Ana SayfaKültür-SanatRewşan’dan gönüllere dokunan albüm: “Tov”

Rewşan’dan gönüllere dokunan albüm: “Tov”

HABER MERKEZİ – Kürt sanatçı Rewşan’ın “Tov” yani “Tohum” adlı albümü yakın zamanda çıktı. Tamamı Kürtçe eserlerden oluşan “Tov”, Kamuran Ali Bedirhan, Fêrikê Ûsiv ve Aram Tigran gibi şair ve ozanların dizeleriyle günümüz bestekarlarına ait eserleri bir araya getiriyor, Progresif Folk yani gelişime açık halk müziği türünde ortak bir sound oluşturuyor. Bircan Değirmenci sanatçının hem müziğe doğru yol alan hayat hikayesine yakın plan yaptı hem de “Tov” albümünü Rewşan’dan dinledi.


Bircan Değirmenci


Dema bavê min hîn sax bû

Şevek ez çûm cem, dil bi pirs bû

Min got bavo xelk dibên hûn mihacir in

Bê ax û qad û bê mal in

Ka metên me, pismamên me

Ka rez û dehl û darên me

Radimûsim herdû destên te

Qey tune bû sêv û gêlasên me

Bavê min got wer keçkoka min

Ez kalekî heftê û heşt sal im

Got kê dîtiye kalê bi guhar

Kê dîtiye pîra bi xirxal

Emir diçe weke par û pêrar

Em teyrên xerîb koç dikin hercar

 **

(Babam henüz hayattayken

Yanına gittim bir gece, merakla dedim ki

Muhacir olduğumuzu söylüyor herkes

Yersiz yurtsuz, evsiz barksız olduğumuzu

Nerde teyze, hala, nerde amca çocuklarımız

Nerde bağımız, bostanımız, ormanımız

Ellerinden öperim baba

Yok muydu elmalarımız, kiraz bahçelerimiz?

‘Gel kızcağızım’ dedi babam ve ekledi

Merdiveni seksene dayamışım ben

Kim görmüş küpe takan bir dedeyi

Kim görmüş ayağında halhal bir nineyi?

Harcanıp gidiyor ömür sanki dün gibi

Ve biz yaban kuşları göç yollarındayız.)

Her birimiz mülteci değil miydik bu hayatta? Sürekli göçüp durduğumuz bu alemden bir gün göçmeyecek miydik? 13 yıl önce kaybettiği ve öğretileri kulağına küpe olan babası ve tüm mülteci babalar için yazmış bu şarkıyı Rewşan.

‘Okumaktan başka şansının olmadığı’ fikrinin zihninde yer edinmesini sağlayan, medrese eğitimi alan, Kürtçe, Arapça, Farsça, Türkçe bilen bir mele (imam) olan ve çocuklarını bilime, araştırmaya yönlendirerek her türlü dogmatik düşünceden uzak tutmaya çalışan babasını “Kocaman, ulaşılmaz, gizemli bir iç dünyası vardı” diye tanımlıyor.

Bitlis’in Tatvan ilçesindeki baskıcı ortamda kız çocuklarının özgür bir düşünceyle büyümesini sağlayan babasının attığı tov (tohum) şimdi yeşerip, göğermiş biçimde karşımıza çıkıyor. Ve bu kez o anlatıyor babasına hikayeyi.

Epeyce kalabalık bir ailede doğan Rewşan’ın anne tarafı Koçer (göçebe-göçer). Her daim başında taşıdığı erimeyen karlarıyla silueti Van gölüne yansıyan heybetli Süphan Dağı’na doğru yol alan Koçerler göç yolları üzerindeki evlerine uğradığında çok mutlu olurdu Rewşan.

Adetleri, gelenekleri, giyimleri, yaşam tarzları farklı, kültürel zenginliği eşsiz olan bu akrabalarının annesi ve dayılarıyla birlikte söylediği kilamları, kimi zaman üç gün üç gece süren masalları heyecanla dinlerken; kendini o hikayedeki kahramanların yerine koyar, onlarla birlikte aşık olur, hüzünlenir, sevince boğulur, dans eder, savaşır, mücadele ederdi.

Okulla birlikte Türkçeyi öğrenmesine rağmen ailede alınan ortak kararla anadilinin unutulmaması için evde Kürtçe konuşulurdu. O rüyalarını, hayallerini Kürtçe görüyordu.

