Ana SayfaYazarlarAkın OlgunKısa çöpü çekmek – Akın Olgun

Kısa çöpü çekmek – Akın Olgun


Akın Olgun


Paldır, küldür ilerliyor her şey. Bir aday çıkarılacak ve herkese “önerdiğimiz isme katılmanız icap eder” diyecekler. Nezaket döktürecekler, kendimizi pek değerli hissedeceğiz!

Bugünü el birliği ile yaratanlar, “salla bir kaşık” buyurunda, kendi etimizi, yine kendimize tattıracaklar. Bile bile kendi etimizi ısıracağız.

“Efendim ülke sağcı, oyun buna göre kuruluyor”

Yani, onlar gibi olmadan kazanılmıyor, onlar gibi tapınmadan yürünmüyor yol, onlar gibi olmadan kimse yüzümüze bakmıyor.

Oysa “onlar” dedikleri kendileri, “onlar” dedikleri düpedüz kendi gölgeleri.

“Hepiniz sağcı, yalancı, talancı, riyakârsınız ulan!” diyen iç seslerimize, “bu iktidarın gitmesini istemiyor musun?” sulandırılmışlığında sıkıştırıp, siyasetin tüm uzuvlarıyla taciz ediyorlar.

“Sizsiniz bunun müsebbibi” demeye kalmadan, ağızlarını kanla gargara edip, tükürüyorlar yüzümüze doğru.

Koşar adım, “bu adam gitsin de bakarız sonrasına” dedikleri yerde, geçiriyoruz ipi birbirimizin boynuna yine. Gelen de giden de aynı olsun, aman çark bozulmasın, aman devletin bekası, aman milletimizin hassasiyeti bilmem nesi “aman ha aman” diye diye kıydılar işte hepimizin düşlerine.

Elleri, içleri, yürekleri hiç soğumadı. Kuşaktan kuşağa boğdurdular. Çürüttüler cezaevlerinde, karanlık kuytularda, asit kuyularında katlettiler, inşaat temellerine gömüp, üzerine katlar, villalar, AVM’ler diktiler. Molozların arasına kattılar etimizi, kemiklerimizi.

Seçilmişleri linç etmek için aynı çanağa tükürenler, şimdi bize siz de tükürün “başka kurtuluş” yok çekiyorlar. Duruma, var olan atmosfere uslu ,vazifeli analizler yazalım, oranlar çekelim, istatistikler koyalım istiyorlar. Makbulü bu işin. “Belki beni de fark ederler” demenin yolu, suya sabuna dokunmamaktır çünkü.

Sağından, solundan bu değirmene su taşıyanlar, “AKP-HDP” anlaştı diye diye yazı döktürenler, kendi söyleyemediklerini adı, şanı duyulmamışları bir yerlere toplayıp, onlara söyletenler şimdi nasıl da rahatlar! İri cümleler kurup, poz veriyorlar. Hiç bozulmuyor gömleklerinin ütüsü vesselam.

İktidar büyük oyun kurmuş-muş da ,“anayasaya aykırı ama evet” diyerek bunu bozmuş-muş-lar da falan.

Ne önemi var yahu üç beş HDP’li milletvekilinin, eş başkanlarının, belediye başkanlarının?

Ne önemi var onların sevdiklerinin, eşlerinin, çocuklarının?

Ne önemi var beş, on bin HDP üyesinin zindanlara doldurulmasının?

Ne önemi var altı buçuk milyon insanın oy vermiş olmasının değil mi? Oyun bozuldu ya ona bak sen! Bakakaldık biz de…

Çelmeyi takan hep onlar ve düşüp dizini, kafasını kanatanlar hep biz oluyoruz nedense.

Onlar hep devlet tarafından başları okşanan, biz ise azarı yiyen kalıyoruz. Bu hiç değişmesin diye, başları okşananların kulağına hep aynı şey fısıldanıyor: “Tekmele”

Hep beraber HDP’ye hırlaşıp, aralarında iktidar bölüşmelerine tanıklık ediyoruz yine. Ortam boşalınca, at koşturup, cirit atmak da kolay oldu elbette.

Meclisten cezaevinin yolunu döşeyince “vatansever”, on beş milletvekilini yan komşuya geçirince “kahraman” olmayı başarmak müthiş ahlaklı, müthiş ilkeli, müthiş takdire şayan bir siyasi beceridir gerçekten! “Böyük Siyaset” diyorlar buna.

