Ana SayfaYazarlarİbrahim AslanKorona günlerinde fırsatçılık ve ayrımcılık

Korona günlerinde fırsatçılık ve ayrımcılık


İbrahim Aslan


Nesini söyleyim canım efendim

Gayrı düzen tutmaz telimiz bizim

Arzuhal eylesem -yar yar- deftere sığmaz

Omuzdan kesilmiş kolumuz bizim

(Aşık Serdarî)

Koronavirüs salgını nedeniyle tüm dünyada insanlar zor bir dönem geçiriyor. Bu zorluğun nedeni koronavirüs mü, yoksa mevcut sistem mi? Bu soruyu herkesin kendisine sorması gerekiyor. Herkes derken, kapitalist sistemin sahipleri ve bu sistemi savunanları bu sorunun muhataplığına dahil etmiyorum.

Onlar, zaten korunaklı azınlıklar olarak her türlü zorluğu fırsata çevirmenin derdindeler. Koronavirüs nedeniyle alınan önlemleri, sistemlerini daha otoriter ve baskıcı hale getirmek için bir fırsata çeviriyorlar. Kendileri korunaklı alanlarda yaşamlarını sürdürürken, milyonlarca işçiyi, yoksulu ölüme göndermeyi hiçbir politik ve ahlaki kaygı gütmeden sürdürüyorlar.

Korona günlerinde kapitalist sistemin içerisinde bulunduğu durumu ve asıl hedefleneni Mustafa Durmuş hocam, Yeni Yaşam Gazetesi’ndeki, ‘Korona günlerinde otoriter siyaset ve piyasacılık’ başlıklı yazısında gayet iyi özetlemiş. (Okumak isteyenler buradan bakabilir.)

Bu süreçte Türkiye’de yaşananlara baktığımızda da, 15 Temmuz’u “Allah’ın lütfu” olarak gören iktidarın, koronavirüsün yarattığı ortamı da adeta bu şekilde bir fırsata çevirdiğine şahit oluyoruz. Epey zamandır kötülüğün ve zulmün sıradanlaştığı bu coğrafyada, sorunları çöz(e)meyen ve yönetemeyen iktidar, adeta tüm insanların aklı ile dalga geçiyor. Bu yönetememe durumuna, baskıya ve faşizme yönelik en küçük bir eleştiriye ise, polis, asker, yargı vb. baskı yöntemleriyle anında yanıt veriyor. Susturarak, sorunların çözüleceğine inanıyor veya baskı ve zulmün iktidarlarını bakî kılacağını düşünüyor.

Sadece bu süreçte yaşanan birkaç örneğe bakalım…

Hatay’da gayet haklı olarak ‘Evde Kal’ çağrılarına, “Nasıl kalalım baba. Emekli, memur, zengin değilim. İşçiyim. TIR şoförüyüm. Çalışmasam ekmek yok. Elektriğimi, suyumu, kiramı ödeyemem. Bunları ödememek ölmekten beter zaten. Ha senin lafınla evde kalarak açlıktan ölmüşüz ya da virüsten. Ama beni bu virüs öldürmez, senin düzenin öldürür” diyen Malik Yılmaz isimli TIR şoförü, gözaltına alındı. İşsiz bırakıldı ve şimdi açlık ile baş başa.

İstanbul’da “Çocuklarımız aç, nasıl evde kalalım şimdi ben dilenmekten çöpten yiyecek toplamaktan geliyorum” diyen Roman kadına, AKP’nin bürokratı İstanbul Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdür Yardımcısı Nail Noğay, sosyal medya hesabından hiç utanmadan “Geber” diye yanıt verdi.

Dünya koronavirüsü ile uğraşırken, İçişleri Bakanlığı yüzbinlerce insanın iradesini hiçe sayarak HDP’li 8 belediyeye kayyım atadı. Daha önce kayyım atanan HDP’li belediyelerde, kayyımların çalma/çırpma sicili ve hizmeti durma noktasına getiren tavrı ortadayken, bu kez koronaya karşı yüzbinlerce insan belediyelere kayyım atanarak savunmasız hale getirildi. HDP’li belediyeler ile HDP il ve ilçe örgütlerinin toplumla dayanışmak için yaptıkları çalışmalar ise, valilikler marifetiyle engellendi. Düşman hukuku denen hukuk, tüm normlarıyla HDP’lilere yönelik olarak bu süreçte uygulanmaya devam ediyor.