Erivan Radyosu’ndaki stranların dinlendiği evlerinde güzel sesli annesinin saçlarını tararken söylediği şarkıların tınıları kulağına yerleşirdi.

Öğrendiği bu şarkıları sınıfın “en güzel sesli çocuğu” olarak tahtaya kaldırıldığında söylemekten keyif almasına rağmen o hep bir enstrüman çalmayı hayal ederdi.

Politik nedenlerden dolayı Tatvan’dan Mersin’e göç etmek zorunda kaldıklarında ‘mülteci’ olma duygusuyla ilk kez tanışırken, o yüreğinde süzüp, damıttığı hikayelerini de birlikte götürmüştü.

12 yaşında geldiği bu kentte ilk iş olarak bağlama kursuna yazıldı. Anadiliyle hiçbir zaman ilişkisini kesmeyen Rewşan, bu dilde yazılıp çizilen edebi eserleri okumaktan geri kalmıyordu.

Sürekli merak eden, sorgulayan yapısıyla tiyatroya da meyilli olan Rewşan, Kürtçe yazdığı birkaç skeci Mersin’deki kadınların gittiği pazar yerlerinde arkadaşı Sozdar’la birlikte sergilerken ilk alkışını almıştı.

Kemanla tanışma

Varoluşsal sorunlarını çözebilmek ve kendini tanıyabilmek için tercih ettiği Psikolojik Danışmanlık Rehberlik bölümünü okumak için Ankara’ya gider Rewşan.

“Çevremde bu konuda beni aydınlatacak, aklı selim, yol gösterecek kimselerden hissi anlamda uzaktım. Kendimi nasıl anlarım, ne yaparım? diye geçirdiğim dönemlerde meslek seçimi yapmak zorunda kaldığımda psikolojiyi seçtim. Önce kendimi anlayayım, ben neyim, kimim? Ve bunun bana çok faydası oldu.”

Kemana olan tutkusu nedeniyle o dönem sürekli Farid Farjad dinleyip, müziğin ritmine kapılır, gözlerini kapatarak çıkan sesleri kendisi çalıyormuş gibi hisseder.

Kulağındaki bu seslerle ağabeyiyle birlikte Soran olan eski yengesini ziyaret için İran’a gittiklerinde çarşı içerisinde bir enstrüman yapım atölyesine girerler.

Işıl ışıl parlayan kemanlar, tarlar, santurlar göz kamaştırır. Büyülenmiştir adeta. Ağabeyi ona bir keman alıp hediye ettiğinde ise dünyalar onun olmuştur.

“O sıralar Onur Akın çıkmış. ‘Seviyorum seni’ parçasındaki keman ara solosunu nasıl severek dinliyorum. Keman benim müzikal hayatıma çok yön verdi. Perdesiz bir enstrüman. Eğitimini almak zorundasın, nota öğrenmek durumundasın. Bütün o klasik batı eğitiminin literatürünü öğrenmek zorundasın.”

Bunun üzerine bir taraftan eğitimine devam ederken öte yandan keman kursuna gidebilmek için bir kafede garsonluk yapmaya başlar.

Bircan Değirmenci ve Rewşan

4 yıl süren bu eğitimin ardından İstanbul’a gelerek psikolojik danışmanlık yapan ama müzikten kopmaya niyeti olmayan Rewşan, Pera Güzel Sanatlar Lisesi’nde keman, viyola ve armoni dersleri alır, o süreçte çeşitli oda orkestralarıyla ve İstanbul Film Müzikleri orkestrasında yer alarak konserlere çıkar. Eş zamanlı olarak Bahçeşehir Üniversitesi’nde oyunculuk yüksek lisansı yapmaya başlar.

Tezini Edit Piaf’ın sokak deneyimi ve kamusal alan üzerine yazan Rewşan; Tiyatro Görme Yeri’nin oyunlarında ve Teatra Jiyana Nu’nun Berû adlı oyununda rol alır.

Ayrıca bağımsız sinemacıların yönettiği kısa ve uzun metraj filmlerde yer alır; “Annemin Şarkısı”, “Susturulmuş”, “Şükran” ve “Al-shafak” adlı filmler bunlardan bazıları.

