Ana SayfaÇalışma YaşamıDev-Turizm İş Başkanı: Turizmde kayıp yüzde 50’ye çıktı, bedelini emekçiler ödüyor

Dev-Turizm İş Başkanı: Turizmde kayıp yüzde 50’ye çıktı, bedelini emekçiler ödüyor

ANKARA – Turizmde kayıplar ele alınırken 2011 yılının esas alınması gerektiğini ve bu yıla göre turizmde yaşanan kaybın yüzde 50’ye ulaşmış durumda olduğuna dikkat çeken Devrimci Turizm İşçileri Sendikası Genel Başkanı Mustafa Safvet Yahyaoğlu, turizmin kaybetmesinin bağlantılı olarak elli iki sektörün kaybetmesi anlamına geldiğini söyledi. Avrupa ile yaşanan krizin turizme etkilerine dikkat çekerek, “Hükümetin dış politikası Türkiye açısından her bakımdan kriz sebebi” diyen Yahyaoğlu, yaşanan krizin bedelini turizm emekçilerinin ödediğine dikkat çekti.


Röportaj: ALTAN SANCAR


Avrupa ile yaşanan kriz, ülke içindeki çatışmalı ortam ve OHAL’in en çok vurduğu sektörlerden biri de turizm oldu.

TÜİK verilerine göre turizm gelirleri yılın ilk çeyreğinde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 17.1 düşüşle 3.37 milyar dolar oldu.

Türkiye Otelciler Birliği (TÜROB) 2016 yılının Aralık ayında açıkladığı verilere göre ise Türkiye’nin 2016 yılının 10 ayında yüzde 41.9 düşüş ile oda gelirlerinde Avrupa’da en büyük kaybı yaşayan ülke olduğu belirtilmişti.

Turizmde yaşanan kötüye gidiş turizm emekçilerini de doğrudan etkiledi.

DİSK’e bağlı Devrimci Turizm İşçileri Sendikası Genel Başkanı Mustafa Safvet Yahyaoğlu, turizm sektöründe yaşanan gelişmeleri ve turizm işçilerinin yaşadığı sıkıntıları Gazete Karınca’ya değerlendirdi.

Turizm sektöründe yaşanan kaybın ciddi rakamlara ulaştığını belirten Yahyaoğlu, turizm sektöründe yaşanan kaybın Türkiye’de birçok sektörde ciddi kayıplara yol açacağına dikkat çekti.

Sendika Başkanı Yahyaoğlu’nun sorularımıza verdiği cevaplar şöyle:

‘Turizmde yaşanan krizin faturasını işçiler ödüyor’

Rusya’yla yaşanan kriz, darbe girişimi ve ardından ilan edilen OHAL’in turizm sektörü ve işçilere etkisi ne oldu?

2016’da ciddi bir siyasi bir kriz yaşandı ve bunun turizme büyük yansımları oldu. 2015’le kıyaslandığında yüzde 30 civarında bir kayıp yaşandı ve otellerin bir kısmı sezon süresince hiç açılmadı. Açılan oteller ise çok düşük kapasitelerle çalışmak zorunda kaldı ve bunun en büyük faturasını da bu otellerde çalışan işçiler ödedi. Turizm emekçileri  işsiz kalarak ya da düşük ücretlerle çalışmak zorunda kaldı. Devlet bu krizi aşmak için işverenlere vergilerini ve kredilerini ertelerken ve işsizlik fonunda biriken işçilerin parasından otellere İŞKUR üzerinden eleman gönderdi. Gönderilen işçiler işbaşı eğitimi adı altında gönderildi ancak, esasında gelen işçiler yılların turizm işçileriydi. İşçiler ücretlerini işverenden almaları gerekirken işsizlik kasasından aldı ve yani fon suistimal edildi. İşsizlik parasını işçilere ödemeyen devlet, çıkardığı yasalarla, koyduğu barajlarla işverenlerin ödemesi gereken parayı kendisi ödeme durumuna geldi.

2015’te Rusya’da bir ruble krizi yaşandı ve bu krizden dolayı Rus turistler tatile çıkamadı. 2011’den bu yana turizmde turist seyri düşe düşe bugüne kadar geldi ve bu artık dip noktaya ulaştı. Otellerin birçoğunun iflasa doğru sürüklenmesiyle de dip nokta kendini göstermeye başladı.

‘Turizmin kaybetmesi demek Türkiye’de elli iki sektörün kaybetmesi demek’

Turizmin kaybetmesi demek Türkiye’de elli iki sektörün kaybetmesi demek. Türkiye turizmde 30 – 40 milyar dolarlara ulaşan bir gelire kavuşmuşken, geldiğimiz aşamada geriye doğru bir seyir kazandı. Yaşanan kaybı anlatırken dillendirilen yüzde 30’luk kayıp, aslında 2015-2016’ya göre ortaya çıkarılan oran. Oysa şu ana kadar gelen rezervasyon ve turistlere göre de hala yüzde 29’luk bir kayıp var.

