Ana SayfaÇalışma YaşamıKooperatifleşme, dayanışma, paylaşma: Salgın günlerinde Kars Belediyesi

Kooperatifleşme, dayanışma, paylaşma: Salgın günlerinde Kars Belediyesi

HABER MERKEZİ – 19 Nisan’da belediye binasına saldırıldı, saldırganlar serbest bırakıldı. Bunu 30 Nisan’da Yeni Şafak’ın belediyenin çalışmalarını hedef alan haberi takip etti. Hükümete yakın diğer yayın organları bayrağı devraldı ve saldırı sürüyor. Hedefteki bu yerel yönetim Kars Belediyesi. Bütün bu süreçte, salgın günlerinde belediyenin yaptığı ise kooperatifleşmeye öncelik verme, dayanışma ve paylaşma. Kars Belediyesi Eşbaşkanı Ayhan Bilgen’den belediyenin çalışmalarını dinliyoruz.


Haber: Bilal Seçkin


Salgın döneminde en kritik konulardan biri gıda güvenliği; tüketimin azalıp, üretimin arttığı bir dönemden geçiliyor.

Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Örgütü (FAO) hükümetlere, bu durumun küresel gıda ticareti ve gıda güvenliği üzerindeki etkilerini azaltmak için özen göstermeleri çağrısı yapıyor.

Bütün bu süreçte Kars Belediyesi, kırsal kalkınma, üretim ve üreticinin desteklenmesi için kümes hayvancılığı ile tohum desteği başlattı. Belediye ayrıca daha önce başlattığı kooperatifleşme çalışmalarını da aralıksız sürdürüyor.

HDP Kars Belediyesi Eşbaşkanı Ayhan Bilgen bu çalışmaları hakkında bilgi verdi.

Dünyada toplum geleceğini tehdit eden krizlerden birisinin gıda krizi olduğunu söyleyerek söze başlayan Bilgen, krizin aşılmasında yerelin rolünün önemli olduğunu kaydetti.

Kars’ın coğrafik olarak büyük ekilebilir bir potansiyele sahip olduğunu ifade eden Bilgen, “Son yıllarda tarımda yaşanan sıkıntılar ve köylerden metropollere yapılan göçler nedeniyle araziler kullanılamaz duruma geldi. Biz bu arazilerin daha verimli kullanımını sağlamak, şehri üretime daha fazla katmak ve istihdamı da bu şekilde güçlendirmek istiyoruz” dedi.

Bunu yaparken eldeki imkanlarla hareket etmeleri gerektiğini belirten Bilgen, “Kars’ın elindeki imkan sanayiye uygun değil, böyle bir potansiyel yok. Ama tarımsal üretim, hayvancılık ve de ziraat açısından büyük bir potansiyel oluşturuyor. Bu potansiyeli görünür kılmak istiyoruz” diye konuştu.

Salgın nedeniyle yaşanabilecek ekonomik krizin sonuçlarına karşı hazırlık yapmak istediklerini ifade eden Bilgen, projelerinden şöyle söz etti:

“Bizim hedeflediğimiz profesyonel, endüstriyel ürün yapan, tarımla uğraşan özellikle büyük rekabet koşullarına uygun firmalar değil; daha çok bunların prosedürüne uygun proje hazırlayamayan, kaynak bulamayan ama sonuçta köyde yaşadığı ya da köyle bir şekilde bağı olduğu için basit kaynaklarla üretime katılabilecek kişiler.

“Kadın istihdamını, yoksul aileleri ve işsizleri hedefliyoruz. Üreticimize, kaz civcivi verdiğimizde hiçbir ek külfet, hiçbir ek yem maliyeti olmadan, ek bir kümes yapma, hiçbir harcamaya girmeden sadece emeğiyle kışın eline ciddi bir kaynak geçmiş olacak.

“Ya da köylümüzün tarlası boş duruyorsa, biz hem o tarlanın sürülmesinde yardımcı olacağız hem de tohum temininde bulunup kendilerine tohum vereceğiz.”

Üretici de tüketici de kazanacak

Kooperatifleşmeyi öncelikle bireysel üreticileri desteklemek sonra da üreticilerin tarımsal araç, gübre, tohum almasını sağlamak amacıyla hayata geçireceklerini belirten Bilgen, bu konuda izleyecekleri stratejiyi ise şöyle anlattı:

”Kooperatifleşme üreticilerin kendi çıkarlarına olacak. Üreticilerin verimliliğini artıracak bir ikinci aşama gibi düşünüyoruz. Yoksa önce kooperatif kurup buna kaynak aramak yerine önce bireysel üretimleri başlatıp sonra onları kooperatifleştirmeyi daha doğru bir yol olarak görüyoruz.”