Şimdi, tıpkı iktidar gibi HDP’yi göz önünden çekip, konseptlerine şerbet kaldırıyor ve buna itiraz olursa “oyunbozan, bölücü” diyerek yaftalayacakları anı bekliyorlar. Böylece oyun kurulmuş, kazanmak da garanti ama HDP çomak sokarak bunu engelliyor olacak.

Onlar hep suçlayacak, Kürt ise “dost” dediklerine bile derdini anlatmaya çalışmaktan boğazı şişecek. Onlar her türlü ittifakı gizli, kapalı, açık, yarı açık yapacaklar ama hep HDP’yi açık olmamakla, gizli, kapaklı siyaset yapmakla suçlayacaklar.

Yıllar yılı sağcılığı, şovenizmi, ırkçılığı besleyip, büyütenler, ondan kazanıp, yiyenler şimdi bize yine o sağcılığın bir başka versiyonunu onaylatmak için çaresizliği dayatıyorlar.

Haklılar, hiçbir yol bırakmadılar.

Gözüne far tutulmuş tavşanlar haline getirilmiş yığınların, “kötünün iyisi” algısında “tıpış tıpış” olacaklarından çok ama çok eminler.

Bir ağacın gölgesi için çocuklar öldü, uzuvlarını kaybettiler. Milyonlarca insan günlerce sokaklarda “özgürlük” diyerek bağırdı. Gaz, cop yediler, bedenlerine sopalar indi, linç edildiler. Yeni, özgür bir ülke talebine eklenen her dert, büyüdü, çoğadı. Adı “Gezi” oldu. Sağcı mıydı, milliyetçi miydi? Hayır.

7 Haziran seçimlerine gelindiğinde, tüm engellemelere rağmen, milyonlarca insan sol söylemlere ve barış içinde bir ülke düşüne sarılıp oy vermedi mi?

Üzerlerine bombalar atıldı, yakılıp, yıkıldılar. Gençleri, barış diyenleri paramparça ettiler ve Kasım’da cevabını almadılar mı? Evet. Hem de bunu, tüm handikaplarına rağmen HDP ve dostları başarmadı mı? Yükselen bu talep, bu düş sadece iktidarı mı korkuttu? Hayır.

Sağcılığın dışına taşan ve sol değerlerde karşılık bulan, dalga dalga yayılan hava korkuttu hepsini. El birliğiyle içini boşaltıp, “Vatan, Millet, Sakarya” diyerek sağcılık hizasına soktular siyasetin yönünü. Buna destek verenler, şimdi bizi yine sağcılıkta konsolide etmeye çalışıyor.

Bunun etkisini kıracak sol, ilerici, demokrat ve dinamik güçleri bulundukları her yerden 15 Temmuz darbe bahanesiyle tırpanlayanların, tüm yaptıklarını meşrulaştıran bir muhalefet anlayışı saç, baş yoldurmadı mı? Evet.

Şovenizm yarışında birbirini ezmeye çalışanlar, sağcılığın ortak paydasını oluşturmuyorlar mı?

Savaş denilince hep beraber ellerini kaldıranlar,

Afrin deyince bayrak dikme yarışına girenler,

Barış denilince “bölücülük” diye bağıranlar,

“Dokunulmazlıklar kaldırılsın” denilince hizaya girenler,

Yenikapı da buluşup, el ele tutuşanlar, aynı siyaset durağının şoförleri değil mi?

Sol değerlere tutunup, hangi kapıyı açtınız ki sağcılığı umut diye önümüze sürüyorsunuz? HDP’nin açtığı deliği kapamak için nasıl el birliği ile çalıştığınızı gördük hepimiz.

Bu soruların artık bir gerçekliği yok. Yok, çünkü bir buçuk aya sıkıştırılmış bir kapkaç seçimine sokulduk yeniden.

Gerçeklik ve var olan durum üzerinden yapılacak tüm somut hesaplar.

“Şimdi ne olacak” sorusu kıvranıyor hala orta yerde. Meşruluk zeminini sonuna kadar kullanmak, gayri meşru olanın tüm alanlarını daraltıyor elbette lakin olasılıklar ve iktidarın 16 yıllık pratiği ne ile karşılaşılacağının belirtilerini de çokça veriyor. En az aday kadar, bu gerçekliği de düşünmek ve o gün gelmeden ne olacağının cevabını vermek zorunda muhalefet. “Sonra ne olacak” sorusuna veremediğimiz cevap, kaybetmektir çünkü.

“Yolun sonu gözüküyor” diyerek umut vaat edenler, iktidarın “sizi öyle bırakmam” diyeceğini de biliyor olmalılar.

Teslim mi olunacak, yoksa direnilecek mi ve nasıl?