Ana SayfaGüncelDünya siyasetinde Caligula* dalgası – Nejat Uğraş

Dünya siyasetinde Caligula* dalgası – Nejat Uğraş

“Çoğu kehanet, belli bir şey üzerine odaklandığında kötülüğü haber verir çünkü tarih boyunca daima yeni dehşetler ortaya çıkmıştır.” – John Berger


Nejat Uğraş**


Dünya bu aralar her gün daha da garip bir yer haline geliyor. Dünyayı lanet bir yere çeviren psikopat liderler (Trump’tan Maduro’ya; Putin’den Kim Yong-Un’a; Esad’tan Muhammed Bin Salman’a ve baş fenomen Uzun Adam’a varıncaya kadar liste uzayıp gider) felaket senaryoları uydururken, biz kapitalizmin küresel egemenliğine karşı nasıl ve neyle karşı çıkacağımızı bilemiyoruz. Hep protesto modunda kalmak oldukça can sıkıcı.

Yanlış hayat doğru yaşanmaz

Adorno’nun çok bilinen veciz sözü herkesin malumu. “Yanlış hayat doğru yaşanmaz” diye. Adorno, “Minima Moralia” adlı eserinde tüm eleştiri ve değerlendirmelerini kristalize eden bu veciz sözü 18 yıl sonra “68 Hareketi” için takındığı tutum nedeniyle içerisine girdiği zor durumu açıklamak için bir kez daha kullanır. Adorno, öğrenciler tarafından 1968’de “sessiz” kalarak kendilerine destek vermediği için eleştirilir ve bu tutumu “boyun eğme” olarak nitelendirilerek protesto edilir. Öğrenciler, özellikle Adorno’nun 1969’daki “polis çağırması” olayıyla birlikte “ihanete uğradıklarını” düşünürler[1].

Yazı dili daima zorlu olan Adorno’nun tam olarak ne dediği muamma değil. Toplumsal varlığın yanlış olduğu, ortamın-sistemin kapitalizm tarafından yapılandırıldığı bir durumda bir grup insanın “biz özgürüz”, “sosyalizmi kuruyoruz” diye sokakları inletmesini beyhude bir çaba olarak görmesine dayanıyor. Özellikle de 68 Hareketi’nin çıkardığı yüksek volümlü sese karşı bir eleştiri olarak bu ifadeye tekrar başvurmuş ve 68 hareketi karşısındaki bu tutumu Adorno’ya ömrü hayatı boyunca bir leke gibi yapışmıştı. Aslında 68 Hareketi karşısında Lacan’ın eleştirisi de benzer bir noktaya işaret eder. O da “siz kendine yeni bir efendi arayan ergenlersiniz” demişti. Lacan’ın 68 Hareketi için geliştirdiği bu tutum akıl hocalığı yaptığı Guattari ile yollarının ayrılmasına da neden olmuştu. Guattari 68 Hareketi içerisindeki “önde gelen şahsiyetlerden ve örgütleyicilerden biriydi ama akıl hocası Lacan histeri diyerek gösterilerin üstünü çizmişti. Guattari için bu bir ihanet anıydı: Komünist Parti burnunun ucunda yaşanan devrimi göremiyorsa ve Lacan sokaklara taşan kolektif arzunun gücünü anlamayı reddediyorsa, bir şeyler yanlış olmalıydı [2]” diyerek Lacan’la yollarını ayırmıştı. Sokaklar gençliğin kendiliğinden ve önderliksiz kalkışmasına sahne olurken entelektüel camiayı da çatallaştıran fikir ayrılıkları hangi hayatın yanlış, hangisinin doğru olduğu konusunda kitlelerde artan endişe ve umutsuzluğa varan büyük bir fay hattına dönüşüyor.