Bu şekilde iki çalışmayı birlikte yürüttüklerini sözlerine ekleyen Bilgen, üretim kooperatifleri kurmaya çalıştıklarını, üreticiyi teşvik edip ürünlerini doğrudan tüketiciye ulaştırmak için de Türkiye’nin büyük şehirlerinde tüketim kooperatifleri kurduklarını ya da kurulan kooperatiflere ürün vererek destek verdiklerini belirtti.

Bilgen, “Böylece aracısız, komisyonsuz, birinci elden, taze, katkısız doğal üretilmiş ürünleri avantajlı bir biçimde tüketiciye ulaştırmayı hedefliyoruz” dedi.

Bu durumda hem emek veren üreticinin hem de tüketicinin kazanacağını söyleyen Bilgen, “Tabi kendi ürettiğimiz ürünlerimizi Batı’daki şehirlere verdiğimiz gibi tersini de yapmaya çalışacağız. Türkiye’nin Batı’sındaki şehirlerden incir, üzüm, zeytin, zeytinyağı gibi ürünleri de temin edip bu aldığımız ürünleri de Kars’a getirip satmaya çalışacağız. Dolayısıyla bu bizim için karşılıklı iletişim imkanını da doğuracak” şeklinde konuştu.

Türkiye’de kooperatifçilikle ilgili ön yargı ve negatif algının çok yüksek olduğunu kaydeden Bilgen, insanları kooperatif kurmaya ikna etmede son derece zorluk yaşadıklarını da belirtti. Kars’taki üreticilere nasıl ulaştıklarını ise şöyle anlattı:

“Kars’ta ilk olarak, üreticilere öncülük yapacak bir tüketim bir de üretim kooperatifi kurduk. İstanbul, İzmir, Ankara’da da tüketim kooperatiflerine öncülük ettik.

“Şunu özetle çağrı olarak ifade ettik; eğer üreticiler güçlerini bir araya getirirlerse ellerindeki ürünü daha değerli biçimde pazara sürebilirler. Bu şehirde durum ortada, çok yaygın şekilde peynir üretimi var ama ne yazık ki köylü borçlandırıldığı için süt bir yıl önceki fiyatla alınıyor.

“Oysa bu köylüler bir araya gelip süt tankeri, süt taşıma aracı ya da basit peynir yapma makinası alsalar, ürünlerini çok daha değerli bir biçimde satabilecekler. Kooperatifleşmenin onlara katacağı artı değer olacak.

“Biz bu konuda her türlü teknik desteği, proje yapımını, ürünlerini satın almayı, markalaştırmayı, ambalajını ve dağıtım ağını da taahhüt ettik, ediliyoruz. Dolayısıyla bir araya gelmek onlar için de kazancı arttırmak olacak.”

“Üreticide kayyum kaygısı var ama boşa çıkartabiliriz”

Bilgen, insanların kooperatifleşmeye dahil olmak istememe, toprağını ve ürününü paylaşma konusunda ön yargılı olma nedenerinden birinin “kayyum kaygısı” olduğunu da ekledi.

Bilgen, “Korkularının başlıca sebebi belediyeye kayyum atanır, ürün veririz, paramızı alamayabiliriz fikridir ya da işte birlikte iş yaparız, yarın hakkımızda soruşturma açılır gibi kriminalize edilmekten kaynaklı ciddi endişeleri oluyor” dedi.

Bunu zamanla aşabileceklerini belirten Bilgen, “Elbette ki bu risk sıfır bir risk değil, bunu önlemeye gücümüz yetmez ama bizim görevimiz her halükarda toplumda bir güven oluşturmak ve topluma bir artı değer katmaktır. Bunu yaptığımız müddetçe de kayyum ihtimali riskini, onların kaygı duyduğu ya da onlara yapılan propagandayı da boşa çıkartmış oluruz” diye konuştu.

Previous post
Bursa'da karantinaya alınan kadın tacize uğradı, polis 'karantinadan sonra şikayet edersin' dedi
Next post
Datça açıklarında 4.6 büyüklüğünde deprem