Ana SayfaYazarlarAbdulmelik Ş. BekirOrtadoğu’da hamle ve karşı-hamleler – Abdulmelik Ş. Bekir

Ortadoğu’da hamle ve karşı-hamleler – Abdulmelik Ş. Bekir


Abdulmelik Ş. Bekir


ABD, Trump’ın Suriye’den çekilme kararının ardından yeni arayışların hızlandığı Suriye ve daha geniş anlamda Ortadoğu’ya adeta diplomatik çıkarma yaptı. Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton, ABD’nin DAİŞ ile Mücadele Özel Temsilcisi James Jeffrey ve ABD Genelkurmay Başkanı Joseph Dunford ile Ortadoğu turunun kapsamında dün İsrail’i ziyaret etti. Resmi olmamakla birlikte basına yansıdığı kadarıyla ABD’li heyet, Ankara temaslarının ardından Kuzeydoğu Suriye’ye geçerek Demokratik Suriye Meclisi yetkilileriyle görüşecek. Bu ziyaretin hemen ardından 8-15 Ocak tarihlerinde ise Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun 7 Arap ülkesini kapsayan ziyareti başlıyor.

ABD’li heyetlerin bu kapsamlı diplomatik atağının hedefi haliyle merak ediliyor. Bu konuda bazı tahmin ve değerlendirmeler yapmak mümkün olsa da ABD’nin bir numarasının Trump olduğunu akıldan ırak tutmamak gerek.

Çekilme öncesine dönüş

19 Aralık’ta Suriye’den çekileceğini ani bir şekilde kamuoyuna açıklayan Trump, gelinen durumda kademeli olarak bu kararını yumuşattı. Tabiri caiz ise 19 Aralık öncesi pozisyona dönmüş vaziyette.

ABD’nin hegemonik güç pozisyonu ve Ortadoğu politikaları göz önüne alındığında, girdiği ülkelerden kolay kolay çıkmayacağının örnekleriyle doludur geçmiş yakın tarihi. ABD’nin çıkmayacağı belli de, asıl merak edilen Trump’ın açıklamasının ardından bu ülkenin Suriye’de yeni planının ne olduğu ya da daha doğru ifade ile ne olacağı.

ABD’nin Trump’ın açıklamasının ardından Suriye ve Ortadoğu gibi bir alana ilişkin yeni gerekçeler ve yeni bir planı hazırlaması çok gerçekçi değil. Görünen o ki Trump, ABD’nin iç iktidar mücadelesinin bir parçası olarak bazı güç odaklarından destek alarak böyle bir hamle yaptı. Devlet politikasıyla uyuşmayan bu adımın ardından Trump’a bir ayar verdiğini tahmin etmek güç değil. Buna bağlı olarak da ABD yetkilileri 19 Aralık öncesi gerekçelerine dayanarak bu kapsamlı diplomatik görüşme turuna çıktı. Ayarın ardından Trump, kademeli olarak kalma süresini “hızlı ve kısa” süreden “yavaş ve kontrollü” olarak değiştirerek, ardından bu sürenin uzatıldığını açıklayarak, son olarak “Suriye’den çıksak dahi Kürtleri korumak istiyoruz. Çekilme konusunda hiçbir zaman tarih belirmedim” gibi açıklamalarla çaktırmadan geri adım attı.

ABD’nin Ortadoğu’daki temel hedefleri neler?

Şu an Ankara’da temaslarda bulunacak Bolton’ın “Suriye rejiminin kimyasal silah kullanmasına yönelik politikamız değişmedi” söylemi ve İsrail ziyareti sırasında dün yaptığı, “Kürtler korunmadan Suriye’den çekilmeyeceğiz. Türkiye bizimle tam koordinasyon sağlamadan Kuzey Suriye’ye operasyon yapmasını istemiyoruz” açıklaması ABD heyetlerinin Ortadoğu temaslarının daha önce belirtilen politik hedefleri doğrultusunda gerçekleştiğinin ifadesidir. Trump’ın öngörülemeyen adımları ise ABD’nin ortak ve müttefiklerinde yarattığı kaygı ve güvensizliği gidermek için hızlandırılmış bir adım olarak da değerlendirilebilir.