Çok dilli müzik grubu Horizon…

37 yıl önce usta müzisyen Vartkes Keşiş’in 4 arkadaşıyla birlikte kurduğu ‘Keops’, 2015 yılından sonra müzik yolculuğuna ‘Horizon’ adıyla devam etme kararı almıştır. Çeşitli dillerde şarkılar yapan grupta Rewşan da kemanıyla yer alır.

Grubun solisti ekiple anlaşamayarak gidince yeni biri bulununcaya kadar provalarda sesiyle eşlik etmesini isterler Rewşan’dan.

“Ben o gruba dışarıdan bir keman çalan olarak katılmıştım. Sesim güzel bulunuyordu, ortamlarda söylüyordum ama amacım iyi bir kemancı olmaktı. Kendimi hangi tür müzikle ifade edebileceğime ilişkin müzikal arayışlarım devam ediyordu. Saatlerce etüt çalışıyorum. Parmak egzersizi yapıyordum, keman için yazılmış partisyonları çalışıyordum. Tek şartla kabul ettim teklifi. Sadece provalar aksamasın diye şarkı söylerim, yeni vokal bulunduğunda kemanla devam edeceğim.”

Türkçe, Ermenice, Yunanca eserlerin icra edildiği gruba Rewşan’ın önerisiyle Kürtçe parçalar da eklenir. İki ay sonra Hayal Kahvesi’nde konser teklifi alırlar. Rewşan konsere çıkmamakta diretse de arkadaşlarının ikna çabaları sonucunda kendini izleyici karşısında bulur.

“İnanılmaz heyecanlı ve kaygılıydım. Kalbim o kadar çok hızlı atıyordu ki, kalp çarpıntı sesimin mikrofondan duyulduğunu sanmıştım.”

İlk şarkının ardından aldığı alkışla rahatlayan Rewşan, aralarda ve introlarda kemanını omzuna alıp çalarak o güçlü sesiyle çağıldamaya devam eder.

“Kemanı bırakmayı hiçbir zaman istemedim. Pek çok solist enstrüman çalmak istemez ama ben çok yakıştırıyorum kendime. Bir enstrümanla beraber orada olmak bana ayrı bir keyif veriyor. Elimde enstrüman olmayınca ne yapacağımı bilemiyorum. Elim ayağım boşalıyor sanki. Özellikle ara sololarda beklemek garip geliyor. Öyle olunca daha içinde hissediyorum kendimi.”

Ardından başka mekanlarda konserlere çıkan grubun repertuvarına Lazca, Arapça ve kendi bestelediği eserleri de ekleyen Rewşan iki buçuk yıl bu yolculuğu sürdürür.

Lakin müzikal arayışı ve yapmak istediği projeler farklıdır.

“Daha minimal, davul setup’ının perkisift olarak kullanılabileceği bir müzik hayal etmeye başladım. Bizde çok ciddi bir rocksoundu vardı, her şeyi hard çalıyorlardı. Benim içimde daha naif bir şey vardı. Şarkılara ince ince dokunmak, dantel gibi işlemek istiyordum”.

Grubun gitaristi Vartkes Keşiş’le bu düşüncesini paylaşınca Vartkes’ten ona destek gelir. Bundan sonra yoluna Rewşan olarak devam edecektir. Perküsyon çalan Hakan Kaya da onlara dahil olur. Yaptığı aranjeleri kaydetmek için soluğu Eminönü’nde alır.

“4 kanallı çok basit bir ses kayıt cihazı aldım. Ev ortamında benim yaptığım aranjelerle şarkıları kaydettim.”

Kayıtların ev ortamında yapıldığı ve stüdyo ortamı olmadığı için zorluğu da çoktur.

“Araba geçiyor. Durun. Bekliyoruz. Tabi bir sürü dip ses var, enstrümantal anlamda hatalar var. Grubu hep biraraya getiremiyorsun, tekrarı olmadığı için düzeltme şansımız yoktu. Bu işin ne kadar profesyonel olabileceğine dair bilgimiz olmasına rağmen imkanlarımız yoktu”

O kayıtları alıp bir müzik şirketine götürerek stüdyo ortamında kaydetmek istediğini söylüyor. “Bakarız, olabilir, bir ay sonra gel” yanıtını alıyor.

