Ana SayfaYazarlarBahadır AltanSavaş önce gerçekleri öldürmeye devam ediyor – Bahadır Altan

Savaş önce gerçekleri öldürmeye devam ediyor – Bahadır Altan


Bahadır Altan


İlk günlerin sisi dağıldıkça Afrin’de Zeytin Dalı’nın Esad’a uzatıldığı, Rusya’nın da bu nedenle yeşil ışık yaktığı netleşiyor. AKP iktidarı içerde 2.5 yıldır sürdürdüğü savaş politikasının ve başından beri izlediği yanlış çizginin kaçınılmaz sonucu olarak, uzun ve kanlı bir çıkmaz sokağa ülkeyi sokmuş durumda. ABD ise her koşulda en karlı sonucu kendi hanesine yazacak politikayı sürdürerek sarı ışık saçmaya devam ediyor şimdilik. Değişmeyen tek şey, büyüğü küçüğü bölgedeki devletlerin hepsinin Kuzey Suriye halklarının iradesini hiçe sayarak onların kanı üzerinden çıkar hesabı yapmasıdır.

Gerekçeler gerçeklerle örtüşmüyor…

Saldırı başlamadan önceki günlerde bizzat Erdoğan’ın söylediği “Afrin’deki teröristler teslim olmazsa oraları başlarına yıkarız!” sözü, komşu ülke vatandaşlarına “teslim ol” çağrısı yapmak gibi bir garip dış politika hamlesi olarak tarihe geçti! Operasyon başladıktan bir hafta sonra “yakalanan 7 terörist Türkiye’ye getirildi” haberiyle birlikte düşünürsek. Suriye topraklarına girerek esir alınan bu Suriyelilerin hangi mahkemelerde ve TCK’nın hangi maddesine göre yargılanacakları meçhul. Türkiye’ye getirilen bu insanlara Savcı, ne soracak ve ne yanıt alacaktır? PYD üyesi şahıs, “Evet, biz IŞİD’e karşı silahlanarak topraklarımızı koruduk. Ben de bu silahla köyüme saldıran IŞİD’e karşı savaştım. Sonra ÖSO adı altında sizin komutanızda başkaları saldırdı, onlara karşı da köyümü korumaya çalışırken esir düştüm” dese, Savcı ne yapacaktır?

Hatay Reyhanlı yöresinde daha önce IŞİD tarafından yapılan intihar eylemleri ve havan topu saldırıları biliniyor, ancak Afrin’den sızarak yapılan bir terör eylemi, dolayısıyla bir sıcak takip de söz konusu değil. Yani yapılan saldırı uluslararası hukuka sığmadığı gibi, Afrin’den Türkiye’ye bir tehdit olduğu koca bir yalandır.

Afrin’de kimler var?

Operasyonu haklı göstermek için AKP’nin öne sürdüğü, ülkeye göç eden 3.5 milyon Suriyelinin Afrin “teröristlerden temizledikten” sonra oraya gönderileceği söylemi de tümüyle gerçeklere aykırı bir savdır. Çünkü IŞİD birçok kez denemesine rağmen, yıllardır Afrin’e girmeyi başaramadı. Etraf yangın yeriyken orası hep bir vaha gibi kaldı. Kimse burada YPG var diye de Türkiye’ye göç edip sığınmadı. Tam tersine güney ve doğudan 500 bin insan IŞİD’ten kaçıp Afrin’e sığınarak hayatını kurtardı. Orada Arabı, Kürdü, Ermenisi, Süryanisi, Çerkezi, Türkmeniyle tam bir sivil hayat ve sadece bunu korumaya çalışan milisler var. Bunlara AKP “terörist” diyor diye herkesin böyle tanımlama gibi bir zorunluluğu da yok. Bu, “Teröristler Afrin’den sınırı geçip Türkiye’de hangi terör eylemini gerçekleştirmiştir?” sorusu, Irak’ta işgale gerekçe edilen ve bir türlü bulunamayan Saddam’ın “Kitle İmha Silahları” gibi kalıyor. Meclis Başkanı’nın ağzından “Büyük devlet olmak için cihat şart” itirafı da bu gerekçelerin bahaneden ibaret olduğunu ispatlıyor.