Eğer ABD’nin hedeflerini hatırlatmak gerekirse;

  • İsrail’in güvenliği
  • Ortadoğu’daki konumunu güçlendirmek için kısa vadede Rusya’nın dengelenmesi ve İran’ın sınırlandırılması
  • Uzun vadede Çin’in Ortadoğu ve buradan hareketle Avrupa’ya uzanmasını engelleyici aks oluşturmak

Bu bağlamda ABD’nin Türkiye ve İsrail’i de kapsayan Sünni Arap ülkelerini konsolide etme amacı biliniyor. Kırk yamalı bohça misali bu ortaklığın en problemli ülkeleri ise Türkiye ve İsrail. Pompeo ve Bolton öncülüğünde ziyarete çıkan ABD’li heyetlerin gündemi de bu doğrultuda ilerleme kaydetmekte.

ABD’nin bu konuda ilerleme kaydetmesinin önünde birçok engel var. Arap ülkeleri birçok iç sorun ve çıkar çatışması üzerinden ayrışırken, birleştirici tek nokta İran ve Türkiye’nin Arap toprakları olan Suriye’de güç ve nüfuz sahibi olma çabalarından duyulan rahatsızlık. Bununla birlikte Pompeo’nun Arap ülkelerini bu gündem etrafında ortaklaştırma ihtimali kayda değer düzeyde.

Son dönemlerde Şam ile tekrar ilişki geliştirmek isteyen Arap ülkelerinin Arapların askeri birliğini hedefleyen “Arap NATO”su için çok umut vaat etmese de İran karşıtlığı üzerinden belli bir ortaklığı sağlama ihtimali yüksek. Türkiye ve İsrail arasında ilişkilerin geliştirilmesi, yine Türkiye ve Kürtler arasında bir denge oluşturması ise daha çetin görünüyor; zira bir ucu Filistin, diğer ucu Kürt meselesi gibi uzun tarihsel geçmişe sahip olan konulara dayanmaktadır. ABD, bu tarihi sorunların köklü çözümüne girmeden güncel sorunlar üzerinden taraflar arasında minimum düzeyde bir ortaklaşmaya odaklanmış durumda. Bu bağlamda ABD’nin politikaları Türkiye ve İsrail’in çatışan stratejileri arasında sıkışmış durumda.

ABD’nin çıkmazı: İsrail ve Türkiye

Türkiye son yıllarda gücünü aşan bir misyona soyunmuş durumda. ABD ve Rusya-Çin arasında yaşanan güç dengesinden yararlanarak bu maksimal taleplerini dayatmakta. Bu minval üzerinden Türkiye’nin Suriye somutunda Rusya ve İran ile geliştirdiği ilişkiler, İsrail ve buna bağlı olarak ABD’ye ciddi rahatsızlık veriyor. Aslında birbirlerine karşı kullanmanın dışında bu iki güç içinde Kürt ve Filistin sorununun çok bir anlam ifade etmediğini Türkiye ve İsrail’in tarihi, politik, askeri ve ekonomik ilişkilerinde görüyoruz. Gel gör ki Suriye kaosunun yarattığı gelişmeler iki ülke tarafından kendileri için beka sorunu olarak görülüyor.

ABD’nin temel çıkmazını oluşturan bu denklemde minimum ortaklaşmayı yakalaması oldukça zayıf bir ihtimal olarak görünüyor. ABD’nin hedefini gerçekleştirebilmesinin tek seçeneği ise iki ülkeden biriyle ters düşmesinden geçiyor. Ama ABD hali hazırda ne serden ne de yardan olmak istiyor -ki tıkandığı nokta da burası oluyor.

Bolton’ın İsrail’de yaptığı açıklama ile bu ülkenin hassasiyetlerini gözettiğini öngörmek mümkün. İkinci durağı olan Ankara’nın kaygılarını ne kadar karşılayacağı ise meçhul. Zira Ankara’nın Bolton’ın “Kürtler korunmadan Suriye’den çıkmayacağız” açıklamasından duyduğu rahatsızlığı Cumhurbaşkanı Sözcüsü İbrahim Kalın ifade etti. Bolton’ın ve öncesinde Trump ve Pompeo’nun aynı minvaldeki açıklamaları, ABD’nin ziyaret öncesi Türkiye’ye taleplerini aklileştirme mesajı olduğu açık. Bu açıklamalar ABD’nin Türkiye’nin hassasiyetlerini göz önünde bulundurmayacağı anlamına gelmez ancak Türkiye’nin “Kürtsüz bir dünya” politikasını da kabul etmeyeceğini anlamak gerekir.