“Gittiğimde şarkıları dinlememiş bile, ‘sen kimdin?’ dercesine baktı. Çok kırıcı bir noktaya dönüştü ve kendimi üzdüğümü fark ettim.”

Hal böyle olunca 8 şarkılık albüm haline getirdiği parçaları dijital ortama taşır.

Daha iyi bir kayıt, daha iyi bir aranje olması gerektiğini biliyordum ama benim o anda bunları yapabilecek olanağım yoktu ve çaldığım bütün kapılar kapalıydı. O zaman böyle paylaşırım, seven sever, sevmeyen eleştirir o eleştiri de başım gözüm üstüne. Çünkü ben eksiklerimi biliyorum.

“Sonra bir daha da gidip o kapıları çalmadım. Her üretim kıymetlidir. Sanata dair biri ortaya bir şey çıkartıyorsa onu kırmamak lazım. Çünkü mekanik bir şey yapmıyor, his alemimizle ilgili bir şey yapıyor.

“Hep mükemmeli isteyen ve çok uçlarda yaşayan bir toplumuz. Ya mükemmel olmalı ya da hiç yapmamalı diye bakılıyor. Ama bir müzisyen kendi yolculuğunu yaşayabilmesi için eksiklikleriyle yanlışlarıyla ve deneyimleriyle yolunu bulabilecek. O toplum ona o şansı vermezse o kişi kendi kabuğuna çekilir ve küser, kalbi incinir.

“Maalesef acımasız eleştiri boyutunda toplum olarak çok hastayız. İyi olan şeyi ifade etmekte çok yetersiziz ama kötü ve yetersiz bulunan bir üretime yapılan eleştiri çok fütursuzca, dilinin kemiği olmadan dile getiriliyor.

“Ben zaman içerisinde bunun bu camiaya özgü olduğunu idrak etmeye başladım. Önceleri çok üzülüyordum. Günlerce yazılan, söylenen şey zihnimde canlı kalıyordu.

“Sonra baktım sadece bana değil, yazan, çizen, üreten herkese bu yapılıyor, bir çeşit mobbing gibi yaşatılıyor ve insanlar bununla başa çıkacak bir yol bulmuşlar kendilerine. Ben de bulmak zorundayım, bununla yaşanmaz dedim. Bu işin mutfağında pişmiş insanların telkin ve tavsiyeleriyle tüm bunları kendi yüreğimde biraz daha katlanılabilir bir noktaya çektim.”

Yönetmen Ayşe Ada İmamoğlu’nun çalıştığı Jin Tv’deki kadın programında Rewşan’ın söylediği Ax Lê Wesê adlı parçaya klip çekmek isterler. Kadıköy’de sokakta çekmek istedikleri klibi yağmur yüzünden eve taşımak zorunda kalınca istedikleri sonucu alamazlar.

“O esnada yağmur dindi ve bir ara güneş çıktı hadi sokağa deyip çıktık Ada biraz evin dışında eve bakıyor. Oturun şu merdivenin başına burada çekeceğim dedi. Kapımızın önünde çekiverdik.”

Ve bu klip dijital ortamda çok paylaşılıp, sevilir. Rewşan’ın sesi müzik eleştirmenleri tarafından da fark edilmiştir artık.

“Tov” ilk profesyonel albüm

İlk albümünün lansman konserinde bas gitar çalması için Hakan Gürbüz’den rica eder. Hakan ona “Senin müziğinde Kuzey Norweç tınıları var, bunun farkında mısın? Bunu neden worldmusic kategorisine taşımayalım?” der.

“Hakan’la birlikte temel felsefemiz şu oldu: Dünyada müzikle ilgili çoğu festivalde, Afrika ya da Asyalı bir solist sizi mest edebilir; dilini anlamasanız bile. Müziğin evrenselliği de burada değil midir zaten? Bizler de her tür melodinin fışkırdığı zengin bir coğrafyada yaşayan müzisyenler olarak, dünyada kendi kategorimize ait her festivalde müzik yapabilmeliyiz dedik.”

Gitar, ut, perküsyon çalan, müzisyen ve aranjör olarak oldukça yetenekli olan Hakan’la yeni albüm için çalışmaya karar verirler. Rewşan’ın daha önce repertuvara alıp, tohumunu atarak beklettiği şarkıların iyi bir aranjeye ihtiyacı vardır ve Hakan’la birlikte doğru adresi bulmuştur.

