Ana SayfaYazarlarAbdulmelik Ş. BekirFiller tepişirken

Filler tepişirken


Abdulmelik Ş. Bekir


ABD ve İran arasında bölgesel düzlemde devam eden gerginlik kapsamında karşılıklı misillemelerin olacağı beklenen bir durumdu. İran’ın paramiliter güçleri aracılığıyla Yemen, Basra Körfezi ve Irak’ta kimi hamleleri oldu. Direk ABD tarafından olmasa da İsrail eliyle Suriye ve Irak’taki paramiliter güçlere dönük hava saldırılarıyla bunlara cevap verildi.

İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani ve Haşdi Şabi Başkan Yardımcısı Ebu Mehdi el Mühendis’in öldürülmesi ise ABD’nin son yıllarda Ortadoğu’daki politik söylemine bakıldığında çoğu kesim için beklenen bir saldırı değildi. Hedefin bu denli üst düzeyden seçilmesini ABD’nin son yıllarda Ortadoğu’da izlediği politikanın kaçınılmaz sonucu olarak değerlendirmek mümkün.

ABD Başkanı Donald Trump

ABD’nin bölgedeki varlığını küçültmesi ve yeni güç alanlarına yoğunlaşma politikası ya da söylemi, rakiplerinin nüfuz arayışlarını arttırması ve daha rahat hareket etmesini beraberinde getirdi. Bölgesel müttefikleri ise belli bir düzeyde hayal kırıklığı yaşadı. Bu aynı zamanda genelde ABD hegemonyasının gerilemesi, özelde bölgesel nüfuzunun zayıflaması olarak değerlendirildi. Müttefiklerinin de başta Rusya olmak üzere farklı alternatiflere odaklanması eğilimi gelişti. Ortadoğu’da ciddi imaj kaybına uğradı ABD.

Kasım 2020 seçimlerine giderken Trump yönetiminin içeride rakiplerinden dışarıda ise müttefiklerinden en fazla eleştiri aldığı ve sıkıştırılacağı alanların başında dış politika geliyor. Irak Büyükelçiliği’nin kuşatılması dönüm noktası oldu. Obama yönetimine maliyeti hala akıllarda olan Bingazi olayındaki aynı akıbeti yaşamak istemeyen Trump yönetimi, zayıflayan nüfuz güçlendirme ve bozulan imajını tazeleme derdinde.

ABD’nin bölgede caydırıcı gücünü tekrar tahkim etmesi ve müttefiklerini konsolide etmesi kolay olmayacaktır. Süleymani ve Mühendisi’nin öldürülmesiyle çıtanın bu denli yükseğe konulması Washington’ın bu gerçeğin farkında olunduğunun işareti.

Bu agresif hamlenin ABD’nin istediği sonucu verip vermeyeceği ise oldukça muğlak. Zira nüfuzunu zayıflatan asıl neden bu tür saldırıları gerçekleştirme kabiliyetinin olup olmamasıyla ilgili değil, Ortadoğu’da yaşadığı çıkmazlar ve bu çıkmazları nasıl çözeceğine dair bir stratejisinin olmamasından kaynaklı. ABD’nin ne İran ne Irak ne Afganistan ne Suriye ne de Ortadoğu geneline dair çözüm stratejisi yok. Ortadoğu’daki varlığını küçültme söyleminin altında yatan asıl neden de bu.

Bu bağlamda İran’a dönük son saldırıların nasıl bir strateji kapsamında geliştirildiği belirsiz. Saldırı objektif olarak ABD’nin İran ile savaşı göze aldığının ve alabileceğinin işareti olarak görülebilir. Peki, ABD’nin Ortadoğu’daki politik ve pratik pozisyonu İran’la savaşa hazır mı?

Bu konuda ciddi soru işaretleri var. İran ve en büyük müttefiki Rusya ile fiziki olarak karşı karşıya olduğu Irak, Afganistan ve Suriye’de varlığını azaltması, Yemen ve Libya’daki politikaları bunun tam tersine işaret ediyor. Son saldırılar, son yıllarda izlenen stratejinin dışında yeni bir strateji bağlamında yapılmamışsa, ABD açısından beklenmeyen ve öngörülmeyen sonuçlara gebe olabilir.

