Ana SayfaYazarlarElend AydınBir direniş romanı: “Sakindi Oranın Şafakları” – Elend Aydın

Bir direniş romanı: “Sakindi Oranın Şafakları” – Elend Aydın


Elend Aydın


“Çıkmasıyla yerine mıhlanıp kalması bir oldu. Evin önünde iki sıra uykulu kız duruyordu. Başçavuş henüz uyku sersemi olduğu için gözlerinin kendisini aldattığına karar vermek üzereydi ki daha dikkatlice bakınca yanılmadığını anladı; karşısında saf halinde duran savaşçıların üzerindeki er gömleklerinde askeri tüzüğün öngörmediği biçimde başına buyruk iki yükselti yer alıyordu. Keplerin altından ise her renk ve biçimden lüle lüle saçlar küstahça fırlamışlar, salkım saçak dökülüyorlardı.”

Boris Vasilyev, “Sakindi Oranın Şafakları” adlı harika direniş romanında böyle anlatmış YPJ’lilerle ilk karşılaşmasını… desem, inanır mısınız? Tabii ki hayır. Çünkü romanın yazıldığı tarih şöyledir: “1942 Mayıs’ıydı. Nemin yoğun olduğu gecelerde ağır top uğultularının duyulduğu batı yönünde, her iki taraf da iki metreyi bulan mevzilerinin içinde çakılıp kalmışlar, bir adım olsun ilerleyemiyorlardı. Doğuda Almanlar, Murmansk yolunu gece gündüz demeden bombalıyorlardı. Kuzeyde deniz yolları için acımasız bir savaş sürerken, güneyde, kuşatılmış Leningrad’ın direnişi kırılamıyordu.”

Evet, tarih böyle ve yazar Baris Vasilyev II. Dünya Savaşı’nın sonuna dek SBKP-Gençlik Örgütü’nün hücum taburlarında Nazilere karşı kahramanca direnmiş bir partizandır. Ama tüm direnişçi kırlangıç ve gelinciklerin zeytin yeşili bakışlarına koştuğu bu Efrîn günlerinde, bu kitabı okurken; asıl olanın öz, geri kalanınsa sadece ve sadece isim ve tarih değişikliği olduğunu bir kez daha anladım. Bu anlamda Boris, Çekdar, Deniz ya da Baran’dır şimdi; Rita, Jenka ve Galya ise Barîn, Avesta ve Diljîn’dir. Düşmeyen Leningrad ise Efrîn’in ta kendisidir.

Fakat Rita ve Katyalar, Kızılordu’nun parçasıyken özerk bir yapılanmaya henüz kavuşmuş değiller ama özgürlüğün fırfırlarını taşıyan etekleriyle böğürtlen çalıları gibi inatçı ve dağınıklar; okuyalım:

“Kızlar kendisine tahta taşıdılar, tutun dediği yerden tuttular ve bütün gün geveze saksağanlar gibi fırlayıp durdular. Komutan, yüzü bir karış asık, hiç konuşmuyordu, otoritesini kaybetmekten korkuyordu besbelli… Uçaksavarcı kızlar ele avuca sığmaz, şamatacı şeylerdi; bu yüzden de istasyon komutanı kendini sürekli olarak kendi evinde konukluktaymış gibi hissediyordu. Yapılmaması gereken bir şeyi yapmaktan, denilmemesi gereken bir sözü söylemekten korkar gibiydi. Hele hele kapı vurmadan içeri dalmayı büsbütün unutması gerekiyordu. Arada bir dalgınlıkla böyle bir şey yapacak oldu mu kapının ardından öyle tiz çığlıklar yükseliyordu ki komutan attığı adımı geri alıp olduğu yerde kalıyordu.”

Bir de uçaksavarcı kızların, 171 no’lu küçük istasyona gelme nedenleri var ki anmadan olmaz! Komutan Vaskov, bir türlü hemcinsleri olan çapkın askerlerini köylerden toplamayı başaramaz ve rapor üstüne rapor yazar hatta sonunda sadece tarih ve adları değiştirir çünkü konu hiç değişmemektedir! Dolayısıyla karargâhtan disiplinli köy evlerinde kaybolmayan askerler ister ve ısrarının sonucunda başarılı olur. Artık disiplinli ama göğüs kısımları disiplinsizce ordu gömleklerini zorlayan kadın askerler vardır. Okuyalım:

Geceleri uçaksavarcılar sekiz uçaksavar topunun sekiziyle birden tepelerinde dönüp duran Alman uçaklarına veryansın ediyorlar, gündüzleriyse bitmek tükenmek bilmez bir çamaşır işinde çalışıyorlardı kendilerine. İtfaiye ambarlarının dört bir yanından her gün bir takım bezler, çamaşırlar kurutuluyordu. Başçavuş savaş içinde bu gibi süslemeleri yersiz bulduğu için çavuş Kıryanova’yı çağırıp düşüncesini bildirdi.

-“Bu yaptığınız gizlenme kuralına aykırı.”

+”Ama emir var.”

-“Ne emri?”

+“Gereken emir. Bu emirde kadın askerlerin cephanenin her yerinde çamaşırlarını kurutabileceklerinden söz ediliyor.”

Komutan sustu: “Ulan şu kız kısmıyla uğraşmak ne bela iş be! Elini ver kolunu kurtaramazsın…”

Kimi zaman kirpik ıslatan, kimi zaman dudak uçuklatan, kimi zamansa saçları rüzgârlara kaçıran kitap, ille de gururun kelebekleriyle göğsümüzü nakışlıyor; YPJ’de profesyonelce şahlanan kadın direnişine selam olsun dercesine kitaba dönersek: “Ne geçti elinize ha! Ne geçti? Beş kızcağızdılar, hepsi beş kızcağız… Geçe bildiniz mi bari buradan? Geçemediniz değil mi? Geçemediğiniz gibi hepiniz burada gebereceksiniz!”

Birlikte göreve gittiği beş partizan kızı da şehit veren komutan Vaskov yapayalnız ve yaralı olarak esir aldığı bir düzine vahşi ve yaralı Nazi askerlerine böyle bağırır. Evet, çok bedeller ödense de faşistlerin eline asla bir şey geçmedi, geçmeyecek.

Uzadı biliyorum ama şunu da eklemeden olmaz. Bu kitaptan önce Ahmet Ümit in “Kar Kokusu” adlı romanını da severek okudum ve ‘olay’ yine Rusya’da geçiyordu.


Künye
Sakindi Oranın Şafakları
Boris Vasilyev
Çev: Mazlum Beyhan
Evrensel Basım Yayın
İstanbul, 2015