Ana SayfaÇeviriOrtak düşman – Robin Yassin-Kassab

Ortak düşman – Robin Yassin-Kassab

HABER MERKEZİ – Suriye’deki temsil savaşı üzerinden yola çıkarak İran’daki protestoları değerlendiren yazar ve gazeteci Robin Yasin-Kassab*, İran’da öldürülen göstericilerin Suriyeli demokratların müttefiki olduğunu belirterek, bu protestoların bölge genelinde mezhepler arası dayanışma anlamında yeni bir sayfa açabileceğini ifade ediyor.


Çeviri: Tolga Er


Devrimler halkalar halinde mi ilerler? İran’da 2009 yılında gerçekleşen Yeşil Hareket, Arap dünyasını 2010 ile 2011 yıllarında sarsan ayaklanmaların birçok yönden habercisiydi. O zamandan beri devam eden süreç ise o kadar çok karşı devrim ve savaş egemenliğinde geçti ki çoğu kişi ileriye dönük hareketten umudunu kesti. Ancak Suriye’de Halep’teki devrimin İran temsili güçleri tarafından ezilmesinin ardından devrimin kıvılcımları şimdi Tahran’da uçuşuyor.

2009 ile bugünkü gösteriler birbirinden birkaç önemli açıdan ayrılıyor. Tahran merkezli olan Yeşil Hareket’te daha çok orta sınıf bulunmasının yanı sıra, İslam Cumhuriyeti’ndeki reformcu kanat, daha otoriter muhafazakarlara karşı destekleniyordu. Bugünkü protestoların en şiddetli yaşandığı yerler ise 2009’un aksine büyük çoğunluğunu işçi sınıfının oluşturduğu bölgeler; ayrıca gösterilerde çoğu zaman İslam Cumhuriyeti’nin ta kendisinin reddedildiği ifade ediliyor.

Daha öfkeli ve daha radikal muhalefet hareketin İran yönetimini ne kadar zayıflatacağı veya dönüştüreceği belirsizliğini koruyor. Bir taraftan işçi sınıfı karakteri rejimin meşruluğunu yok ediyor. ‘Mustad’afin’** veya ‘zayıf sayılanlar’, Humeynist Velâyet-i Fakih sisteminin temeli ve başlıca hak sahipleri olması gerekirken, Dini Lider’in ölümüne yönelik sloganlar atıyor. Diğer taraftan ise aynı hiddet orta sınıfı korkutarak, rejimin yararına olabilir. Ne de olsa önlerinde her yerde isyan eden kişileri korkutacak bir görüntü olan Suriye örneği var. Eğer rejim çok sıkıştırılırsa; bakın, sonuç savaş, terörizm, sosyal çöküş ve toplu sürgün.

İran rejimini kurtaracak şey, Suriye örneğini göstermek olabilir. Buradaki trajik ironi ise tabii ki İran rejiminin Suriye örneğinin yaratılışında oynadığı önemli rol. Gerçekten de İran bu felaketten büyük ölçüde sorumlu.

Yassin al-Haj Saleh, 2013 Nisan’dan itibaren Suriye’de çatışmanın bölgesel ve mezhepsel bir boyut aldığını savundu. O ay içerisinde yaşanan iki olay birbirini yansıttığı gibi besledi de. İlk olarak İran tarafından fonlanan ve eğitilen Lübnanlı Şii parti ve milis gücü olan Hizbullah, Esad rejiminin Humus yakınlarında yer alan ve devrimci bir kent olan El-Kuseyr’e yönelik saldırısına katılacağını açıkladı. Sonrasında IŞİD, Irak ve İran’da varlığını ilan etti.

İran’ın temsili gücü, menfur Suudi-Selefilik ve Siyonist komplolara karşı Suriye’yi savunduğunu öne sürerek, Filistin’in özgürleştirilmesinde Suriyelilerin katledilmesinin gerekli bir adım olduğunu ima etti. Bu sırada Iraklı tarafından yönetilen çokuluslu terör örgütü IŞİD, Şii zorbalığının karşısında Sünni kimliğinin savunucusu olarak konumlanma arayışına girdi. Her iki taraf da Suriyelilerin demokrasi ve özyönetim umutlarını yok etmek için her şeyi yaptı.

İran, 2011 yılında protestoların başlamasının hemen ardından Esad rejiminin baskısına destek olmak için askeri ve istihbarat danışmanlarını gönderdi. Suriye ordusu ayrılmalar, karşı tarafa geçmeler ve çatışma sırasında ölümler yüzünden zayıflarken, İran, diktatörü savunmak için Suriye’deki mezhepçi milisleri örgütlemeye yardım etti. Lübnan Hizbullahı’nın katkılarının yetersiz olduğu ortaya çıkmasıyla beraber İran Irak, Afganistan ve Pakistan’daki cihatçı Şii milisleri örgütledi, silahlandırdı, fonladı ve onlara eğitim verdi. Daha sonra da hepsini Suriye’deki tiyatronun içine gönderdi. Şu anki sayılarının 125 bini bulduğu tahmin edilirken, aynı zamanda Esad’ın kara kuvvetlerinin yüzde 80’ini oluşturuyor. İran Devrim Muhafızları Ordusu’ndan (IRGC) yetkililer ise Esad’ın cephelerinde savaşıyor ve ölüyor.

