Ana SayfaManşetQırıx Mıheme’nin ölümüne üzüldük mü gerçekten?

Qırıx Mıheme’nin ölümüne üzüldük mü gerçekten?


Özgür Amed


Dün Diyarabakır’da hemen herkesin bir kez denk gelip dikkat kesildiği 55 yaşındaki Mehmet Kırık, nam-ı diğer Qırıx Mıheme yaşadığı sokaklarda yaşamını yitirdi. Bir kafe bahçesinde, sandalyeler üzerinde ‘kalp krizinden’ öldüğü haberleri geçti. Ve doğal olarak “tanıyanlar” üzüntülerini birbirinden ilginç Mıheme fotoğraf ve videoları ile paylaştılar. Ailesi ve sevenlerine baş sağlığı diliyorum bu vesile ile.

Bu trajik ölüme dair söyleyeceğimi en başta belirtmek istiyorum: Eksik bir şey var…

Kendimize fısıldamaktan korktuğumuz eksik bir şey var…

Bu eksik şey, el birliği ile görmezden geldiğimiz Qırıx Mıheme’nin hikâyesidir.

Öldükten sonra anlaşıldı ki biz Mıheme’nin hikâyesini bilmiyoruz. Onu tanımıyoruz…

Peki, o zaman neye üzülüyoruz tam olarak?

Bir hafta sonra unutacağımıza göre ve gerçek yasını kimin tutacağını bilmediğimiz bu insana dair söylediklerimiz bir performans alametinden mi ibaret?

E. Galeano “Tepetaklak Dünya”da, Cardona köyündeki Toto’dan bahseder. Komşularının bakış açısına göre yaz kış aynı elbiseyle dolaşan Toto Zaugg, müthiş bir insandı. “Toto asla soğuk almaz” diyorlardı.

“Toto bir şey demiyordu. Soğuk alıyordu. Alamadığı tek şey paltoydu.”

Qırıx Mıheme, tam da Amed sokaklarına düşmüş modern Toto’dur. Bir duyarsızlaşma mekanizması olarak örtbasın işleyişine tabi tutulmuş, tarifi zor bir tüketime sokulmuş standart bir ‘üründür’… Marcuse’ün deyimi ile “anlamlıyı saçmaya, saçmayı anlamlıya” dönüştüren kayıp bir hikâyenin kabul edilmemiş öznesidir.

Gerçekten kim bu adam?

Bazıları eski felsefe öğretmeni, bazıları MEB’de şef diyor. Öyle miydi yoksa oralarda kendi halinde bir memur muydu? Üç çocuğundan 2 çocuğu doktor olan bu insan sokakta niye yaşamaya başladı? Bir videoda eşinin öğretmen olduğunu söylüyor ve yanına gidemeyeceğinden bahsediyor.  Bunun dışında yüzlerce videosu milyonlarca izlenen, kendine has fotoları yüzlerce kez paylaşılan, adına açılan instagram hesabında 80 bin takipçi olan bu adam kimdi? Hakkında total olarak bildiğimiz tek şey “deli” dendiği… Öyle mi gerçekten?

Sokakta ve zor şartlarda yaşayan Mıheme hakkında bildiklerimiz özetle şu: Gündemi takip ediyor, güncele gayet hâkim; Adnan Oktar’dan döviz kurlarının artışına, Suriye savaşından Suud kralının harcamalarına ve yerelde dolmuşa gelen zamdan daha pek çok şeye dair fikir belirtiyor; hafızası gayet yerinde, onunla dalga geçmek ya da bir söz koparmak için telefonlarını yüzüne çeviren gençlerin tanımadığı ve hiç de merak etmediği 1978’lerden, özellikle Edip Solmaz’dan bahsediyor, Egîd’in fotosunu görünce ‘wax mala minê’ diyor… Dincilerin yüzünden okulu bıraktığını söylüyor(!) Şiir okuyor, şarkı söylüyor ve bu kente âşık… Küfürbazdır, bilinçli insanlara sataşıyor, küfür ediyor! Kerpeten ile dolaşırken kente, iktidara, huzura, sosyal ilişkilere dair pek çok şey söylüyor. Çıkarıldığı adliyede çakmak yakarak “adaleti arıyorum” diyerek hâkimlerle nasıl dalga geçtiğini anlatıyor. “Niye evin yok?” diye soran ‘duyarlı’ gençlere verdiği cevap da şu: “Beni anlaman için kırk fırın ekmek yemen lazım”.

