Ana SayfaManşetDemokratik Ulus düşmanlığı – Cengiz Yürekli

Demokratik Ulus düşmanlığı – Cengiz Yürekli


Cengiz Yürekli


Ortadoğu’yu dizayn etme çabası ve buna karşı direnç on yıllardır süren bir gerçeklik. Müdahaleci hegemon odaklar ile direniş güçleri, var ettikleri tecrübeyi büyüterek amaçlarında ısrarlı tutumlarını sürdürüyorlar. Öcalan’ın, “Koşullar Ekim Devrimi öncesi gibi” benzetmesinden hareketle, potansiyel Ortadoğu demokratik devrimi ve buna karşıt çok yönlü bir saldırının varlığından söz edebiliriz. Özetle 21. yüzyılın birlikte yaşam iddiasını taşıyan Öcalan felsefesine karşı merkezi olarak planlanan ama bölgesel ve parçalı yürütülen bir karşı saldırıdan bahsetmek mümkün. Rojava başta olmak üzere yürütülen ulusal birlik tartışmaları ve bunu akamete uğratma girişimleri, Zinê Wertê hadisesi, Maxmur ambargosunun yanı sıra HDP’yi daraltmaya dönük çok yönlü saldırılar bu kapsamda gelişmektedir. Tam da Öcalan’ın, ilk defa tanınan telefon görüşmesinde bir eleştiri olarak ifade ettiği gibi, “Dükkan küçük olsun, benim olsun” anlayışını hakim kılarak Kürtleri sağa yatırma politikası güncellenmektedir. Bu politika amaç olarak Kürt merkezli on yılları bulacak bir çatışmayı bölgeye hâkim kılmayı hedeflerken aynı zamanda demokratik modernite alternatifini de tasfiye etmeyi bünyesinde barındırıyor.

Son günlerde HDP’yi merkezine alan yoğun tartışmalar bu kapsamda irdelenmek durumunda. Sanılmasın ki bu tartışmalar yalnızca HDP’yi kapsamakta; bilakis bahsedildiği üzere HDP’yi de içine alan daha bütünlüklü bir konsept söz konusu. Ancak bunları tartışma olarak nitelendirmek eksik bir tanımlama olacaktır. Özünde ideolojik bir saldırı demek daha uygun düşer. Öyle anlaşılıyor ki, birileri eleştiri adı altında Kürt mahallesinde taşları bağlayıp köpekleri salma derdinde.

Elbette genel olarak eleştiriye açık olmak demokrasi kültürünün içselleştirilmesiyle ilgili olup, eleştirinin yanlışı açığa çıkaran, doğruyu büyüten bir özelliği var. Ancak eleştiri yapanların kendini nerede konumlandırdıkları ve eleştirinin hangi amaçla yapıldığı da önem teşkil eder.  Neticede kaba şiddet ile beraber ya da kaba şiddetin yetmediği noktada, yumuşak güç olarak içi boşaltılmış, manipüle edilmiş demokrasi soslu pratikler devreye girer. Geçmişten bugüne gelen bu yönlü bütün tasfiye ve uysallaştırma hamleleri ezilenlerin hafızasında bir tecrübe olarak kendine yer edinmiştir.

Niyet okumasının kendi içinde tabii ki sakıncaları olabilir. Ancak bu durumda alternatif yaşam tahayyülünüzün büyüklüğü ile tarihsel, toplumsal, politik bilinciniz ve tarihten bugüne süzülen tecrübeleriniz belirleyici olur. İmha ve inkâr cenderesindeki Kürt toplum gerçekliği bu öğeleri bünyesinde herhalde fazlasıyla taşımaktadır. HDP’yi değiştirip dönüştürmek, bir çizgiye çekmek için birçok odağın farklı görünüm ve yöntemlerle iş başında olduğu inkâr edilemez. Güncel tartışmaların furya halini alması doğrudan bu durumla bağlantılı.

Kürt sorununun halli konusunda karşıt güçler, tarihsel şaşmaz olduğu üzere yine zımni ittifak halindeler. Beyaz Türk hâkimiyetini yeniden sağlamak için Kürt’ü mobilize güç olarak aracı kılmak, bunu yaparken de aynı zamanda sistem içine çekerek tasfiye etmek soykırım mekanizmasının bir yönünü oluşturmakta. Diğer taraftan üçüncü yol paradigması ve demokratik ulus projesine dönük geliştirilen bu saldırıları iktidar bloğu en üst boyuta çıkardığı fiziksel saldırılarla tamamlamaktadır.

