Ana SayfaManşet2 Temmuz ve o çocuklar büyüdü – Xane Anuş

2 Temmuz ve o çocuklar büyüdü – Xane Anuş


Xane Anuş


1980’ler ertesi… Devrimci abi ve ablaların mahallerde hala etkin olduğu, solun içine lümpen ajanların bulaşmadığı, herkesin çocuklarını devrimcilere emanet ettiği bir yoksul varoş mahallesi. Yenilse bile ayağa kalkacağı günün hesabını yapan, “ah vah” etmeden melankolik bir yenilgi ruh haline girmeyen, “ille de çocuklar” diyen devrimcilerin mahallesi. Kendine acımak yerine “dünyayı istiyorum, başıma gelenler hoş gelmiş sefa gelmiş” diyen devrimcilerin meskeni…

Bir ucunda “yaşamı uğruna ölecek kadar sevenlerin” yaktığı ateş, diğer ucunda “umut benim, hasret benim, ölüm karşımda neyler” diyenlerin coşkulu adımları. Ve tabii, umut ekenlerin zamanı.

Mahalle dernekleri, okul koridorları kolektif sevincin halayını öğretiyor. Elde bağlama, “sana kutsal gelen bin yıllık çınar çapa vuruşuyla yıkılır bir gün” diye gerçeğin sesi haykırılıyor.

Sivas’ta kültür festivali varmış, çocuklar heyecanla gitmek istiyor, anne babalar devrimci abla ve abilere emanet ediliyor.

Yoksulluk bu ya, bazı çocukların parası çıkışmıyor. Mahallenin bakkalı, tuhafiyecisi yani bildiğimiz küçük esnafı örgütleniyor, çocuklar arası adaletsizlik olmasın diye.

Yola koyuluyor cümle âlem. Hayallerini büyüten çocuklar ile hayallerinde büyüttükleri devrimciler, bir de hayatın ne büyük ne de küçük olduğunu, yaşamı olduğu gibi inançla özgürlükle kavramış sanatçılar birlikte aynı otobüsle yola düşüyor.

Sivas yani Koçgiri, Ermeni ve Kürtlerin kadim kenti. Son yüzyılda köklerinden koparılıp sürülmüş insanların yerine yabani ayrıksı otların doldurulduğu kent. Bu yüzden bugün hor, kaba ve yol erkândan nasipsiz.

Panayır açılıyor, kitaplar, imza günleri, müzik… Felsefe, edebiyat, devrim tartışılıyor her köşede. Çocuklar çoğunu anlamıyor ama ağaç yaşken eğilir. Anlamak için kafa yoruyorlar. Hatta tartışmaları kendi aralarında güncelliyorlar.

Orada hayatın inceliklerine, yaşamın bizzat kendisine dalmış insanlar, dışarıda örgütlenen kötülüğün farkında bile değiller. Ya da o kötülüğün o kadar büyüyeceğinin.

İlk saldırı girişimi konser salonuna yapılıyor. Öldürmekten, kafirlikten bahsediyor dışarıdaki köksüz güruh… Çocuklar şaşkın, büyükler şaşkın, ne olabilir ki bu kadar kızdıracak insanları? Her yaşta çocukça bir saflık var. Ancak bu kötülüğün ne kadar örgütlü bir güç olarak var olabileceğine dair tarihsel hafızadan kopukluk da.

Tedbiren dışarıdan gelen çocukların çoğunluğu tanıdıkları ve yakın akrabası olanlara gönderiliyor. Büyükler otele dönüyor.

Ve ertesi gün şehir, birden yangın yerine dönüyor. Çocukların büyük bir çoğunluğunun kaldığı Sivas şehir merkezinin tek Alevi-Kürt mahallesi Alibaba’da…

Mahallenin önü barikatlarla kapatılmış. Soramıyorsun, nedir ne değildir, diye. Sakalları sarkmış, küçük gözleri gözyuvalarına kaçmış binlerce cellât şehri işgal etmiş. Aslında bu işgal yeni değil, Ermeni ve Kürtleri sürdükten, katledildikten sonra nasıl ki tarlanın yabani otları tarlayı işgal etmiştir, ekin vermesini engellemiştir, öyle bir işgal bu da. Ve yüz yıl öncesinden gelen işgalin zafer naraları sokakları kaplayan…

Sonrası… Sonrası yangın yeri…

Canlı yayınlarda, canlı canlı ilk insan yakmaya tanıklık ettiğimiz çağın başlangıcı. Şiirler, türküler, kitaplar, sohbetler, felsefe, tarih, sanat, edebiyat…

Bugün başımıza çullanan cellâtların o gün hepsi oradaydı. Hep orada kaldılar. Hep o kötülükle beslendiler. Sonrası mı? Sonrası Cizre, sonrası…

Ve ama, o çocuklar da büyüdü…

rüzgarın kanatlarında

Munzur’un doruklarında

mapusun kuytuluğunda

güneşin sıcaklığında

kalanlara selam olsun

sevdanın güzelliğinde

canın cana hasretinde

inançlı yürekleriyle

kavganın ateşlerinde

yananlara selam olsun


Sivas Katliamı’nın üzerinden 27 yıl geçti

Previous post
Muş'ta sele kapılan 50 hayvan yaşamını yitirdi
Next post
“Büyük Savunma Mitingi”ne bir gün kala Ankara'da eylem yasağı