Ana Sayfa1915'TEN BUGÜNEArto Tunçboyacıyan: Soykırımın yüzüncü ya da bininci yıl dönümü yoktur

Arto Tunçboyacıyan: Soykırımın yüzüncü ya da bininci yıl dönümü yoktur

HABER MERKEZİ – 1915’ten bugüne uzanan Ermeni portrelerinde, ailesinin bir kısmı Soykırım’dan kurtulmayı başaran Grammy Ödüllü usta sanatçı Arto Tunçboyacıyan’ın hikayesi var.


Görüşmeyi Yapan: Aghavni Yeghiazaryan

Çeviri: Lokmaz Sazan


“Soykırım bizim için sadece 24 Nisan demek değil, aynı zamanda yaşamımızın büyük bir parçası demek. Bana göre 25 Nisan, Ermeni olarak ileriye bakmak için daha da önemli” diyor Grammy Ödüllü avangart folk sanatçısı Arto Tunçboyacıyan.

Sanatçı, bestekar ve birden çok enstrüman çalabilen Arto, kendi söylediklerini dikkate alarak ileriye bakıyor. 2000’in üzerinde eser ortaya çıkaran Arto aynı zamanda geleneksel ve çağdaş Ermeni müziğini bir araya getiren Armenian Navy Band’in kurucusu.

Arto’nun annesinin dedesi Hovhannes Ptikyan, Çorum’da kumaş satan bir tüccardı. Arto’nun büyük dedesi köy köy gezip mallarını satmaya çalışırken eşi Haykuhi de evde çocuklarla ilgileniyordu.

Soykırım sürecinde Hovhannes ve akrabaları öldürüldü. Arto’nun büyükannesi Haykuhi, zorla göç ettirildikleri kafilede kendisi ve her bir çocuğu için 50’şer lira vererek kağnı arabasıyla yolculuğuna devam etti. Yolculuk sırasında hastalanan aile, kağnı sürücüsü tarafından arabadan atılınca Haykuhi, korku içinde bir başına kaldı. Arto, yaşananları şöyle anlatıyor:

Ormana doğru kaçmış. Orada ateş böceklerini gördüğünde sigara içen insanlar olabileceğini düşünerek yanlarına yaklaşmış ve gördüğü şeyle dehşete düşmüş. Sabahında ise çocuklarından biri toprak yemekten hayatını kaybetmiş.

Arto’nun babasının dedesi Hovhannes Tunçboyacıyan ise Sebastia’da (Sivas) bulunan kilisede görevliydi. Kilise rahiplerinden biri olduğu için katliamın ilk kurbanlarından. Arto, kiliselerin Hristiyanları infaz etmek için seçilen ilk yerler olduğunu söylüyor. Küçük ailenin diğer çocukları da öldürülüyor.

Arto’nun babası, Sedrak Tunçboyacıyan

Arto’nun babası Sedrak Tunçboyacıyan Sebastia’da saldırı başladığında henüz 10 yaşındaydı. “Babam komşuları olan iki kız çocuğunun boğazlarının nasıl kesildiğini gördükten sonra panik ve dehşet içerisinde kuyunun içine girip saklanmış. Daha sonra bir çobanın yardımıyla güvenli yere geçmiş” diye anlatıyor Arto.

Ne yazık ki Sedrak’ın hayatta kalmayı başarma konusunda talihi ailenin tüm üyeleri için mümkün olmamıştı. 11 kardeşinden 7’si Sebastia’da öldürülmüştü. Hayatta kalan erkek kardeşler Sedrak, Misak ve Gagik, kızkardeşleri Ovsanna ile başka bir ülkeye geçme imkanının olduğu İstanbul’a gitmişlerdi. Buna rağmen kardeşler göreceli olarak güvende hissettikleri için İstanbul’da kalmayı tercih ettiler. Sebastia’nın aksine İstanbul’da yaşayan Avrupalılar aileye güvende olduğu hissini vermişti.