“Bu şarkıların doğru aranje edilmesi, ortak bir soundda toplanabilmesi önemliydi. Çünkü her birinin hikayesi, duygusu başka. Ortak bir aranjörün elden geçirmesi gerekiyor ki genel anlamda bir albüm hissiyatı verebilsin. Ancak doğru insanı bulduğun zaman bu işe kalkışabiliyorsun.”

1 yıllık çalışma sonucunda 10 şarkılık Tov albümü dinleyicisiyle buluşur.

“Aslında ikinci albüm olmasına rağmen stüdyo ortamında yaptığımız için ilk profesyonel albümüm diyebilirim”.

Tamamı Kürtçe eserlerden oluşan Tov’u diğerlerinden farklı kılan en önemli unsur; Kamuran Ali Bedirhan, Fêrikê Ûsiv ve Aram Tigran gibi çok değerli şair ve ozanların dizeleriyle, günümüz bestekarlarından Dr. Ahmet Kaya ve Mirady Doğan’a ait eserlerin birlikteliğiyle Progresif Folk (gelişime açık halk müziği) türünde ortak bir sound oluşturmasıdır.

Geleneksel ve modern enstrümanlarla tasarlanan Tov, Progresif Folk ekseninde, ‘Dünya Müziği’ kategorisinde tanımlanabilecek bir çalışma olur.

Büyük bir aşk ve emekle hazırlanan albümde Rewşan’a; dünya müziğinde de önemli bir yere sahip olan üç müzisyen; gitarda Cenk Erdoğan, kopuzda Coşkun Karademir, davulda Ömer Arslan gibi değerli üstatlar eşlik eder.

İsmail Altunbaş (perküsyon), Umut Şenyaylar (keman), Hazal Akkerman (viyolonsel), Bekir Şahin Baloğlu (ud), Onur Nevşehir (klavye) ve Erdi Arslan (duduk/klarnet) albüme katkıda bulunan diğer sanatçılar.

“Bu sadece Rewşan’ın albümü değil, kolektif bir çalışma oldu. Her bir arkadaşımın emeği, tınıları var. Sadece gelip çalmadılar, ruhlarını, dünyalarını kattılar. O eserlerin her birini kendi eserleri gibi benimsediler, sahip çıktılar.”

Gönüllerin ve dillerin henüz sınırlarla tanışmadığı kadim zamanlardan ilham alınarak yapılan bir albüm Tov. Aşkın anlatıldığı ve haliyle dilin daha naif olana doğru boyut değiştirdiği zamanlardan söz ediyor.

Geçmişin şiirsel belleğinden beslenen Tov; bazen bir güzelin utangaç bakışıyla kara sevdaya tutulmuş bir delikanlının serzenişini, bazen muhacir bir babanın kızına öğüdünü, bazen de bir din önderinin nefsi ve inancıyla olan imtihanını anlatıyor.

Müziğin öz hikâyemize nasıl sirayet ettiğini hissettiren Tov, tıpkı bir tohumun belleğinde var olan bilgi gibi hem büyülü bir geleneğin parçası hem de hiç bitmeyecek bir nefes gibi.

CK Müzik Prodüksiyon etiketiyle çıkan albümün lansman konseri 29 Ocak’ta İstanbul Moda Sahnesi’nde albümde çalan tüm müzisyenlerin katılımıyla gerçekleşecek. Dijital platformda dinlenebilen albüm; Beyoğlu, Beşiktaş ve Kadıköy Mephisto’da ve Medya Kitap evinde CD olarak da satışta.

Ayrıca önümüzdeki aylarda Diyarbakır, Mardin ve Batman’a turne düzenlemeyi düşünüyorlar. Rewşan konserleri 7 Mart’ta İzmir Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde, 8 Mart’ta Duesseldorf, 14 Mart’ta da Ankara’da devam edecek.

Farklı, rengarenk ve evrensel tarzıyla, müzikseverleri kendi belleğine doğru, sınırları olmayan şiirsel bir yolculuğa çıkarıyor Rewşan, yolunun açık olması dileğiyle…

Previous post
Soylu duyurmuştu: Depremin ardından sosyal medyaya operasyon
Next post
Elazığ ve Malatya cezaevlerinde hasar yok, Adıyaman'daki tutuklular sevk edildi