Ana SayfaYazarlarBahadır AltanArdında barıştığın bir komşun yoksa güvenli bir sınır da yoktur – Bahadır Altan

Ardında barıştığın bir komşun yoksa güvenli bir sınır da yoktur – Bahadır Altan


Bahadır Altan


Adına “Terörden Arındırılmış Bölge” de deseniz “Güvenlikli Bölge” de deseniz, Rusya ile yapılan devriyeleri sürekli de kılsanız Trump’la sarmaş dolaş olsanız da gerçek değişmez. IŞİD Rojava’dan püskürtüldüğünden beri bölgede patlamayan bombalar artık yeniden sahnede. ‘Barış Pınarı’ndan kan akıyor ve bunu bizim dışımızda bütün dünya görüyor.

Türkiye’nin örgütleyip desteklediği, maaşlarını verdiği ÖSO (Türkiye’nin deyimiyle “Milli Suriye Ordusu”) içindeki IŞİD militanlarının fotoğraflı kimlikleri ve itirafları dünya basınında yer alıyor. Militanların itirafları, emirleri Türkiye’den aldıklarına dair ciddi suçlamalar içeriyor. Bağdadi’yi öldüren ABD operasyonuna kadar ciddi bir yönelimi olmayan Türkiye’nin IŞİD’e karşı içeride göstermelik gözaltılar yapmaya başlaması da daha önce neden yapılmadığı sorularını ve samimiyetini sorgulatıyor. Serekaniye yakınlarında üzerlerinde YPG üniformasıyla sivillere yönelik eylemlerde yakalanan ÖSO militanlarının fotoğrafları, Türkiye’nin servis ettiği acemi çekimlerden fazlasını anlatıyor. Hakikat, ülke içinde yaratılan algıdan çok çok farklı, Pınar’dan beslenenin IŞİD ve bunu sağlayanın Türkiye olduğunda bütün dünya hemfikir.

Olaylara Türkiye medyasından bakınca iktidar maşallah mehter eşliğinde bütün dünyayı dize getirmiş yalınkılıç ilerliyor! TSK ve ÖSO’nun saldırısıyla öldürülen insanların da hepsi zaten “terörist!” olduğuna göre bu insanları öldürme hakkı da doğmuş oluyor! Politikacıların ağzında ve tabii ki medyada cinayetler o kadar normal anlatılıyor ki, uluslararası hukuk Türkiye’ye özel bir “öldürme izni” vermiş sanırsınız! Oysa Türkiye’nin insan hakları ihlalleri oldukça kalın dosyalar oluşturmuş durumda. Özel harekat polisi Ayhan Çarkın’ın itiraflarında söylediği “PKK kıyafeti giyerek yaptıkları köy baskınları”, MİT başkanı Fidan’ın “karşı taraftan iki roket fırlattırırız!” sözü ve daha onlarca ağızdan kaçan itirafları hatırlayanlar, YPG kıyafeti giydirilmiş ÖSO militanlarının Rojava’da sivillere saldırı halinde yakalanmalarına da şaşmıyor. Çünkü dünya habercileri içeride gazeteci kılığında dolaşan yandaşlar gibi değil. En azından şu sorunun yanıtını arıyor: Cihatçı çeteler Rojava’da olduğu gibi kapınıza dayandığında sizi savunacak bir devlet gücü yoksa (Esad IŞİD’e karşı halkını savunmadı) ve hemen yanıbaşınızdaki “komşunuz” bu rejimi yıkmaya odaklanmış, çetelerle işbirliği halinde onlara silah sağlıyorsa ne yapardınız? ABD’den de yardım alarak silaha sarılıp direnir miydiniz? Yoksa teslim olup IŞİD’e cariye mi olurdunuz?

Dünya YPG’ye “terörist” demeden önce bu sorunun yanıtını arıyor. O yüzden ABD ve Rusya ile anlaşmalar yaparak, Rojava’ya saldıran sadece Türkiye “terörist” diyor. Bunun dışında özellikle de Chomsky dahil birçok bilim insanı ve entelektüel Rojava Devrimi’ne sahip çıkıyor.