Bir başka temelsiz ve artık tarihte kalmış iddia ise “düşmanların sıcak denizlere ulaşma hedefleridir!” Doğudan batıya uzanan bir koridorla Kürtlerin denize ulaşma çabalarına engel olunmalıymış! Donanma kurup denizlere açılmak niyeti şöyle dursun coğrafi olarak bu koridor olanaklı değil. Haritaya göz atmak bile bu senaryonun saçmalığını anlamaya yeter. Afrin’in doğusunda deniz yok, Hatay, güneyinde de İdlib var. Bu hesapları da emperyalist, sömürgeci kafalar yapar ancak. Binlerce yıldır bu topraklarda yaşayan yöre halklarına Fırat’ın, Dicle’nin suları yeter de artar bile. Ne denizlere inmek ne başka bir “stratejik” hesap içinde olmadıkları, sadece kendi yağlarıyla kavrulmaya çalıştıkları çok açıktır. Dış müdahaleler olmazsa bunu da pek güzel başardıkları ve hem de demokratik huzurlu bir ortam yarattıkları benim de tanık olduğum gözle görülür bir gerçektir. Dolayısıyla yalanlar üzerine inşa edilen bu senaryo her geçen gün gerçeklerin açığa çıkmasıyla çökecektir. Ancak bu hırs ve düşmanlığın ağır bedelini ne yazık ki her iki tarafın yoksul halkları, emekçileri kadınları çocukları ödeyecek. Savaş karşıtları bu nedenle taraflardan birine yakın olmaktan değil, savaşın kendisine karşı olmaktan söz ediyorlar.

Yerli ve milli!

Başbakan Binali Yıldırım bu operasyonla ilgili olarak daha ilk günlerde medya temsilcilerine yaptığı uyarılarda özellikle yerli ve milli silahların kullanıldığı vurgusuna özen gösterilmesini istemişti. Damat Bayraktar’ın Twitter hesabından yayınladığı “İlk kez Zeytin Dalı Harekâtında kullanılan yeni geliştirdiğimiz teknolojiler ile milli İHA’larımız Afrin’de görev başında” sözü her şeyi açıklıyor. Kirpi ve Kobra üreticisi, BMC sahibi aile dostu Ethem Sancak ve Erdoğan’a altın kaplama tabanca hediye eden Sarsılmaz Silah firmasının sahibi yine aile dostu Latif Aral Aliş, “milli” sahada rol alanlardan. Bu gerçekler ortadayken ve her konuşmalarında bu firmaların reklamını yapan Türkiye’nin dünya silah pazarına ürün arz edişi bu savaşa alkış tutanları başta CHP olmak üzere biraz olsun uyandırmalıdır. Ana muhalefet partisi CHP, “Bu bir devlet operasyonudur, devletimizin yanındayız” diyerek savaşa destek oluyor. Bu daha önceki teskerelere ve milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılmasına onay veren çizginin devamı olarak bu tarihi bir hatadır. Sarıldığı milliyetçilik ve bu yolda AKP ile girdiği yarış onu, iktidara gelince Ege Adalarını alma vaadine kadar savurmuş durumda. Oysa halk savaştan, çatışmadan bıktı artık, barış ve huzur istiyor.

Askeri açıdan başarılı mı?