Kendisini Kürt milliyetçisi olarak tanımlayanlar ile sol liberal olarak adlandıran Türkiyeli odakların bunlara eklemlenmesi özgün bir blok oluşturmuyor. Teşhir olan yöntemleri ikame eden “Truva Atı” rolünden öteye anlam ifade etmiyor. Sol liberal, milliyetçi ve yahut da muhafazakar, hangi görünümde ve hangi bloktan olursa olsun üstünü kazıdığınızda altından demokratik ulus düşmanlığı çıkıyor. Ezen ulus liberalizmi ile sınıfsal pozisyonlarını ileriye taşıma gayretinde olan Kürt orta sınıf aklı ve ilkel Kürt milliyetçiliği üçüncü yol paradigmasının karşısında konumlanıyor. Özünde, aynı amacı hedefleyen farklı görünümdeki bileşkelerdir. Birleştikleri nokta ortak yaşam projesi olan demokratik ulus inşa mücadelesini sönümlendirmek. Bunun, farklı pratik ve ifade yöntemleri ile öne çıkan birçok güncel örneği bulunmakta.

Kafatasçı egemenler tarafından yıllarca “Ermeni Dölü” olarak tanımlanan bir halkı, bir kesim eliyle “Ermeni Katiline” dönüştürme çabası güncel siyaset açısından ibretlik bir durum. Asimilasyon ve inkâr cenderesinde olan bir halkı asli fail olarak etiketlemekte, iktidar pozisyonunda olmayan bir kurumu ise giderim mercii olarak işaret etmektedir. Sorunlu olan doğru ya da yanlış bilimsel-tarihsel tartışmalardan ziyade özrün kabul edilmemesi, Kürt siyasetinin muğlak bir giderim pratiğine davet edilmesidir. Tarihin en büyük acılarından birini manipüle etmesi, muhatap ile yüzleşme çabalarını sekteye uğratmasının yanı sıra halkların ortak çatısı olma iddiasını taşıyan HDP’nin bu kimliğine dönük menfi bir girişim olarak görünüyor. Her ne kadar şuan için ciddi bir karşılık bulmamış olsa da uygun koşullarda yeniden ısıtılmak üzere dondurulduğu izlenimini uyandırmakta.

Kürt karşıtı muhafazakâr siyasette pozisyon almasına rağmen Kürt’e hamal benzetmesi yapmaktan geri durmayanlar Kürt’lere akıl hocası olarak öne çıkarılıyor, HDP’ye akıl vermekten öte son kertede “Hapishanedekilerin teorilerine itibar edilmemeli” diye de bildirimde bulunuyor. Ancak bütün hasedini boca ettiği bu hakikati var eden öncüler bir yana, bu toplumun cezaeviyle tecrübesini bunlara anımsatmak herhalde beyhude bir çaba olacak.

Bu laf kalabalığı içindeki kof söylemlerin maskesi düşünce de Taraf gazetesinin polislikten gelme yazarlarını andırır şekilde Kürt’e sesini yükselten, hizaya getirmeye çalışan mahlas isimler devreye sokuluyor. Niyetten bağımsız objektif olarak bu tarza destek mahiyetinde; alternatif öneri ve yöntem belirtmeksizin “demokratik cumhuriyet mümkün değil, vazgeçin” mealinden cümleler yurtdışından yedek güç olarak yardıma koşuyor. Bir başka cenah HDP’ye “küstüm oynamıyorum” derken, giderayak “Öcalan’a sırt dönün” şeklinde telkinlerde bulunmayı ihmal etmiyor.

Homojen ulus anlayışını dayatan tekçi iki blok ve koçbaşı olarak kullandıkları bu unsurlara karşın üçüncü yol paradigması kendisini demokratik alternatif olarak inşa etmektedir. Öcalan şahsında cisimleşen bu politika anlayışı baştan itibaren Kürt sorununu Türkiye sosyalizmi koşullarında çözmek amacında oldu. Gelinen aşama itibariyle bu amaç Ortadoğu demokratik çözümü potansiyelini bünyesinde taşıyor.

Bu sebeple, HDP tartışmaları salt Kürtler arası bir tartışma olmayıp ağırlık noktasını Kürt sorununun oluşturduğu demokratik çözüm ve onurlu barış tartışmalarıdır. Ekseriyetini Kürtlerin oluşturduğu demokrasi mücadelesidir. Ezilen bir kimliğin kendisine özgü sorun ve tercihlerine ilişkin tartışmalarına bütün demokratik öğelerin sonuçtan bağımsız saygı göstermesi esastır. Ancak HDP içi en geniş demokratik mücadele ve çözüm tartışmalarında Kürt kimliğinden kaynaklanan mağduriyetin HDP dışı odaklarca bir manipülasyon aracı olarak kullanılması da kabul edilemez.

