Ana SayfaÇeviri‘Neue Wache’ örneği: Geleneksel anıtlar kolektif hafızaya ne buyurur?

‘Neue Wache’ örneği: Geleneksel anıtlar kolektif hafızaya ne buyurur?

HABER MERKEZİ – ‘Neue Wache’, Cumartesi Anneleri’nin maruz kaldıkları polis şiddetini hatırlatarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Almanya ziyareti esnasında ‘savaş ve diktatörlük kurbanları’ için yapılan anıta çelenk bırakmasına tepki göstermesiyle gündeme geldi. Aslında ‘Yeni Karakol’ anlamına gelen ‘Neue Wache’ anıtının tarihsel mihenkleri ve toplumsal kurgusu nedir? Otoritelerce yaratılan ve benimsenen geleneksel anıtlar, hakikate karşı, kolektif hafıza kurgularında nasıl tezatlıklar yaratır? Michelle Leung’un 2011’de, Almanya özelinde kolektif hafızayı ve ‘anıt karşıtı hareket’i ele aldığı çevrimiçi değerlendirme makalesinden bir pasajı Türkçeleştirdik.


Michelle Leung*

Çeviri: Evrim Şaşmaz


Almanya’daki anıtlar, devletin kimliğini tanımlamada, gelecekte benzer ihtimallerin önlenmesinde ve rejim kurbanlarının yasının tutulması için gerekli bir yol olarak önemli bir role sahip. Topluma rejimin yıkıcı eylemlerinin süregiden temsilini veren anıtlar aynı zamanda “kolektif hafıza söylemine sosyal cisim sunar” [1]. Almanya’daki anma çalışmasının “eziyetli, kendine dönük, hatta felce uğratan bir aşırı meşguliyet” olarak kalmasının nedeni tam da budur [2]. Çünkü topluma karşı tüm rollerini yerine getiren bir anıtın nasıl inşa edilebileceği sorusu sonsuz bir tartışma olarak kalır.

Bir anıtı neyin geleneksel kıldığının kesin bir tanımı olmasa da geleneksel anıtlar genellikle karşımıza belirli bir tema ile çıkar: uzlaşma, dayanıklılık, trajedi veya suçluluk. Geleneksel anıtlar, geçmişin belirli bir yönünü seyircilerine yayma çabalarında soyutluktan ziyade gerçekçiliğe yönelir. Almanya’da bu gayeye, büyük ölçüde, üzerine kurbanların sayısız isimlerinin kazındığı mezar taşlarını andıran heykeller veya anıtlarla erişilir. Genel olarak, geleneksel anıtlar geçmişle ilgili bir şeyi simgeleştirmeye yönelik tutarlı bir girişimde bulunurlar. Bu birçok nedenden dolayı sorun barındırır. Fakat en önemli sorun girişimin kendisi: “Hiçbir kültürel sembolizmin kitlesel katliamın acısını ve saçmalığını temsil etme kapasitesine sahip olmadığı herkesçe bilinir” [3]. Buna ek olarak, sanatçılar tarihin bir yönünü temsil etmeye çalıştıklarında, bu genelde tarihin seyircilerce illa paylaşılmayan kişisel bir yansıması olur fakat fiziksel, anıtsal bir yapıda anımsatmak suretiyle temsil, geçmiş hakkında meşru bir gerçek olarak topluma otoriterce dayatılır. Böylelikle Nazi rejimini kuşatan kolektif hafıza yeni düşünceleri yeşertmek yerine kalıpyargıları sürdüren, halk tarafından yaratılmamış anıtlar aracılığıyla halka dayatılır [4]. Bu tür geleneksel anıtlar, “hafızayı bütünüyle farkındalıktan koparır. İnsanlar, tamamen ulusal efsaneler ve açıklamaların katmanları altına gömdüklerinden, olayları pek hatırlayamayabilirler. Bu görüşe göre, bir kültürel cisimleştirme olarak anıtlar, tarihsel anlayış oluşturdukları kadar bu anlayışı azaltır ya da […] ‘kabalaştırırlar’ da” [5]. Bu, özellikle de nesiller olayın kendisinden gitgide uzaklaştığından sorunludur. Günümüzde çoğu insan – Holokost anılarını hem oluşturanlar hem de tüketenler – bu deneyimi kendileri yaşamadılar ve bu nedenle kolektif anlayış tamamen önceki anma yöntemleri ile üretildi.

Bunun gibi tartışmalı olan bir geleneksel anıt da Doğu Almanya’daki Neue Wache’dir. Burası, bellek inşasıyla ilgili kamusal tartışmayı ele almak için örnek bir vakadır ve Almanya’nın Ulusal Sosyalist geçmişinin çağdaş sosyal kavrayışlarda oynadığı rolü ortaya koyar [6]. Neue Wache, yani ‘Yeni Karakol’, aslen 1816’da Prusya kralı için bir saray olarak inşa edilmişti. Daha sonra, Weimar Cumhuriyeti döneminde Nazilerin ‘kahraman’larını anmak için yine Nazi rejimi tarafından bir savaş anıtı şeklinde yeniden tasarlandı. Ardından, İkinci Dünya Savaşı sonrasında da ‘faşizmin kurbanları’ için bir anıt olarak tekrar tasarlandı [7]. Doğu ve Batı Almanya’nın yeniden birleşmesinin ardından, son olarak ‘savaş ve diktatörlük kurbanları’ için ulusal bir anıt olarak yeniden tasarlandı.