ABD, Türkiye ve Kürtleri karşılıklı tavizler üzerinden ortaklaşma ve uzlaştırma politikasının imkansız olmazsa bile oldukça zor olduğunun farkında. Dolayısıyla Bolton’ın temaslarında odak noktanın Türkiye ile Kürtlerin çatışmasının engellenmesi olacaktır. ABD’li yetkililerinin üst üste gelen, “Türkiye’nin Kürtleri katletmesine izin vermeyeceğiz” açıklamalarının kaynağı da bu politika olmaktadır. Bunun gerçekleştirilmesi için ABD’nin Kürtlere dayatacağı taviz ise sınır bölgelerinde bazı ceplerin tampon bölge haline getirmek olabilir. Kürtlerin bunu ne kadar kabul edeceği ya da bunun karşılığında ABD’nin Kürtlere hangi teminatı vereceği ise meçhul.

Hamle ve karşı-hamleler

Suriye’de her hamlenin karşı hamlesi de mevcut. Yani madalyonun öteki yüzünün de görülerek muhasebe edilmesi gerekir. ABD’nin Türkiye ile anlaşması aynı zamanda Kürtlerin Rusya ve rejimle başlattığı diyalogu bir üst aşamaya yükseltmesi anlamına gelir. Her ne kadar ABD, Kürtlerin rejimle anlaşmasına karşı olmasa da bilgisi dahilinde gelişecek ve buralardaki nüfuzunu zayıflatacak bir çerçeveden de rahatsız. Anlaşılacağı üzere ABD’nin Türkiye ve Kürtler arasında da bir denge oluşturması oldukça zor görünüyor.

Bu arada ABD’nin Suriye’den çıkacağına inanmadığını beyan eden Rusya’nın Kürtler ve rejim arasında bir anlaşmayı kısa sürede sağlaması ihtimali de hiç düşük değil. ABD’nin Suriye’deki çekilmesini “Kürtlerin korunması” şartına bağlaması da bu süreci Kürtlerin lehine hızlandırabilir. Demokratik Suriye Meclisi’nin (DSM) açıklamalarına bakıldığında da Rusya garantörlüğünde rejimle anlaşmaya daha fazla odaklanacaklarını beklemek gerekir. Kürtler kalıcı çözüm için ABD’nin çekilmesi ya da kalmasına bakmaksızın rejimle diyalogdan yana ağırlık koyacaktır.

Türkiye’nin çıkmazı: İdlib

Yazının uzaması pahasına da olsa İdlib’de artan çatışmalara ilişkin de bir iki husus belirtmekte fayda var. Bu konu Türkiye açısından tam anlamıyla Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olma durumudur.

Minbiç’i rejimle paylaşma önerisi ile Rusya’ya giden Erdoğan heyeti, kucağında İdlib yangınıyla döndü. İdlib sözünü yerine getirmeden Minbiç’e girme önerisi ABD ile Deyr ez Zor’a varma hedefinden rahatsız olan Rusya’nın yeni adımlar için İdlib’in rejime iadesini Erdoğan heyetinin önüne koydu. Türkiye’nin, masada olmanın garantisi olarak gördüğü ÖSO gruplarına hala ihtiyacı var. Buna, onları Kürtlere karşı kullanmayı da eklemek gerekir. Bu gruplara koruma ve destek sözü veren Türkiye, ne grupları çekerek şehri rejime teslim edebilir ne daha fazla Rusya’yı oyalayabilir ne de olası bir operasyonda bu grupları koruyabilir. Ancak, El Kaide tandanslı Heyet Tahrir eş Şam’ın (HTŞ) bölgeye hakim olması durumunda Türkiye tüm bu sorun ve handikaplardan kurtulmuş olur.

Bölgeden gelen güvenilir kaynaklar, İdlib’teki çatışmaların tamamıyla rejim operasyonuna zemin hazırlayan bir tiyatrodan ibaret olduğunu ve Türkiye tarafından organize edildiğini teyit ediyor. HTŞ’nin bölgenin tamamına hakim olmasıyla rejimin operasyonu başlayacak. Bunu ise sadece bir ihtimal değiştirebilir. O da bu günkü görüşmelerde ABD ve Türkiye’nin Suriye konusunda anlaşmasına bağlı. Olası bir anlaşma sonrası ÖSO grupları hızlıca HTŞ’yi bitirebilir ya da bu örgüte dönüşebilir.

Kısacası Suriye’de yeni denklemler, yeni ittifak ve ihtilaflar ile nihai çözüm yakın olduğu kadar uzak da görünüyor.


Yazarın diğer yazılarına BURADAN bakabilirsiniz.