Ruslarla ortak devriye sırasında halkın taşlarla protesto ettiği TSK’ye ait zırhlı araçları da vermiyor televizyonlar. Ama hiçbir televizyon ve gazetede yayınlanmayan, iç kamuoyundan özenle saklanan görüntü ve haberler dünyanın gözünden kaçmıyor. ABD ve Rusya ile varılan mutabakatların yarattığı “başarı” sahnelerinin ardında Türkiye için çalan çan sesleri duyulmaya başladı. Bu gerçekleri saklamaya yönelik akıl almaz manevralarla iç gündem belirlenmeye çalışılsa da daralan “yalnızlık çemberinin” ekonomik ve siyasi sonuçları görülmeye başladı.

İktidar da karşı tedbirleri, baskı ve tehditi artırma yönünde adımlar atıyor. Kendi tezlerinin aksini savunanları zaten ‘hain’ ilan ediyordu, ama artık ekonomiden başlayarak muhalif söylemleri “terör suçu” kapsamında cezalandıracak! Yani “ekonomi iyi gidiyor” dışındaki bir söylemin sahipleri artık “terörist” yada terör destekçisi olabilir!

Bu yasa tartışmaları tam da Bolivya’daki askeri darbe ile üst üste geldi. Bolivya Başsavcılığı ordunun baskısıyla istifa edip Meksika’ya sığınmak zorunda kalan Devlet Başkanı Evo Morales hakkında “geçici hükümeti devirmek ve teröre destek” suçlamasıyla soruşturma başlattı! Bir şeyler çağrıştırmıyor mu bu durum size?

Silahla ölüm tehdidiyle halkın iradesine ipotek koyacaksınız, seçilmiş devlet başkanının yerine kayyum atayacaksınız sonra da Morales’i “terörist” ilan edeceksiniz! Darbecilerin yöntemleri hep aynı mı oluyor? Türkiye’de de gerçeklerin üzeri bu perdeyle örtülüyor, hakikat ve hak arayıcıları, gerçeği yazan gazeteciler bu nedenle içeri tıkılıyor. “Asıl terör, devlet terörüdür” diyen Fikret Başkaya ‘terörist’likle suçlanıp yargılanıyor. Muhalifleri “terörist” ilan edince onlara karşı işlenen yaşam hakkı ihlalleri de dahil her suç cezasız kalabiliyor. Devlete ait yetki ve silahlarla işlenen suçlar, askeri darbe dönemlerinden bu yana, gelen bütün “sivil iktidarlarca” cezasız bırakıldı. Bu durum hep yeni cinayetlerin, katliamların önünü açtı, teşvik etti. IŞİD bu elverişli ortamda Suruç ve Ankara Gar katliamlarını gerçekleştirdi.

Ne yazık ki güney sınırımızda şimdi çok daha uzun vadeli düşmanlıkların, çatışmaların içine sürüklenmiş durumdayız. Türkiye’nin müdahalesiyle Rojava’daki hapishanelerden serbest kalan binlerce militanıyla IŞİD her zamankinden daha tehlikeli. Bizler de artık dünyanın her yerinde IŞİD’e destek olan, komşularına saldıran Türkler olarak anılıyoruz. TC pasaportu taşıyan herkesin nasibini alacağı bir acı ve öfke yumağı yarattık. Şimdi sınırlarınız daha mı güvenlidir bir düşünün!

Şimdi sınırlarınız daha mı güvenlidir bir düşünün. En fazla da DİSK eski genel başkanı Kani Beko gibi Saray’ın tezkeresine “EVET” diye el kaldıran vekilleriyle CHP düşünsün. Çünkü bu el kaldırış Saray’a gidişin topluca icrasından başka bir şey değidi!

Komşu ülke topraklarına 30 değil 60 km de girseniz, o toprakların sahiplerini ellerinizdeki silahlarla sindirip daha güneylere de sürseniz sınırın ötesinde hiçbir zaman dostlarınız olmayacak. Ve o sınırın güvenliği için bir 30 km daha, sonra biraz daha ve bunun sonu olmayacak. O sınırda asla güvenlik söz konusu olmayacak. Barışın olmadığı yerde güvenliğin sağlanması mümkün değildir.


* Bu yazı İşçi Sözü gazetesinin Aralık 2019 sayısında da yayımlanmıştır.
Previous post
Tüm Türkiye kayyımlaşırken – Özgür Amed
Next post
Uluslararası Emmy: Haluk Bilginer'e En İyi Erkek Oyuncu ödülü