Ana SayfaÇeviriErdoğan Güneydoğu Avrupa’yı nasıl satın almak istiyor? – Boris Kálnoky

Erdoğan Güneydoğu Avrupa’yı nasıl satın almak istiyor? – Boris Kálnoky

Yatırımlar, krediler, şatafatlı camiler, bankalar, havaalanları… Türkiye; Sırbistan, Arnavutluk ve Macaristan gibi ülkelerde para aracılığıyla nüfuzunu genişletmeye çabalıyor. Bu yolla büyük ilerlemeler kaydetti, şimdiyse duraklamaya girdi.


Boris Kálnoky*

Çeviri: Tolga Er


Türkiye’yi yakından tanıyanlar, kendilerini Kosova’nın başkenti Priştine’de evinde hissedecektir. Çoğu modern yapı, banka, ofis binası aynı İstanbul’dakilere benziyor; çünkü aynı Türk inşaat firmaları tarafından inşa edildiler. Priştine havaalanının içi ve dışarısı da İstanbul Atatürk Havaalanı’nın küçük bir versiyonunu hatırlatıyor. “Türkiye Kosova’dır, Kosova Türkiye’dir”; Türkiye Cumhurbaşkanı’nın 2013 yılındaki bu cümlesi en azından görsel olarak doğru.

Erdoğan böyle şeyler söylemeyi sever. “Atalarımızın bir zamanlar bulunduğu yerlerde olmalıyız” diye açıklıyordu Kasım 2012’de. Bu, geleceğe dair vizyonunu, dış politikasının arkasındaki güdüyü anlatan bir konuşmaydı. “Osmanlı İmparatorluğu’nu kuran ruhla harekete geçtik” diyordu o zamanlar, ve bugün de böyle düşünüyor. Kendisini imparatorluk kurucusu olarak görüyor.

Bu durum en çok Yakın Doğu’da belirgin. Türk askerleri Suriye’de, Irak’ta bulunuyor ve ayrıca Katar Emirliği’nde konuşlanmış halde. Son on yılda yoğun bir şekilde yenilenen Türk donanması Yunanistan, Güney Kıbrıs ve İsrail’e karşı potansiyel tehdit olarak kullanılıyor. Ancak Erdoğan, Osmanlı İmparatorluğu’nun Avrupa’da bir zamanlar hakim olduğu topraklardan olan Balkanlar ve Güneydoğu Avrupa’yı da nüfuz etki alanı olarak kazanmak istiyor.

Silah yardımıyla değil parayla. Kültürel ve dini destek, okullar, öğrenci yurtları, yatırımlar ve krediler aracılığıyla. Böylelikle büyük miktarlardaki bu para akışı, etkilediği topluluklar için de ekonomik öneme sahip oluyor. Fakat her şeyden önce bu, bir zamanlar Osmanlı’ya ait olan tarzda sembolik bir alan tahakkümü hakkındadır.

Arnavutluk’un başkenti Tiran’da, Türklerin ödediği paralarla 2019 yılında tamamlanması planlanan devasa bir cami yapılıyor. 2015 yılında da Rumen hükümeti, 2000 dindara yönelik mega cami inşaatı için Ankara’yla benzer bir anlaşma imzaladı. 2017 yılında Türkiye din işleri yönetimi olan Diyanet planları kamuoyuna duyurdu.

Diyanet, Türkiye’de dini destek organıyken, Almanya ve diğer Batı Avrupa’daki ülkelerde bulunan camileri yönetiyor ve imamlara ödeme yapıyor. Kültürel finansal destek de kısa adıyla TİKA adlı kurum üzerinden yapılıyor, burası, kültürün yanı sıra teknik işbirliği ve gelişime dönük yardımla ilgileniyor. Erdoğan altında dış politika organı haline getirildi. TİKA, Osmanlı döneminden kalma Güneydoğu Avrupa’daki camileri ve anıtları restore ediyor ve Macaristan’da Kanuni Sultan Süleyman’ın ölüm yerinin keşfinin yapılması amacıyla yapılan araştırmaları destekliyor.

Süleyman’ın ölüm yerinde yapılan araştırmaları yöneten ve Pécs Üniversitesi’nden olan Norbert Pap, Budapeşte’deki tüm bu camiler ve Gül Baba Paşa Türbesi gibi anıtların Osmanlılar ve bugünün Türkleri için “sembolik bir alan tahakkümü” olduğunu söylüyor. Buna ek olarak ticaret, yatırımlar ve krediler var. Bosna Hersek’teki bir otobanın Türklerden alınan kredilerle yapılması beklenirken, Türk yatırımcıların Sırbistan’daki enerji santrallerinin sayısı 20’ye yükseldi ve bunları işletiyorlar. Türkiye Kosova için en önemli üçüncü ticaret ortağı ve Sırbistan’da en önemli ortaklar arasında ilk ona yükseldi.

