadaşının otomobiliyle gezintiye çıkar.

Boynunda da yanından hiç ayırmadığı o kırmızı şalıyla.

Seyahat sırasında Isadora’nın rüzgarın esintisi ile dans eden kırmızı şalı tekerleğe sıkışır.

Bu esnada boynu kırılan dansın tanrıçası Isadora, hayatını kaybeder.

Isadora’nın devrimci figürleri bir manifesto olarak kadınların yaşamına nüfuz ediyor.

Hala ve daima.


Kaynakça: Maurice Lever – Isadora