Medya şakşakçılığının perdesini sıyırdığımız zaman askeri açıdan ilk on günün bize gösterdiği, ÖSO ile girilen bu ortaklığın başarısızlıktan başka bir şey üretmeyeceğidir. Özellikle Rus askeri uzmanların yorumları, TSK’ye akıl vermeye çalışmaları, yaralı askerlerin ifadeleriyle örtüşüyor ve Afrin’de direnişin çok şiddetli olacağını gösteriyor. Ayağından yaralanıp evine geri dönen bir askerin “3 gün boyunca toplarla ateş altında tutulan bölgeye yürüyüşe geçtiklerinde daha 200 m ilerleyemeden vurulduğunu” anlatması gerçeğin en yalın ifadesidir. TSK’ye ait onca zırhlı araç, tank, top ve hava desteğinin karşısında, ağır silahlardan mahrum, ellerinde sadece kalaşnikof ve omuzdan atılan küçük roketler olan milisler var. Önce ilerlenecek bölge bombalanıyor ve sonra karadan ilerlenmeye çalışılıyor. Buna rağmen ilerlenememesi ve çok yavaş kalınması direnişin ne denli güçlü olduğunu gösteriyor. En önemli ve sonucu tayin edecek faktör ise bu toprakların Türkiye’ye ait değil onların kendi vatanı olmasıdır! Çünkü bir kenti yerle bir edebilirsiniz, orada büyük katliamlar yapabilirsiniz ama o kentin insanları sizi istemiyorsa orayı elinizde tutamazsınız.

Dağ nasıl “ele geçirilir?”

Operasyonun 9’uncu gününde zafer nidalarıyla Burseya Dağı’nın “ele geçirildiği” duyuruldu. Bu tanımlama Kızılderili Şef Seattle’ın Amerikan Başkanı Franklin Pierce’a yazdığı cevapta “Toprak insana değil, insan toprağa aittir” dediği o uzun mektubu anımsatıyor. Medya ve AKP yetkilileri “dağın kontrolünü” ele geçirdiklerini vb değil “dağı ele geçirdiklerinden”, “elde ettiklerinden” huşu içinde söz ediyorlar! Bir dağı “ele geçirmek” nasıl bir şeydir? Kaldı ki bu yazı yazıldığında hala “elde ettikleri” dağ, top ve uçaklarla bombalanmaya devam ediyordu! Kızılderili reisi Şef Seattle’ın ‘annesi olan toprağı ve kardeşi olan gökyüzünü elde edilecek bir nesne gibi gören beyaz adama’ 1854 te verdiği derse bu gün en fazla bu savaşı alkışlayanların, yanında saf tutanların ihtiyacı var. [Şef Seattle’ın Mektubu]

Sadece savaş vaat ediliyor…

AKP’nin artık bu ülkeye savaştan başka vaat edeceği bir şey kalmamıştır. Ne köprü ne tünel ne duble yol artık yok, varsa yoksa Mehter Marşı. Bu operasyonun kısa sürmeyeceğini de itiraf ediyorlar. ABD’nin Irak, Afganistan vd ülkelerden hala çıkmamasının örnek gösterilmesine bakarsak AKP’nin sürekli savaşla iktidarda kalma gibi bir hesabı var ve bu savaş alanı da Afrin olacak gibi görünüyor.

O nedenle TTB, Barış Bloku ve Savaşa Karşı Koordinasyon gibi kurumların, aydın ve sanatçıların duruşu çok değerlidir. Cesaretle gerçekleri gün ışığına çıkarıp görünür kılarak bu oyunu bozabilir ve savaşı durdurabiliriz. Haklı olan savaş borazanları değil bizleriz. TTB yöneticilerinin sadece meslek etiğini dile getirdikleri açıklama nedeniyle gözaltına alınması iktidardakilerin de bu gerçeğin farkında olduklarını ve kitlelerin de farkındalığından çok korktuklarının göstergesi. İlk günlerin hamaseti, milliyetçi hezeyanıyla gölgelenen gerçekler gün geçtikçe daha görünür olacak ve emin olun rüzgarı tersine döndürecektir. Parlattıkları ÖSO’nun maskesinin kitleler nezdinde düşmesi de yakındır.

İnsanlar geçici olarak, iktidarın dolduruşuyla, savaş yanlısı gösterilere katılsa da çatışmalardan, acıdan bıktı artık. Bu nedenle kitlelere kim barış ve huzur vaat ederse, demokrasi ve özgürlük vaat ederse ve bunu gerçekleştireceğine dair güven verirse bu ülkenin geleceğini o temsil edecektir.


[Bu yazı İşçi Sözü Gazetesi‘nde de yer alacaktır]