Ana SayfaÇeviriGuardian: Trump’dan Erdoğan’a, salgında en kötü davranan liderler

Guardian: Trump’dan Erdoğan’a, salgında en kötü davranan liderler

HABER MERKEZİ – Britanya’nın köklü gazetelerinden The Guardian, “Trump’dan Erdoğan’a, salgında en kötü davranan liderler” başlıklı bir makaleye yer verdi. Gazetenin editörlerinden Simon Tisdall imzasını taşıyan makalenin ‘salgında kötü liderler listesi’nde Cumhurbaşkanı Erdoğan da var.


Simon Tisdall

Çeviri: Ebru Özdemir


Hatırlamayacak kadar genç olanlar için, 1990’lı yıllarda saçma sapan şeyler yapan adamlar hakkında Kötü Davranan Adamlar isimli eğlenceli bir İngiliz ve Amerikan sitcom dizisi vardı. Covid-19 hikâyeyi sanki yeniden canlandırdı. Ama şimdi maalesef o kadar komik değil.

Tüm dünyada, otoriter liderler kişisel çıkarlarını kamu yararının önüne koyarak salgını kendi menfaatlerine kullanıyorlar, ağırlaştırıyorlar ve çok kötü yönetiyorlar.

Çoğunlukla erkekler. Davranışları sıklıkla insanları dehşete düşürüyor. Bunlar zararsız Garry ve Tony’nin aksine TS Eliot’ın İçi Boş Adamları’nın vücut bulmuş hali gibiler.

Cinsiyet fark ettiriyor, genel olarak kadın liderlerin daha iyi davranış sergiledikleri düşünülüyor. Almanya’da Angela Merkel, Yeni Zelanda’da Jacinda Ardern, Tayvan’daTsai Ing-wen methiyeler düzülen işinin ehli ve müşfik kadınlar arasındalar.

Kolaj: Forbes

Peki bu en kötü performansı sergileyen liderler, safi erkeklik dışında başka hangi işlevsiz ortak özellikleri taşıyorlar? Birincisi savaş saplantısı. Tahayyül fakirliği de bir başka özellikleri. Sürekli olarak “harp zamanı başkanı”, “ani saldırı ruhu”, “görünmeyen düşmanla savaş” gibi bayatlamış savaş metaforları ve klişelerini tekrarlayıp duruyorlar.

Empati yoksunluğu da, kendilerini “halkın adamı“ olarak adlandıran popülistler arasında başka bir ortak payda gibi gözüküyor. Bu bir sınıf, kültür veya elit yetiştirilme ürünü olabilir.

Başka hiç şüphe götürmez faktör de siyasi yönelimleri. Otoriter rejimleri yöneten bu kabaca konuşan, dar görüşlü liderler demokratik ve yasal tahditleri kabul etmiyorlar, insan haklarını ve kadın haklarını suiistimal ediyorlar, medya denetimini reddediyorlar, yolsuzlukları hoş görüyorlar ve kendilerinin en iyisini bildiklerine inanıyorlar.

Donald Trump kutucuklardaki tüm özellikleri taşıyor. Kendisi Covid saçmalama şampiyonu. Geçen hafta vermiş olduğu “dezenfektan enjekte edelim” tavsiyesiyle kendisinin zehirli alıklık düzeyini bile yeni seviyelere taşıdı. Ama dünyada bu unvanı alabilecek birçok rakibi var.

Mesela Türkiye’den Recep Tayyip Erdoğan’a bakalım. Büyüyen Covid-19 tehdidine verdiği ilk cevap ekonomiyi can kayıplarının önüne koymak oldu. Erdoğan da aynı Trump gibi krizi siyasileştirmekle suçlandı. Muhalefetin yönetiminde olan Ankara, İstanbul ve İzmir belediye başkanlarının para toplamalarını yasakladı. 2023 başkanlık yarışında muhtemelen rakibi olacak İstanbul belediye başkanı Ekrem İmamoğlu’nun etkileyici performansı kendisini hastalıktan daha çok endişelendiriyor.

Aceleyle ilan edilmiş sokağa çıkma yasakları ve koruyucu önlemler kargaşaya ve insanların panik satın almasına sebep oldu. Ayrıca hapsedilen siyasi muhalifleri, gazetecileri ve insan hakları aktivistlerini erken tahliye hakkından mahrum ederek büyütebileceği amaç birliği şansını da yok etti. Dünya Türkiye’den daha iyisini bekliyor.

Filipinler’in hukuk dışı cinayeti kutlamasıyla tanınan başkanı maço Rodrigo Duterte de umulandan farklı değil. Diğer tüm sağcılar gibi o da önce Covid-19 tehdidini küçümsedi sonra da aşırı tepki verdi.

