Ana SayfaManşetEzgi’li bir gidişe dair – Xane Anuş

Ezgi’li bir gidişe dair – Xane Anuş


Xane Anuş


Yıllara, mevsimlere, düne, bugüne, yarına, ihanete, aşka, özgürlüğe, inanca ve yaşama bir selam bıraktı ve gitti…

Saçlarını savurdu önce rüzgâra, sonra yüzündeki tebessümü hüzne boyadı, dudağının kenarında beliren gamzesini gizlemek istercesine. Kalbinde kırılmış kuşların kanatları çırpınırken tek sığınağı o gamzeye gizlenmiş gülüşünü hak etmeyen kimse görmesin istedi.

Kocaman gözleriyle son bir şaşkınlıkla baktı dünyaya, yeryüzü henüz yazın sarılığında gökyüzü ise sonsuz mavilikteydi. Hangisini seçmeliydi? Son bakışı hangisinde kalmalıydı? Ne mavinin sonsuzluğu ne de ayrılık vaktini anımsatan sarıda karar kılamadı. Oysa gitmek için en iyi mevsim bahardı, hep baharları sevdi ve baharlarda gitmek istedi.

Son gülüşünde üzerinde yeşil mi yeşil elbisesi, annesi görse pek bir yakıştığını söylerdi. Yeşilinde Munzur’un doruklarındaki yeşilin ahengi vardı ne de olsa. Kızlar büyüdükçe anneye benzermiş ve daha çok severmiş annesini. Büyümüş, anlamış ve sevmişti.

Son yolculukta inadı tuttu, tıpkı annesi gibi ve bırakmadı. İnandığı ne varsa umuda, aşka tutundu gitti.

Leçeğindeki bir oyada desen olmak, bir gün bir rüzgârla oraya konup annesine masallar anlatan bir kız olmak istedi. Kim bilir belki çocukluğunda dinlediği Pepuk Kuşu’na dönüşür ve bir ömür anlatır sevdiği masallardaki kahramanlarının sessiz ve kimsesiz yolculuklarını.

Kollarının arasına aldı bütün bir dünyayı, sıktı sarıldı, son kez içine çekti, nefes alıp vermeye değer ne varsa ömründen arta kalan. Vakti geldiğinde duramadığı, sığdıramadığı ruhunun/bedeninin ayrıntılarına gizlemişti yaşamın ayrıntısından geriye kalanı…

Son anda en çok hatırladığı, elbette gözelerden akan gürültülü yaşam pınarından bir tas içmek olmalıydı. Kabına sığmayan bir suyun telaşıyla sağa sola savrulmuş üç beş anı ve inadına yaşamak inadına sevdalanmış bir gökyüzü havarisi.

Ezgi’nin yolculuğuydu bu, bir melodisi olmalıydı yaşamın da ölmenin de. Kulağında patlayan bombalardan öte uzaklardaki anne karnından gelen ezgiyi iliştirdi kulağına. Mırıldandı mırıldandı… Sesini sadece kendi kulakları duyacak kadar.

Öylesine naif bir gidişti ki ardından bakarken incitmekten korkarcasına kirpiklerini kırpmadan bakakaldı yolculayanları.

Bir veda havası üstelik, hakkı verilmiş lakin alınmamış bir yaşamdan alacaklı küçük bir kız çocuğunun sığamadığı yeryüzüne dair.

Ve bir Gülten Akın ağıdıydı veda Ezgi’si

benim acım acıların beyidir
canıma bir doru kısrakla gelir
öfkeyi sabırda eritir
umut yer
suyunu gözümden içer bir zaman
dağlar of dağlar