“İçiyem yalanım yok!”, “Allah’ım sen bizi kötü yoldan ayırma” diyen ve tavuğun mu yumurtadan, yoksa yumurtanın mı tavuktan çıktığına dair meşhur ikileme “inkârın inkârı” olarak yorum getiren bu adam bir deli olarak kabul edilip kendi haline bırakıldı. Meselemiz de onunla kurulan bu çarpık ilişki de saklı. Çünkü insan, en çok hikâyesini bilmediklerini ötekileştirir.

Ufuk açıcı bir psikolog ve psikanalist olarak Arno Gruen (bu arada iki gün önce derdimi anlatmak için bu isimden yaptığım bir alıntı, başıma olmadık dertler açtı, sevgi ve özlemlerimi sunuyorum o arkadaşa) “hastalık olarak gerçeklik”ten bahsediyor. Yazdığı “Normalliğin Deliliği” adlı başyapıtta, günümüzde insani değerlerin kaybolmasına katlanamayanların “deli” sayılırken, insani köklerinden kopmuş olanların “normal” kabul edilerek onaylanışını çok sade anlatıyor. Mıheme’ye de belki buradan bakmak lazım. Çünkü bir insanın “gerçekle ilişkisi” ruhsal hastalığını ya da sağlıklılığını saptamak için tek ölçüt değildir, aksine çaresizlik gibi insani duyguların, empati gibi insani algılamaların ve coşku gibi yaşama insani katılışların ne ölçüde mümkün olduğunu veya ayıklanmış olduğunu sormak gerekir diyor.

Olan bitene bakılırsa Mıheme dehşet bir tüketim nesnesi idi. Etrafında toplanan, sürekli absürt bir dil ile ona yaklaşanlara Mıheme’nin küfürleri ne anlam ifade etti bilmiyorum. Videolarını izlediğimizde Mıheme pek gülmüyor. Ama görüntüde görmediğimiz esas kişiler sürekli gülme halinde. Sürekli komut verme halinde, “Mıheme hele buna dair bişi de, hele bu nedir, hele sigara iç” vs.

Mıheme geceleri nerede yatıyordu, ne yiyordu, hastalandığında ne yapıyordu, elbiseleri nereden buluyordu, zaman zaman kim bakıyordu, eşi kimdi, çocukları ona ulaşıyor muydu, karanlık sokaklarda kim ona musallat oluyordu, alkole sonradan mı sardı yoksa alkole bağımlılık ile mi başladı meselesi, sokak ile ilişkisindeki bilinç hangi tercihin sonucu… Bilmiyoruz! Bu sorumluluğu da kimse üzerine almak istemiyor zaten. Yine Gruen’den ifade edersek “Hayatta kalabilmek için sahtekârlıkla yaşamayı çok erken öğreniyoruz. Tarif edilmez bir acıya katlanabilmek için görmemeyi öğreniyoruz.”

Toplumsal dokunun yok edildiği bireylerin kendisini yaşama dayattığı modernitenin şu kirli ve çarpık çarkında yaşama/emeğe dair bir tınıyı işitmek mümkün olmazken, sanal dünyada kendi dinlemediği parçayı paylaşmak, okumadığı kitabı önermek nasıl ki onun içini boşaltmak ise; Mıheme’nin de bilmediğimiz öyküsünü es geçmemiz onun yaşamının içini kökten boşaltmamız ile ilgilidir! Mıheme için “sosyal medya fenomeni” deniyor. Hangi ara oldu, haberi var mıydı? Bir insan bu kadar mı yanlış tanımlanır. Bir histerik hal olarak her şeyi kayda almak ve kayıt alınan şeyi gerçeklikle eş tutmak, bunu tüketime sunarak benlik algısını gerçekleştirdiğini sanma her ne kadar internet kotasının bitimine kadar olan bir şey olsa da, bunu bugün anlatmak zor iş. Mıheme’den iki söz kayıt alıp hızlıca paylaşmak için içine girilen yarışta Mıheme’yi de bilmediğimiz hikâyesi ile gömdük Ofis sokaklarında. Yas yerini bile merak etmedik. O halde sıradaki gelsin…