‘Hükümetin dış politikası Türkiye açısından her bakımdan kriz sebebi’

Rusya’yla geçtiğimiz dönemde yaşanan kriz aşıldı gibi görünüyor, ancak ilerleyiş yüzde 1’e bile ulaşabilmiş değil. Rus turistlerin Türkiye’ye gelişleri yeniden başladı, ancak şimdi de Avrupalı turist gelmez oldu. Türkiye’nin AB ile restleşmeye girmesi ile Avrupa’dan gelen turist sayısında düşüş yaşanmaya başladı. İçeride ve dışarıda uygulanan siyaset, Türkiye açısından her bakımdan bir kriz sebebi olmaya devam ediyor. Her krizin bedelini de emeğiyle geçinen işçiler ve emekçiler ödüyor.

Turizmde esas kayıpları ele alırken 2011 yılının esas alınması gerekiyor ki bu yıla göre turizmde yaşanan kayıp yüzde 50’ye ulaşmış durumda.

İç turizmde son durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye‘nin turizme katılabilecek çok sınırlı bir nüfus var, çünkü Türkiye halkının yüzde 80’i en alt düzeyde ücretle yaşamını sürdürmek zorunda bırakılıyor. Bu insanların turizme katılmalarını beklemek mümkün değil. İç turizmin hedef kitlesi Türkiye nüfusunun yüzde 10’luk kesimine hitap edebiliyor. Böylesi dar alanda kamuda çalışanlara yönelik bir de KHK üzerinden kıyımlar yapıldığında insanlar sosyal hayatın dışına itilmiş oluyor ve dolayısıyla bu turizmi de etkiliyor.

Türkiye’de kaymak tabaka dediğimiz ve belli bir sınırın üzerinde gelir elde eden kesim ise tatillerini genellikle yurt dışına kaydırıyor. Bizler bu kitleyi Türkiye’ye döndürülmesi zor olan kitle olarak değerlendiriyoruz.

Türkiye’nin genelinde oturmuş bir turizm bilinci ve kültürü de yok. Yıllar önce, sosyal turizm Türkiye açısından ciddi bir noktadaydı ancak bu da bitirildi. Devlet kurumlarının, özel kurumların belli bölgelerde kampları bulunurdu ve bu kamplar aracılığı ile çalışanlar sosyal hayata katılırdı. Kampların tamamı kapatıldı ve halkın deniz kenarına bir havlu sermeye halleri bile kalmadı.

Turizm sektörü sıklıkla yaşanan krizler ile gündeme geliyor. Sektör içinde çalışan işçilerin sorunları gündemde yer bulamıyor. Turizm emekçilerinin sorunlarına ilişkin tespitleriniz neler?

Gündem krize yoğunlaştığından dolayı işçilerin sorunları pek gündeme getirilmiyor, oysa turizm sektöründe çalışan emekçilerin ciddi problemleri var. Tatilleri olmayan, 8 saat yerine 12 saat çalıştırılan işçilerin problemleri önemsizmiş gibi görülüyor.

Turizmde çocuk emeği sömürüsüne yüklenilmiş durumda

En önemli sorunlardan biri genç işçilere karşı turizm işverenlerinin aldıkları pozisyon. Çünkü turizmde çocuk emeği sömürüsüne yüklenilmiş durumda. Türkiye’de yüzlerce turizm otelcilik meslek lisesi veya iki yıllık turizm otelcilik yüksekokul ile 40’a yakın turizm otelcilik fakültesi var . Buralardan her yıl yüz binlerce öğrenci mezun oluyor ve bu öğrencilere stajyerlik döneminde ücretsiz işçilik yaptırılıyor. Stajyerlere ücretli çalışan işçilerin işleri yaptırılıyor ve gönderildikleri bölümlerde staj sürelerinin sonuna kadar tutuluyorlar. Yaşanan durumu okul yöneticilerine dahi anlatamıyoruz, çünkü okul yöneticileri ile otel yönetimleri arasında görünmez bir ilişki var. Otellerde ücretsiz tatil yapma şansı bulan okul yöneticileri, öğrencilerin otellerde köle gibi çalıştırılmasına göz yumuyor. Bu duruma düşürülen öğrenciler de otellerden yani sektörden nefret eder hale getiriliyor ve sektörden uzaklaşıyorlar. Eskişehir Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırmaya göre, sektörün eğitimini alan öğrencilerin yüzde 90’lık bölümünün kısa sürede sektörden kaçtığını gösteriyor. Çünkü sektördeki problemleri ilk elden görüyor.

Turizmdeki bir diğer sorunda sektörün sezonluk oluşu. Bizler turizmi deniz, kum ve güneş üzerinden okuyoruz ve yalnızca belli bir döneme sıkıştırıyoruz. Bu yaklaşımla da kısa dönemde ve düşük ücret ile çalıştırılan işçi, geçimini sağlayamaz hale getiriliyor.