CHP’li İstanbul ve Ankara büyükşehir belediyelerinin başlattığı destek kampanyalarının hesapları İçişleri Bakanlığı tarafından bloke edildi. Eskişehir’de yıllardır yoksul kesimlere hizmet veren aşevinin dahi hesapları bloke edildi. AKP iktidarı, bu uygulamaları ile topluma şu mesajı açıkça veriyor: “Ya bana mecbursun ya da açlıktan ölürsün…” Bu yapılanların başka da bir anlamı yok. Bunu yapan iktidarın başı Erdoğan ise, ‘bana mecbursun’ dediği halka IBAN numarası vererek, para istedi. Alın size, toplumcu, halkçı AKP iktidarı. Halka vermez, halktan alır. Rantçıya, talancıya, saray kalemşörlerine dağıtır.

Korona günleri zor günler ya, AKP iktidarı ve ortağı MHP bununla yetinir mi? Tüm dünyadaki insan hakları örgütleri, uluslararası kuruluşlar bu salgın döneminde hapishanelerdeki riske dikkat çekerek, mahkumların serbest bırakılmasını ve hapishanelerdeki önlemlerin bir an önce alınması çağrısında bulundu. İktidar ne yaptı? Meclis Genel Kurulu’na getirdiği 70 maddelik İnfaz Yasası ile hırsızı, tacizciyi, tecavüzcüyü, mafya baronlarını, yandaşlarını bırakırken, kendisine muhalif olan tüm kesimlerin ise adeta ölüm emrini imzaladı.

Yetti mi bu? Hayır. Korona salgını Türkiye’de görüldüğünden beri, zorunlu sektörler dışında üretimin durdurulması ve sokağa çıkma yasağı ilan edilmesi için aklı başında tüm kesimler ve meslek örgütleri çağrılarda bulunurken, bu çağrıları görmezden geldi. Patronların karı için ‘çarkların dönmesi gerektiğini’ söylemekten de geri durmadı.

Sonra ne yaptı? 10 Nisan Cuma akşamı iki saat öncesinden sokağa çıkma yasağını duyurdu, sadece hafta sonu için. Yüzbinlerce insanı panik havasıyla sokağa döktü. Bir ayda bulaşacak virüs sayısını, 2 saatte büyük ihtimalle onbinlerce insana bulaşmasına başarıyla imza attı.

Bu da yetmedi? Bu işin suçlusu mu yoksa emir eri mi olduğu anlaşılmayan İçişleri Bakanı, önce talimatları Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan aldığını söyledi. Sonra bundan çark edip, suçu üzerine alarak istifa ettiğini duyurdu. İstifası kabul olmadı tabi, son kertede bu rejimde istifa etmenin veya görevden almanın da bir raconu var bildiğiniz gibi.

Erdoğan, daha önce söylemişti unutmayın: “Racon kesilecekse de ben keserim” diye. Bu istifa meselesi ve racon meselesini önümüzdeki dönem daha açık göreceğiz, taht oyunlarında neler dönüyor diye.

Bu saydığım örnekler sadece bu süreçte herkesin bildiği ve gördüğü örnekler. Bu sistem ve bu sistemin sahiplerini anlamak açısından da gayet normal örnekler.

Ancak, bu korona günlerinde insanı en çok yaralaya fotoğraf Diyarbakır’da çekildi. O fotoğraf Dersim’de yaşamını yitiren HPG’li Agit İpek’in PTT kargo ile annesine teslim edilen kemiklerinin fotoğrafı.

Çocuğunun kemiklerini kargo paketiyle teslim alan anne Halise Aksoy’un, Mezopotamya Ajansı’na yaptığı açıklamadaki şu cümlelerini unutmayalım: “Diyarbakır Adliyesi’ne gittiğimde ‘Emanet nedir’ diye sorunca ‘Kemikleriniz gelmiş, kutunun içinde’ dediler… Bu işkence karşısında kim dayanır. Artık yeter. Bitsin bu zulüm. Yapılan karşısında kelimeler kifayetsiz kalıyor…

Korona günlerini fırsata çevirmek, yok ayrımcılık, yok eşitsizlik, yok rantçılık, yok yandaşa af, yok hırsıza af, yok rüşvetçiye af, yok mafya baronlarına af, yok muhalife cezaevinde ölüm…

Bunlar şaşırtmıyor artık. Çünkü “Görürseniz lime lime edin, fotoğraflarını paylaşın” diyen bir İçişleri Bakanı ve onu başarılı gördüğü için istifasını kabul etmeyen bir Cumhurbaşkanı var ülkede…

Başka söze gerek var mı?

Previous post
Mardin'de bir sağlık çalışanı yaşamına son verdi
Next post
Dış dünyadan izole kardeşlerin hikayesi: “The Wolfpack” çevrimiçi gösterimde