En büyük Arnavutluk bankası ve yerel telekom sağlayıcısı da Türklerin elinde. Türk elektronik ürünleri ve Türk bankalarının şubeleri Bulgaristan, Romanya ve Yugoslavya’nın ardından kurulan devletlerde yayılıyor.

Ankara’daki yönetim bunu “yumuşak güç” olarak nitelendiriyor, bölgedeki imajını parlatmak istiyor ve mümkünse farklı hükümetlerin politikacılarını kendine bağlamaya çalışıyor. Türkler tarafından finanse edilen okullar ve öğrenci yurtlarının bu ülkelerdeki gençliği uzun dönemde Türkiye’ye kazandırması bekleniyor.

2016 yılına kadar Türkiye bunu yapmayı başardı; bölgedeki nispeten nüfuz sahibi aktörlerden biri oldu. Bu ülkelerde etnisitesi Türk olan 10 bin civarında kişi yaşamasına rağmen Arnavutluk, Makedonya, Kosova ve Bosna’da neredeyse yedi milyon Müslüman bulunuyor. Haklı olarak Bosnalı Müslümanlar Türkiye ile yakın ilişki kurmaya özen gösteriyor: Yugoslavya’daki iç savaşta ortada bırakılmış hissettiler. Avrupa’nın göbeğinde 1990’lı yıllarda on binlerce sivil katledilirken, Batı buna son veremedi. Birçok Boşnak’ın gözünde bunun, mağdurların çoğunlukla ‘sadece’ Müslaman olmasıyla ilgisi var.

Buna ek olarak, 1912 ila 1913 yıllarındaki Balkan savaşlarının ardından birkaç milyon Müslüman bugünün Türkiye’sine kaçtı. Onların çocukları bugüne dek bölgeye bağlı hissediyor; Balkanlar’daki birçok Müslüman’ın Türkiye’de yakınları bulunuyor. Bütün bunlar birbiriyle ilişkili.

Yine de Türkiye’nin Güneydoğu Avrupa’daki genişleyişi 2016 yılından bu yana durakladı. Bunun sebepleri 2016’daki darbe girişimi, 2015 yılında başlayan mülteci krizi ve bu yılki ekonomik krizdir. Darbeyse şununla ilişkili; Güneydoğu Avrupa’daki Türk okullarının ve öğrenci yurtlarının binaları Gülen hareketi tarafından, yani ABD’de yaşayan İslamcı hatip Fetullah Gülen’in takipçileri tarafından yapıldı.

Gülenciler, araları bozulana kadar ve Erdoğan onları darbe girişimini düzenlemekle suçlayana kadar Erdoğan’ın ortağıydı. O zamandan bu yana Ankara, Balkandaki yönetimlere, bir zamanlar Avrupa’da Türkofil bir nesil yetiştirmeye hizmet eden Avrupa’daki bu okulları kapamaları için baskı uyguluyor. Bu bağlamda Güneydoğu Avrupalılar bir anda daha buyurgan bir üslupla karşılaşıyor. Bir örnek şöyle: Altı öğretmen Kosova’dan sınır dışı edilerek Türkiye’ye gönderildi. Bu kişiler, Gülen hareketinden olan okullarda öğretiyorlardı. Kosova yönetimi bu konuda açıklama beklerken, Ankara’dan bir nevi şöyle denildi: “Yerinizi bilin.”

Budapeşte için düşünülen büyük cami de mülteci krizinden bu yana olanaksız hale geldi. Macarların Başbakanı Orbán, ilk başlarda destekçiyken, Batı’nın kurtarıcısı olarak ortaya çıktı ve bir camiyi siyasi nedenlerle göze alamaz. Bükreş Cami’si artık güncelliğini korumuyor; oradaki Müslüman topluluk şu sıralarda hediye edilen araziyi kente geri vermek istiyor, inşaat ‘çok pahalı’ deniliyor. Ekonomik kriz nedeniyle fonlama eksik gibi gözüküyor. TİKA kurumu bu yıl kültür desteği için 65 milyon dolarla yetinmek zorunda kalacak; bu öncekinden çok daha az.

Paranın azlığı etkiliyor. Macar sığırlar artık Türk müşteriler tarafından karşılanamıyor. Mali kriz yaşanırken, hükümetin Sırbistan’daki yatırımlarını üç katına çıkarma (1,7’den 5 milyar dolara) hedefini nasıl gerçekleştireceği belli değil. Yine de siyasi olarak Erdoğan’ın bölgedeki hayali çatırdıyor. Kosova, Bosna Hersek ve Arnavutluk, Türkiye’den daha fazla para ve gelecek vaat eden AB’ye girmeyi istiyor. Bu bakış açısından uzaklaşıldığı takdirde tehlikeli olabilir.


*1961 doğumlu Boris Kálnoky, hem İstanbul’da hem de Budapeşte’de Almanya merkezli Die Welt gazetesi için muhabirlik yapmıştır.

Kaynak: Die Welt