Saldırının Trump yönetimi açısından kısa vadeli kimi getirileri olacaktır. Türkiye’nin kontrolünde olan bölgelerde DAİŞ lideri Ebubekir El Bağdadi ve El Kaide’nin lider kadrosuna yönelik suikastlar düşünüldüğünde Süleymani’nin İran nüfuzunun en güçlü olduğu Irak’ta öldürülmesi ABD’nin istihbari, teknik ve askeri gücünün göstergesidir. Yine bölgesel müttefikleri açısından belli bir moral ve motivasyon sağlayacaktır. İç politika açısından da 2020 seçimlerinde bolca kullanılacak kullanışlı bir malzeme olacaktır.

Ancak tüm bunlar ABD’nin Ortadoğu’daki yayılma alanlarındaki nüfuzunu tesis etmeye yetmeyecektir. Belli bir stratejiye dayanmadığı sürece ABD açısından ciddi sonuçlara neden olma ihtimali vardır. En önemlisi de gelişmelerin bundan sonraki seyrinin İran’ın reaksiyonuna dayalı olacağı bir sürece girildi. Buna bağlı olarak ABD kendisini hiç beklemediği ve ummadığı bir savaşın içinde bulabilir.

ABD saldırısında öldürülen Kasım Süleymani

Son saldırılar İran açısından ciddi bir darbedir. Süleymani gibi savaşı motive eden bir sembolün öldürülmesi hem içeride hem de dışarıda kendisi tarafından organize ve komuta edilen paramiliter güçler üzerinde belli bir moralsizlik yaratacak ancak İran’ın bölgesel politikalarında değişiklik yaratacak düzeyde etki etmeyecektir. İran’ı asıl zorlayan faktörler içeride yaşanan toplumsal huzursuzluklar, Irak, Yemen, Suriye ve Lübnan’da rakiplerinin sıkıştırmasıdır.

Sürecin İran için hiç de kolay olmadığı ve olmayacağı kesin. Bununla birlikte İran şimdiye kadar kontrollü gerginliği arttırma stratejisi izledi. Sembol haline gelen Süleymani gibi birinin öldürülmesine karşı misillemede bulunması yüksek ihtimal.

Misillemenin düzeyi önümüzdeki dönemde düşük yoğunluklu olan çatışmanın geleceğini de belirleyecektir. İçeride yaşadığı krizler ve Rusya, Çin gibi dışarıda müttefiklik hukuku olan güçlerin politikalarına bakıldığında İran’ın ABD’yi savaşa çekecek düzeyde bir misilleme yapma ihtimali oldukça düşüktür. Doğrudan üstleneceği sembolik kimi misillemeleri olsa da asıl cevabını vekil güçler üzerinden vermesi daha olası. Ancak ABD çıtayı öyle bir yere koydu ki İran’ın olası bir misillemesine karşı atacağı tek adım kaldı o da yaygın bir savaşa girmesidir.

Irak’taki protestolardan

Birinci dereceden savaş sahasına dönüşen Irak, fillerin tepişmesinde ciddi anlamda ezilecektir. İran ve ABD gerginliğinin artması Irak’taki farklı etnik ve dini gruplara da yansıyacaktır. İki ülkenin taraftarları ve karşıtları üzerinden yeni toplumsal yarılmalar mümkün.

Zaten herhangi bir devlet vasfı kalmayan Irak’ın önümüzdeki dönemde daha fazla güç ve nüfuz alanlarına ayrılması ve nihayetinde yeni statülerin çıkması olası. Bu büyük oranda ABD ve İran’ın insafına kalmış bir durumdur. Şii-Sünni, Kürt-Arap çekişmesine bağlı, niye devlet yapıldığını bilmeyen Irak, nedenini anlamadan birkaç parçaya da bölünebilir.

En nihayetinde; Ortadoğu’nun milliyetçilik, ırkçılık ve dincilik zehrinden beslenen ulus devletleri ve despotik yönetimleri var oldukça her gün yeni kaos, kriz, sefalet ve savaşlara uyanacağız. Suriye derken Libya, orasının ne olacağı belli olmadan Lübnan, Yemen, Afganistan… Süreklilik kazanan ve tüm bölgeye yayılarak, derinleşen bir sürecin içindeyiz.

Uzun ve acılı bir süreç olabilir ancak Ortadoğu halkları mutlaka kendi Rönesanslarını yaratarak bu karanlık milliyetçilik, dincilik ve gericilik döngüsünden çıkacaktır.


Uruk’un laneti, Irak’ın geleceği ve kuyruğunu ısıran leviathan – Abdulmelik Ş. Bekir

Kapitalist modernite çözülürken – Abdulmelik Ş. Bekir

Previous post
Kasım Süleymani suikastı: Neler oluyor, kim ne diyor?
Next post
Dışişleri Bakanlığı'ndan Irak'a seyahat uyarısı