Ana SayfaGüncelNuriye Gülmen’in koğuş arkadaşı: ‘Sonu ölüm de olsa bırakmayacağım’ diyordu

Nuriye Gülmen’in koğuş arkadaşı: ‘Sonu ölüm de olsa bırakmayacağım’ diyordu

HABER MERKEZİ – Açlık grevindeki eğitimcilerden Nuriye Gülmen ile aynı koğuşta kalan ve geçtiğimiz günlerde Sincan Cezaevi’nden tahliye olan Gülbeyaz Karaer, Gülmen’in durumunu anlattı. Karaer, Gülmen’in, eylemini sonlandırma taleplerine tepki gösterdiğini dile getirerek, “‘Açlık grevini bırak’ söylemi bana güç vermiyor, bu söylem karşı tarafa güç veriyor. Sonu ölüm de olsa bırakmayacağım” dediğini aktardı.

“İşimizi geri istiyoruz” talebiyle 139 gündür açlık grevini sürdüren akademisyen Nuriye Gülmen ve öğretmen Semih Özakça, 23 Mayıs’tan bu yana Sincan F Tipi Cezaevi’nde tutuluyor.

Nuriye Gülmen’in Sincan’ndaki 45 günlük koğuş arkadaşı Gülbeyaz Karaer

Gülmen ve Özakça’nın sağlık durumu kötüye giderken, Sincan’dan tahliye olan Gülmen’in koğuş arkadaşlarından Gülbeyaz Karaer, dihaber’den Ergin Çağlar’a açıklamalarda bulundu.

Sincan F Tipi Cezaevi’nde 2001’deki açlık grevinde yitirdiği kardeşi Uğur Türkmen’i mezarı başında andığı sırada sol yumruğunu kaldırdığı için 27 Ocak 2017 tarihinde tutuklanan ve 7 Temmuz günü, Sincan’dan tahliye edilen Karaer, Gülmen’in Sincan’da yaşadıklarını anlattı.

Bulundukları koğuşun ağırlaştırılmış müebbet cezası alan tutuklular için yapılan bir hücre olduğunu dile getiren Karaer, cezaevi koşullarına dair şu bilgileri paylaştı:

Biz üç kişi kalıyorduk; ama koğuşlarımız ayrıydı. Nuriye, geldikten sonra hücre kapıları açıldı ve bu sayede Nuriye’nin yanında kalıyorduk. Ona bakıyorduk, çünkü bakıma ihtiyacı vardı.

Olağanüstü Hal ile beraber cezaevine birçok tutuklu getirildi ve bundan kaynaklı 7 kişilik koğuşlarda 10 ila 15 kişi kaldık.

Sincan Cezaevi, normal şartlarda sağlıklı insanlar için bile uygun değildir. Cezaevi açlık grevine giren Nuriye için hiçbir şekilde uygun değildir. Hücrelerde bulunan tuvaletleri dahi mutfak olarak kullanılıyor. Bizler ve Nuriye bu hücrelerde kalıyorduk.

Gülmen’in cezaevine geldiği ilk günlerde sağlık durumunun çok da kötü olmadığını kendisi ile ilgilendiğini ve refakatçisi olduğunu söyleyen Karaer, Gülmen’in durumunu şöyle anlattı:

Nuriye ilk geldiğinde iyiydi, havalandırmaya çıkıyordu konuşabiliyordu. Ama ilerleyen günlerden sonra Nuriye çok fazla yürüyemiyordu. Avukat görüşüne tekerlekli sandalye ile gidiyordu. Nuriye’nin kas ağrıları vardı sloganı hep ‘İşimizi geri istiyoruz’ oldu. Tekerlekli sandalyeye alındıktan sonra her gün doktor gelip Nuriye’nin tedavi olmasını istiyordu. Nuriye bu tedaviyi kabul etmiyordu ve sadece ‘Ben işimi geri istiyorum. Kendi isteğimle açlık grevine başladım. Tedaviyi kabul etmiyorum. ‘Türkiye Tabipler Odası’nın tarafsız bir doktor heyeti var eğer onlar bakarsa tedavi olurum’ diyordu.

Tarsus Kampüs Cezaevi’nin açılmasından sonra yaklaşık 15 kadın tutuklunun oraya sevk edilmesi ardından yerlerinin değiştirildiğini kaydeden Karaer, şunları söyledi:

Bizi J-4 koğuşuna aldılar. Bu koğuşun durumu kaldığımız hücreye göre iyiydi. J-4 koğuşunda Nuriye’nin durumu çok iyi değildi. Ben de Nuriye’ye iş yaptırmıyordum; ama Nuriye iş yapmaya çalışıyordu. Nuriye, ‘Abla bırak kendi işimi kendim yapayım yarın öbür gün seni de alırlar yanımdan. Ben burada tek de kalsam abla bu mücadeleyi sürdüreceğim. Benim inancım ve coşkum yerinde geleceğe umutla bakıyorum ve zafer bizim olacak’ diyordu.

Gülmen ile gün içerisinde yaptıkları sohbetlerde sürekli Türkiye’deki gündemi ve açlık grevi ile başlayan mücadeleyi ele aldıklarını ve Gülmen’in kendisine sürekli olarak “Abla ben işim geri iade edilene kadar bu açlık grevini sürdüreceğim. Sonu ne olursa olsun ”dediğini söyledi.

Gülmen’i görmeye gelen vekillerin ve gönderilen mektuplarda sürekli açlık grevini sonlandırması çağrılarının yer aldığını kaydeden Karaer, Gülmen’in eylemini sonlandırma taleplerine tepki gösterdiğini de dile getirdi:

Ben işimi alamadıktan sonra neden açlık grevini bitireyim. Bana açlık grevini bırak dediklerinde bu söylem bana güç vermiyor, bu söylem karşı tarafa güç veriyor. Bana açlık grevini bitir demeleri yerine devlet ile bu meselenin çözülmesi için çözüm arasalar daha iyi olur. Ben haklı bir talep için girdim, bu yola sonunu da bildiğim için bırakmayacağım. Sonu ölüm de olsa bırakmayacağım.

Kardeşini açlık grevinde kaybetmenin ardından Gülmen ile ilgilenmenin kendisine farklı duygular hissettirdiğini anlatan Karaer, “Benim tahliye olduğumu söylediklerinde ben hiç sevinmedim, çünkü Nuriye içerde kalacaktı” dedi.

Karaer, yetkililere şu çağrıyı yaptı:

Nuriye harika bir insandı. Şunu söylemek istiyorum bu olayı dünya duydu. Artık ülkemizdeki yetkililer de duysun. Açlık grevine giren Nuriye ve Semih ölmesin. Onların talepleri çok değil, işlerine geri iade edilmeleri gerekiyor. Kocaman yürekli olan Nuriye’yi kaybetmek istemiyorum ben.

Previous post
🎬 | J.D. Salinger'ın hayatı beyazperdede: 'Rebel in the Rye'
Next post
Gerekçe bilinmiyor: Gazeteci Rojhat Doğru gözaltına alındı