Getirilen bazı beceriksiz kısıtlamaları, gecikmiş sokağa çıkma önlemleri takip etti. Duterte polise ve askere yasaklara uymayanları öldürme emri verdi. “Vurun onları” diye teşvik etti. “Sorun çıkaranları mezara gönderirim“ dedi.

Duterte’nin tavırları demokrasi kültürünün zayıf olduğu diğer ülkelerin de güç devşirme girişimlerine ayna tutuyor. Macaristan’ın sağcı popülist lideri Viktor Orbán, kararnameyle elde ettiği süresiz yönetme yetkisinin herhangi bir zamanda yürürlükten kalkabileceğini söylüyor. Muhalifler ise güdümlü parlamentonun bunu hiçbir zaman yapmayabileceğinden korkuyorlar.

Dünyanın en otoriter liderleri dehşet verici bir sorumsuzluk ve hesaplamalarla tepki verdiler. Brezilya başkanı Jair Bolsonaro, -Trump gibi-, yoksulların işsiz bırakan karantinalara gösterdiği tepkiyi siyasal avantaja döndürebileceğini umuyor. Sao Paulo’lu profesör Eduardo Mello’nun yazdığına göre “Bolsonaro koronavirüsü orta şiddette bir griple kıyasladı ve destekçilerini karantina önlemleri alan yerel yönetimlere karşı koymaları için kışkırttı, ayrıca sosyal medyada henüz etkisi kanıtlanmamış ilaçları mucize ilaç olarak tanıttı. Eğer Brezilya ekonomisi çökerse garip bir şekilde işin kazananı olabilir- tabii önce kendisi yüce divanda suçlanmazsa.

Çin lideri Xi Jinping de salgını kendi siyasi amaçları için kullananlardan. Geçtiğimiz hafta Hong Kong’lu demokrasi yanlısı deneyimli 15 aktivistin tutuklanması da bunu kanıtlıyor. Virüsten kaynaklanan insanların güvenlik ve ekonomik korkularını uygulanan daha sert baskılara gerekçe göstererek kendi çıkarına kullanıyor.

Ama tabii her zaman da her şey bu sert adamların kafasına göre olmuyor. Xi’nin özenle beslenmiş kutsalımsı hatasızlık şöhreti Wuhan felaketinin ardından bir darbe aldı. Hindistan’ın milliyetçi Hindu başbakanı Narendra Modi’nin de ışığı sönüyor.

Modi geçtiğimiz yıl özellikle de Keşmir’deki sert baskıların ardından başarmış gözüküyordu. Delhi’deki İslam karşıtı acımasız pogrom dahi toplumsal karşıtlığı yeterince oluşturmamıştı.Oysa beceriksiz ve kaotik antivirüs önlemlerin sonucu ortaya çıkan toplumsal ve ekonomik hasar ise bu sefer üstü örtülemeyecek kadar büyük.

Aynı şekilde, ölümcül mikroplar ihraç etmekte uzman Rusya Başkan’ı Vladimir Putin’in güvenilirliği de yavaştan başlayan karşı koyuşlardan sonra muallâkta.

Koruma kalkanlı, güçlü adam Putin, Rusya’nın koronavirüs vaka yükü yukarı doğru çıkarken ve Kremlin nakdinin ana kaynağı olan küresel petrol fiyatı diğer yöne doğru giderken etkisiz bir şekilde durumu seyrediyor gözüküyor.

Salgın, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’yu ise kurtarmış görünüyor. Üçüncü, sonuçsuz bir seçim, ve yolsuzluk davasının yaklaşmasının ardından Netanyahu ölmüş ve gömülmüş görünüyordu. Yeniden dirilişi ise virüs tehdidinin gayri-ahlaki şekilde ulusal bir toplanma sebebi olarak kullanılmasıyla oldu.

Tüm bu kötü davranışlar karşısında, umutsuzluk bir seçenek. Eliot’ın İçi Boş Adamlar’da yazdığı gibi “İşte böyle kopar kıyamet/ Gümbürtüyle değil iniltiyle”. Hal böyleyken, belki de değil.

İleri düşünenler, otokratların ve sağcı popülistlerin Covid-19 mücadelesinden genel olarak sınıfta kalmış olmasıyla rahatlayabilirler. Belki dünyadaki insanlar, bu mütehakkimlerin beceriksizlikleri karşısında şoka girerek, direnmeye başlarlar ve otoritarizm eğilimlerini tersine çevirirler.

Bunları düşünmek insanı rahatlatıyor. Genel olarak demokrasiler kriz esnasında daha iyi davranış sergilediler. ABD ve İngiltere ise iç karartıcıydı. Belki de sebep her ikisinin de başında sığ ve küstah iki adamın oluşuydu.

Previous post
Erivan Radyosu arşivi ilk kez dijital platformda
Next post
Canlı Blog | Covid-19 salgını: Türkiye ve dünyada son durum