Ancak bu müdahale askeri olarak konuşlanmanın da ötesine gidiyor. İran, Suriye rejiminin stratejik bölgelerindeki mezhep temizliğine destek verdi, kimi zaman da rehberlik etti. Esad’ın El-Kuseyr’deki İran destekli zaferinin ardından bu aşikar hale geldi; Humus tapu sicili yandı, Şii ve Alevi aileler Sünniler tarafından terk edilen evlerde yaşamaya davet edildi. O zamandan bu yana ayaklanan Sünni topluluklar Zabadani, Daraya, Muaddemiye, Barada Vadisi ve diğer yerlerde evlerinden kovuldu. Bazen İran’ın Lübnanlı ve Iraklı milislerinin aileleri onların yerini aldı. Gazeteci Martin Chulov’a konuşan Lübnanlı bir lider şöyle dedi:

İran ile rejim Şam, Humus ve Lübnan sınırı arasında hiçbir Sünni’yi istemiyor. Bu nüfus anlamında tarihi bir değişimi yansıtıyor.

İran’ın kitle katili diktatör adına Sünni sivillere karşı uluslararası Şii orduyu harekete geçirmesi, tahmin edilebileceği üzere en paranoyak anlatıları besleyerek Sünni aşırıcılığı zayıflatmıyor, hatta güçlendiriyor. Halihazırda Müslüman dünyasında üst seviyede halk tarafından ve kurumsal olarak önyargıyla karşı karşıya kalan Şii azınlıklar, bu suç politikasının uzun vadeli mağduru olacaktır. Ancak herkes bedel ödüyor. İran ve Suriye rejimleri (Suudi Arabistan ve diğerleri de suçlu) özgürlük ve saygınlık için açlık çeken toplumları bölmek ve korkutmak için bölgesel politikaları bilerek mezhepleştirdi. Bunun sonuçları hem eskiye özgü hem de apokaliptik.

İran rejimi Suriye, Irak, Lübnan ve Yemen’de bölgede olmak ve müdahale etmek için milyarlar harcadı. Bu parayı ne İran halkına ne de altyapı için kullandı. İranlılara ne sosyal adalet ne de siyasi, entelektüel veya sosyal özgürlük için izin verdi ve sistemsel reform için daha önce yapılan tüm girişimleri felce uğrattı.

Şimdiyse bugünün protestolarının hiddet potansiyeli oluştu. Sonuç olarak şu slogan popülerleşti: “Suriye’yi bırak, bize (İran’a) bak”.

Suriyeli demokratlar ve onların destekçileri protestoları kutluyor, dayanışma gösteriyor ve İranlılarla devrimci deneyimi paylaşıyor. Bunun iki nedeni var. İlk neden zorbalığa karşı mücadele etmenin, cesaret toplamanın, risk almanın ve bedel ödemenin ne anlama geldiğini bilmeleri. Aynısını yapan herkese destek vereceklerdir. İkinci olarak ise Suriyeliler İran yönetim şeklinin kaderi hakkında endişeli. İran’ın yayılmacılığı dizginlenirse, Putin’in büyük stratejisi de dizginlenmeli. Esad, İran’ın ordusu olmadan Suriye’yi elinde tutamaz.

Bundan da öte bölgesel özgürlük projesinin ilerleyebilmesi için mezhepçi ve etnik engellerin aşılabilmesi gerekli. Sünniler, Şiiler, Hıristiyanlar, Araplar, İranlılar ve Kürtler birlikte ve birbirleri için olabildiğince mücadele etmeli. İran ayaklanması, mezhepçi eğilimin tersine dönülebilmesi için bir olasılığı temsil ediyor. Önyargıyı, ortak bir düşmana karşı verilen ortak bir mücadeleden daha hızlı bir şekilde yok edebilecek başka bir şey yok ve IRGC bugün Tahran ve İsfahan’da, aynı İdlib ve Guta’da olduğu gibi insanları öldürüyor.


*Suriyeli-Britanyalı gazeteci ve yazar. “The Road From Damascus” kitabının yazarı olan Yassin-Kassab, aynı zamanda “Burning Coutry: Syrians in Revolution and War” isimli kitabı Leila Al-Shami ile beraber kaleme aldı.
**”Zayıf sayılanlar” diye çevrilen “müstad’afîn” kelimesi, hakim topluluk tarafından güçsüz ve önemsiz sayılan, taleplerine kulak asılmayan, hakkını almaktan aciz bulunan kimseleri ifade etmektedir.

Kaynak: Al-Jumhuriya