Anlaşılan o ki bir kesim, parmak salladığı geleneğe itibar eden on binlerce insanın katledilmesine, yüz binlercesinin cezaevinden, işkence tezgâhından geçmesine, köylerinin yakılıp, şehirlerinin yıkılmasına, cenazelerinin kaçırılmasına rağmen mücadeleden vazgeçmiyor oluşunu manipülasyonlarına engel görmüyor. Oysa uzun erimli bu mücadelede sanki maddi-manevi çokça mesai tüketmiş, Kürt kimliğine ilişkin çok hassasmış gibi görüntü çizen bu cenahın daha öncelikli tartışma konularına sahip olması beklenirdi. Örneğin;

Kürtleri homojen bir ulus olmaya ve diğer halklarla arasına set çekmeye davet etmelerine rağmen Kürtlerin ulusal birliği için nasıl bir çaba içerisindeler?

HDP dışı Kürt öncülüklerinin Türkiye’dekiler başta olmak üzere Kürtlere vaatleri, sundukları yaşam projesi hakkında ne gibi öneri ve taleplere sahipler?

Kürt merkezli politika yapma iddiası taşıyan başkaca siyasal oluşumların, HDP’ye karşıt olarak iktidar partisi lehine sergiledikleri tutumu nasıl değerlendiriyorlar?

Aynı şekilde bünyesindeki Kürt vekillere referansla kendisinin Kürtlerin çoğunluğunu temsil ettiği iddiasını dile getiren iktidar partisine mensup Kürtlere ne gibi öneri ve eleştirileri var?

Ve son tahlilde “Kürtlerin iyiliği adına eleştiri yapmayı” hak gördükleri HDP’ye dönük en üst düzeyde yürütülen saldırılara karşı ne gibi bir destek çabası içerisindeler? Milletvekilliklerinin ve belediyelerinin gasp edildiği, üyeliğinin dahi tutuklanma, şiddete uğrama gerekçesi oluşturduğu, il ilçe teşkilatlarının gün aşırı saldırıya uğradığı HDP’den öte anadilinde konuşmasının katli için gerekçe oluşturduğu Kürt varlığı için nasıl bir çaba sergiliyorlar?

Aklın ortak çıkarımı olsa gerek, Kürtlükten doğru cümle kuran ve Kürtlüğün geleceğini dert eden bir zihin bu sorulara cevap oluşturacak söylem ve pratik içerisinde bulunur. Tabii gerçekten böyle bir aidiyet, konum ve tutumları varsa.

Mevcut konjonktür ile kısmi benzerlik göstermesi sebebiyle tarihsel bir kesiti burada dile getirmek yerinde olabilir. 1998 Eylül’ünde Talabani ve Barzani arasında Beyaz Saray’da gerçekleşen toplantı tarihe Washington Anlaşması olarak geçer. Uzun süre çatışmalı olan iki hareket arasındaki ihtilafı gideren bu anlaşmanın akabinde 9 Ekim’de Öcalan Suriye’den çıkmak zorunda bırakılır ve 15 Şubat 1999’da Türkiye’ye teslim edilir. Eş zamanlı olarak Kürtleri modern gerçeklik adı altında kof bir liberalizm ve milliyetçilik ile dizayn etme çabaları devreye girer. 2000’de bugün yoğunca gündemde olan Zinê Wertê’yi de kapsayan alanda Kürtler arası savaş da eksik olmaz. Devamında gerçekleşen gelişmelerden azade geldiğimiz noktada; kendi Kürt’ü ile barışamayan Türkiye darbelerle, devlet içi güçlerin çekişmesi ile boğuşmakta, içte ve dışta her yönlü bir kriz halini yaşamakta; Irak ve Suriye bir türlü kabuk bağlamayan bir yara haline gelmiş durumda; İran her an benzer akıbeti yaşamanın tedirginliği içinde varlığını korumaktadır. Ancak bunların karşısında bütün ideolojik ve fiili saldırılara rağmen farklılıkların eşitlik temelinde bir arada yaşayabileceği demokratik ulus ve demokratik cumhuriyet projesi alternatif modernite olarak her geçen gün kendini örgütleyerek büyütmektedir.

Tarihin sayfaları herkese açık olup, kimsenin tekelinde değil. İsteyen istediği sayfadan okumaya başlayabilir. Kendini tekrar eden art niyetli girişimlerin, on yılların mücadelesi içinde politik bilince erişmiş toplum gerçekliğinde başarı şansı olmadığı görülecektir. Geriye kalan ise çok lazımmış gibi acı bir tecrübe daha olacak.

Previous post
Oruç Aruoba'yla gitmek, kalmak ve yürümek üzerine
Next post
Leyla Güven: Karşımızda faşist bir cephe var, direnmekten başka şans yok