Sedrak, İstanbul’da tanıştığı Valentina Ptikyan’la evlendi. Sonradan ünlü müzisyen olan Onno Tunç ve Arto adında iki erkek ve Taguhi adında da bir kız çocukları oldu. Aile kentin Gedikpaşa semtinde yaşamlarını sürdürdü. Babası ve bir amcası ayakkabı ustalığı yaparken diğer erkek kardeş de terziydi.

Arto, çoğu zaman babasına yardım ettiğini hatırlıyor.

Birden fazla görevde bulunurdum : Ayakkabı numarası almak, boyamak, dikmek ve ayakkabı modellerini bir yerden başka bir yere teslim etmek.

Arto 1981’de ABD’ye gider ve 4 Ağustos 1984’te, doğum gününde, ailesine sürpriz yaparak İstanbul’u ziyaret eder.

Amerika’dan döndüğümde onlara geleceğimi söylememiştim; doğrudan eve geçtim. Evde bir masa etrafında sağlığıma ve saadetime içiyorlardı. Annem ağlarken ben de pencereyi üç ya da dört kez tıkladım. Annem pencereden dışarı baktı ve “Sedrak, biz ne kadar içtik de Arto’nun sesini duymaya başladım?” dedi. Ve tekrar seslendim “Anne benim” diye. Sonrasında babam dışarı fırlayıp bana sarılmaya başladı.

“İşte o zaman ilk defa babam Sebastia’daki katliamda neye tanık olduğunu anlattı” diyor Arto. O güne kadar Soykırım’ı babasının sessizliği olarak biliyordu. Sedrak yaşadığı dehşeti kimseyle paylaşamadığından acısını alkolle dindirmeye çalışıyordu.

Babam anlatmaktan son derece çekiniyordu. Bazen durduk yere ağladığına şahit oluyordum. Babam bize hiçbir şey söylemezdi. Fakat sonunda boğazı kesilen komşuları ve kızkardeşlerinden bahsetmeye başladı. Vefat etmeden kısa bir süre önce anlatmıştı bize… O zaman babamın bakışlarını ve yüzünü anlayabilmiştim”

“Biliyor musun? O günlerde ölmenin yapılabilecek en kolay şey olduğunu varsayıyorum.  Ölenler yok artık ama kalanlar çok acı çekiyor” diye ekliyor müzisyen.

Arto’nun anne ve babasının ailesinden 20 ila 29 kişi Soykırım’da öldürülüyor. Aralık 1984’te Arto, babasının durumunu yani komada olduğunu İstanbul’daki kız kardeşini aradığında öğrendi.

1980’lerin sonunda Ermenistan’da bağımsızlık hareketi başladığında ve Azerbaycan’la tansiyon yükseldiğinde Türkiye’nin Ermenilere yönelik tutumumunun gittikçe olumsuz bir hale dönüştüğünü söylüyor Arto.

O zaman Annesi ve kız kardeşi ABD’ye taşınıyor. Annesi 2003’te yaşamını yitiriyor ve İstanbul’da eşinin yanına defnediliyor.  Müzik yapmasına ilham kaynağı olan büyük abisi Onno ise 1996’da yaşamını yitiriyor.

Armenian Navy Band’in kurucusu şöyle noktalıyor sözlerini:

Bana göre soykırımın yüzüncü ya da bininci yıl dönümü yok. 101’inci yıl, 200’üncü yılla eş değerdir. Önemli olan şey insanların Ermeni halkını nasıl koruduğudur. Hepimizin yapması gereken tek şey birbirimizi aldatmadan saf bir yaşam sürdürmektir.


* Arto Tunçboyacıyan’ın ağabeyi Onno Tunç, ünlü bir bestecidir. Sezen Aksu, Ajda Pekkan, Nükhet Duru, Zerrin Özer, Nilüfer, Şebnem Ferah, Sertab Erener, Levent Yüksel, Mor ve Ötesi Onno Tunç şarkılarını seslendirmişlerdir. Onno Tunç’un en bilinen bestelerinden bazıları ise şöyle:”Bir Zamanlar Deli Gönlüm”, “Sen Ağlama”, “Git”, “Geri Dön”, “Değer mi”, “Hadi Bakalım”, “Gir Kanıma”, “Vurulmuşum Sana”. (ç.n.)

Kaynak: Aurora Prize