Ana SayfaGüncel‘Kadınlar Hep Vardı’

‘Kadınlar Hep Vardı’

HABER MERKEZİ – 14 kadının imzasını taşıyan Dipnot Yayınları’ndan çıkan “Kadınlar Hep Vardı” isimli kitap, erkek “resmi tarih” yazımında hayatları, çabaları, duyguları, iç sesleri, ürettikleri ayrıntılarıyla yer almayan ya da gölgede kalan kadınları bizlerle yeniden buluşturuyor.


CANDAN YILDIZ


“Kadınlar Hep Vardı”, bu topraklarda yaşamış ancak Türkiye’nin sosyalist tarihine damga vurduğu halde pek de görülmemiş, yok sayılmış belli başlı kadınların portrelerini bir araya getiriyor.

Ordu içindeki komünist faaliyetler nedeniyle 1938’de açılan Donanma Davası’nda 10 yıl hapis cezası alan, cezaevi hayatının ardından siyasi faaliyetlerine bıraktığı yerden devam eden, Engels’in “Marksizmin Prensipleri” kitabını çeviren, seçtiği yol nedeniyle annesi dışında ailesi tarafından reddedilen sosyalist kadın Fatma Nudiye Yalçı için Nazım Hikmet’in “Dr. Hikmet’in nikahsız eşi” ifadesini kullandığını öğrenirken sol tarih yazımının da kadınları pek sevmediğini bir kez daha hatırlıyoruz.

Bu kez bu hatırlatmayı 14 kadının imzasını taşıyan “Kadınlar Hep Vardı” kitabı yaptı.

Dipnot Yayınları’ndan çıkan kitap, erkek “resmi tarih” yazımında hayatları, çabaları, duyguları,  iç sesleri, ürettikleri ayrıntılarıyla yer almayan ya da gölgede kalan kadınları bizlerle yeniden buluşturuyor.

Osmanlı toplumunda sosyalist bir devrimin gerekliliğine karar veren Hınçak Partisi’nin önemli figürlerinden Mari Beyleryan’la tanışıyoruz mesela. 1915 soykırımında nerede öldürüldüğü hala bilinmeyen Beyleryan’ın “Anadolu Ermenilerinin yaşadığı baskı ve zulme Batı dünyasının dikkatini çekmek ve Sultan Abdülhamit’in 1885 reformlarını uygulamaya koyması için” Bab-ı Ali gösterilerinin kadın örgütlenmesini yapan kadın olduğunu öğreniyoruz. Beyleryan hakkında çok az kaynağa ulaşılıyor. Patrikhane kütüphanesinin kullanımına izin verilmemesi nedenlerden biri. Kadınları yok sayan tarih yazımının nerelerden beslendiğini ya da kadınları yok sayan tarih yazımının işbirliğinde hangi kurumların yer aldığını yine feminist eleştirinin cesareti açığa çıkarıyor.

Feminist bir yazı yöntemi

Bir yıllık çabanın ürünü olan kitabın yazılış sürecinde feminist yöntem kullanılıyor.

Kendisi dahil 14 kadını buluşturan Feryal Saygılıgil bunu, “O süreci birlikte yaşadık. Dile, kavramlara birlikte kafa yorduk” sözleriyle tarif ediyor. Kadınların kolektif çalışma farklılığını yine kendi başına gelen bir olayla anlatıyor.

Suat Derviş’le ilgili ciddi külliyata sahip bir erkek araştırmacıya mail attığını, referans vereceğini, adından söz edeceğini belirterek elindeki bilgi ve belgeleri paylaşmasını istiyor. Ancak “Ben yayınlamak istiyorum, veremem” yanıtını alıyor. “Hiçbirimiz yani kadınlar bunu yapmayız, kendimize saklamayız”  diyen Saygılıgil kitabın çıkış sürecindeki dayanışmanın altını çiziyor.

Mari Beyleryan, Zabel Yesayan, Athina Gaitanou-Gianniou, Yaşar Nezihe, Sabiha Zekeriya Sertel, Suat Derviş, Fatma Nudiye Yalçı, Zehra Kosova, Sevim Belli, Sevgi Soysal, Leyla Erbil ve Şirin Cemgil’in portrelerini bir araya getiren “Kadınlar Hep Vardı”  hem siyasal tarihin hem de kadın tarihinin yeniden yazımında görmezden gelinen özneyi; kadınları görünür kılarak hakikate önemli bir kapı aralıyor.

Kitapta Kürt sosyalist kadınlar yer almıyor. Zira yayınevi bunun için ayrı bir seçki hazırlıyor. Ayrı bir derleme fikri, Kürtlerin yok sayıldığı siyasi sürece politik bir tavır olarak açıklanıyor.

Bombaların hayatlarımıza düştüğü zamanların gölgesinde yazılan kitap, siyasi olduğu kadar bireysel varoluş mücadelesi veren kadınların yaşam öyküleriyle kadınları umuda çağırıyor. Belki de bu yüzden kitap Suruç katliamında yaşamını yitiren Mimar Sinan Üniversitesi öğrencisi Hatice Ezgi Sadet ve umudu çoğaltan bütün kadınlara ithaf edilmiş.

Previous post
Selvi 'işin doğrusunu' yazdı: ABD Türkiye’nin Suriye'de kalmasını istemiyor
Next post
BİR SERGİ | Ümit Kıvanç'tan 'görmek' üzerine: 'Ya Değilse?'