Neue Wache, herhangi bir kamusal fikir ya da tartışma olmaksızın yeniden ve yeniden tasarlandı, nesnesi yeniden belirlendi. Ve farklı çıkar gruplarından çok tepki aldı. Halkın istişaresinden yoksunluk, bu anıta ve benzer diğer geleneksel anıtlara karşı temel eleştiriyi oluşturdu: Eleştiriler, bu anıtın ülkenin tarihsel geçmişini ‘normalleştirme’ye yönelik bir hükümet girişimi olduğunu savunuyordu. Bu bağlamda hafızanın ‘normalleştirilmesi’, kolektif hafıza inşasının otoriterce dayatılması olarak kavranabilir. Till ‘e göre “bir strateji olarak normalleşme, Almanya’nın Avrupa Birliği içindeki rolünü güçlendirmek için Kohl’un siyasi ve ekonomik gündemiyle hemses olan kültürel bir kimlik biçimi olarak yayılıyor” [8]. Neue Wache için komisyon oluşturulduğunda Berlin’in çevresinde tarihsel bölge olarak yeniden inşaya yönelik pek çok benzer teklif vardı. Bunlar, Till’in ifadesiyle, “’makbul’ görülen, kraliyet dönemine ve ulus öncesi döneme ait geçmişlerin tipik (fakat muallak) Avrupai manzara imgelerini öne çıkarıyor”du [9].

Daha da fazla eleştiri alan ise, Käthe Kollwitz’in içeride sergilenen ve Hıristiyanlığın ikonu meşhur Pietà’yla inkâr edilemez benzerlikler taşıyan ‘Ölü Çocuk ve Yaslı Anne’ isimli heykeliydi. Heykel, Pietà’da İsa’yı çarmıhtan çıkarıldıktan sonra tutan Meryem’in görselleştirilmesine çok benzer bir estetikle ölü oğlunun gevşek gövdesini tutan bir annenin temsili. Kurbanlara yönelik böyle bir anma tartışmasız sorunludur. Öncelikle, “Pietà olarak yorumlandığında özellikle Hıristiyan ve dolayısıyla Alman kimliğine ait bir acı çekme biçimini bedenleştirmiş, Almanları Yahudi olmayanla özdeşleştirmiş ve böylelikle Yahudilere yönelik hafızayı dışlamış olarak görülmüştü” [10]. İkincisi, bu tasvir “evrensel anne” kalıpyargısıydı ve tarihçiler bu temsilin yalnızca Yahudilere yönelik değil, aynı zamanda “sadece oğullarını kaybettikleri için değil – hakikat çok daha feci olduğundan- kurban olan” annelere yönelik de kamusal hafızayı inkâr ettiğini savunmuşlardı [11].

Bu durumda, Neue Wache ile ilgili söylemde ortaya çıkan sorunların birçoğu halkın katılım yoksunluğundan kaynaklıydı. Till, Neue Wache’ye yönelik eleştirileri, “erkek elitler tarafından yaratılan ve ölülerin geleneksel, dini ve toplumsal cinsiyete dayalı kategorilerle ulusu simgelediği geleneksel hafıza alanı” olarak özetler [12]. Bu eleştiri, Almanya genelindeki pek çok geleneksel anıt hakkında, hatta kamu bildirimine alan açıldığı yerler hakkında bile yapılabilir. Holokost kadar travmatik tarihsel geçmişin tek yönünü simgeleştirmeye yönelik herhangi bir girişimin sorunlu olacağı bariz. Kollwitz’in heykeli kesinlikle tarihsel geçmişin tek yönünü tasvir ediyor fakat esas sorun bu çeşit anıtlar ve anmalar tarihsel geçmişin çok büyük bir kısmını ‘unut’ması – bir toplumun kolektif hafızasını yaratma ve sürdürme güçleri bu ‘unutkanlık’ içinde zarar verici hale dönüşüyor.


*VICE Media’da belgesel yapımcısı

**Orijinal metnin tamamına buradan, Cumartesi Anneleri’nin tepkisine ilişkin habere ise şuradan ulaşabilirsiniz.


[1] Sherman, Daniel J. “Art, Commerce, and the Production of Memory in France After WWI.” In John R. Gillis, ed., Commemorations: The Politics of National Identity.
[2] Young, James E. “The Counter-Monument: Memory against Itself in Germany Today.” Critical Inquiry 18.2 (1992): 267.
[3] Etkind, Alexander. “Hard and Soft in Cultural Memory: Political Mourning in Russia and Germany.” Grey Room 16 (2004): 36-59.
[4] Levinger, Matthew. “Memory and Forgetting: Reinventing the Past in Twentieth-Century Germany.” Rev. of Books. The Public Historian 24.4 (2002): 117-26.
[5] Young, James E. “The Counter-Monument: Memory against Itself in Germany Today.” Critical Inquiry 18.2 (1992): 271.
[6] – [12] Till, K. E. “Staging the Past: Landscape Designs, Cultural Identity and Erinnerungspolitik at Berlin’s Neue Wache.” Cultural Geographies 6.3 (1999): 251-83.