‘Turizmde yetişmiş eleman sorunu var’ diyen patronların kendilerinin sektörde yetişmiş olmadıkları için kalifiye elemanın taleplerini karşılamadığını görüyoruz. Yetişmiş elemanlar, ‘Sen yapmazsan yapacak biri bulunur’ denilerek tehdit ediliyor ve ister istemez talepleri karşılanmıyor. Sektörde yetişmiş insanlar, en alt kademeden işe başlatıldıkları için verimliliklerini ortaya koyamıyorlar ve bu müşteriye de yansıyor.

‘Kadın işçiler yasal haklarından bile yararlanamıyor’

Dikkatimizi çeken en önemli sorunlardan biri de sektörde çalışan kadın emekçilere yaklaşım konusu. Turizm kadın istihdamının en yüksek olduğu sektörlerden biri ama kadınların sorunlarına da bir o kadar duyarsız bir sektör. Kadın işçi özel durumundan dolayı bir günlük bile izin alamıyor ve “bugün işe gelmezsen yarın da gelme“ tehdidi ile karşı karşıya kalıyor. Durumu itibari ile çalışmaması gereken ve yasal olarak da hakkı bulunan kadının böylesi bir yaklaşıma maruz kalması sektörde dikkatin yoğunlaşması gereken önemli sorunlardan. Ayrıca doğum izni isteyen kadınlar, işten çıkarılıyor, yani kadınlar yasal hakları olan ücretli doğum izninden yararlanamıyor. Kaldı ki doğum yapacağı farkedilen kadın sezon sonu ise işten çıkarılırken, sezonun başında ise işe dahi alınmıyor. Çocuk sahibi olan kadınların çocuklarını bırakabilecekleri kreşleri de olmadığından, kadın tamamen çalışma hayatının dışına itiliyor.

İşçilerin sendikal örgütlenme durumları nasıl, siz örgütlenmede ne gibi sıkıntılar yaşıyorsunuz?

Altı yıl önce Devrimci Turizm İşçileri Sendikası’nı kurduk ve sendikamız yokluklar içinde dayanışmayla kurulan bir sendika. Bir yıl önce de toplu sözleşme yapama durumuna geldik. Toplu sözleşme yapacak duruma geldiğimiz dönem itibari ile de sendikanın belli bir aidat geliri elde etmeye başladı. Gelir elde etmemiz üzerinden de daha hızlı örgütlenmenin önü açıldı. İstanbul, Antalya, Ankara, İzmir gibi illerde şubelerimiz oluşurken, Diyarbakır, Bursa gibi illerde de örgütlenme çabalarımız devam ediyor.

Turizmde sigortalı 862 bin işçi çalışırken, kayıt dışı 1 milyon 700 bin işçi çalışıyor. Toplamda 2 milyon 500 bin işçi çalışırken, aileleri ile hesapladığımızda yaklaşık 10 milyonluk bir nüfusa tekabül ediyor ki bu rakam Türkiye için ciddi bir sayıya tekabül ediyor. Bugün itibari ile sendikada örgütlü işçi sayımız 1700, ancak bu sayı yeterli değil ve bunun artması gerekiyor.

Turizm sektörünün sorunlarıyla ilgili çözüm önerileriniz neler?

Öncelikle ülke doğru yönetilmesi gerektiğine inanıyoruz. Doğru siyaset yapılmalı ve turizmin sadece acentelerin, otel sahiplerinin kontrollerine bırakılmayacak kadar önemli bir sektör olduğu anlaşılmalı. Turizmin en büyük paydaşı turizm işçileridir ve Türkiye turizm politikalarını belirlerken işçileri dinlemeli, sendikaların sözlerini dikkate almalıdır.

Sektörde iş yeri demokrasisi yerine kayırma gibi bir durum işletiliyor. Ancak bizler diyoruz ki liyakat tüm sektörlerde olması gerektiği gibi bu alanda da egemen kılınmalı ve bunun üzerinden politikalar üretilmelidir. Doğal zenginlikler korunmayacaksa, eldeki imkanlar dahi tüketilecekse turizmde düşüşten şikayet etmeler de devam edecektir.

Turizm politikaları belirlenirken, sürdürülebilirlik esas alınmalıdır. Rafting yapılacak derelere HES yapılırsa, ormanlar şirketlere peşkeş çekilir ise turistlere hitap edecek alanların büyük bölümünü kaybetmeye devam ederiz.

Turizmin Türkiye’de en büyük eksiklerinden biri de çeşitlenme eksiği. Turizm sezonluktan çıkartılır ise eğitilmiş turizm işçileri sektörden kaçmaktan kurtulur. Yine turizm işçilerinin sendikasız olması kabul edilemez bir durum. Sektörde yaşanan iş kazalarının, iş ihmalinin nedeni de işçilerin sendikasız ve örgütsüz olmasıdır.