Bireylerin psiko-patolojisi

Maduro’ya bakınca, onun da yanlış hayatı yanlış yaşamak için çırpındığından başka ne söylenebilir ki… Psikopat bir serserinin paralarını çoğaltarak bireylerin, toplumların, bölgelerin kaderini etkilediği bir zamandayız. Sadece Trump değil dünyanın birçok ülkesinde aynı durum aktifleşmiş bir halde. Bir sabah kalkıp bir laf edince herkeste olumlu bir umut beliriyor, akşam yemeği sonrasında başka bir laf edince ise bu defa kasvet havaları esmeye başlıyor. Dünya tarihinde bu tiplerin örnekleri çoktur ve ne yazık ki toplumlar da bazı durumlarda bu Caligula benzerlerine itibar etmekle kalmıyor aynı zamanda biat da ediyorlar. Ciddi ciddi küresel bir Caligula dalgası yaşıyoruz. Belki henüz atını senatör ilan eden kimse çıkmadı ama bolca öldürme övgüsüyle karşılaşıyoruz. Bu durumda okumuş-yazmış zevat ise bu işte bir strateji, mantık arayınca daha da gülünç durumlar ortaya çıkıyor. Elde bir çözüm reçetesi olmayınca çelişkiler yumağı politika haline geliyor. Belli başlı bazı hatlar belirlemek zor da olsa mümkündür: Bütün örneklerde güç arzusu megaloman bir düzeydedir; bütün liderler bu güç arzusundan kopmamak için şizofrenik bir pratik sergilerler. Tutarlılık arayışı ve eleştirileri küçümseyen bir alayla karşılarken, burjuva anlamdaki değer kavramına bile yabancılaşmışlardır. Her gün burjuva siyasetinde bile duymaya alışkın olmadığımız tavır ve beyanlarda bulunurlar. Örneğe gerek var mı? “Ananı da al git!” en tehlikelisi ise olmadık trajedilere hiç beklenmedik anda yol açarlar. Sonuçta başta Trump olmak üzere bu Caligula taifesinden nükleer eylem dâhil her saçmalığı beklemek lazım. Bakalım hangisi deneyecek(mi)?

Dönemin Ruhu: Hegelyen Zeitgeisti

Elbette politikada birey-yapı diyalektiği esastır. Ancak bu örüntü yapının nispeten sağlam ve tutarlı çözümler sunduğu durumlarda işler. Yapılar yerel ve küresel olarak sarsılınca bireylerin psiko-patolojisi daha tehlikeli bir hal alıyor. Deli İbrahim’in “balık kullarıma altın dağıtıla” emrini yerleşik saray erkânı münasip şekilde idare etmişti. Ancak günümüzde “erkân” da parça parça bir halde. O yüzden seçim gibi reel politik iyi havalara ait konular bugün hiçbir anlam ifade etmiyor. Bazı çevreler bu Caligula taifesini geçici bir anomali olarak görüyor. Haklı olmalarını çok isterdik. Ama maalesef çok yanılıyorlar. Elbette bir sonraki seçimlerde bazı yüzleri bir daha görmeyebilir küresel kamuoyu ama bu dönemin ruhu – Hegelyen Zeitgeisti- dünyamızın üzerinde bir heyula gibi dolaşmaya devam edecektir. Sorunun kaynağı ne iktidar kanadında ne de muhalefet kanadındadır. İktisadi, siyasal ve toplumsal bunalıma çare olacak bir çözümün var olmamasındadır. Bugünden geçmişe bakınca Caligula ve Hitler gibilere bakarak “toplumlar bu saçmalığı nasıl benimsemişler?” demek kolay ama bu soruda durumun vahametinin tam olarak anlaşılmadığını hissetmek gerekiyor. “Krizlerin mantıklı çözümleri yoktur” kuralı hatırlanınca en saçma söylem ve eylemin bile geçmişe analoji ve gelecek güç hayalleriyle hayat bulduğu daha iyi anlaşılır. En korkunç durumlar belirtilen bu çerçeve dâhilinde mevcut durumun dehşetini dillendirip, tek çözümün ellerinde olduğunu ilan edenlerce yaşatılır. Hatta bugünü daha kötü ve dehşetli kılmak için hiçbir şeyden çekinmezler. Bu çok mu umutsuz bir tablo? Belki de.

Sonrası da bir örüntüdür. Bir arınma, hesaplaşma, yüzleşme dönemi yaşanır, ardından başka bir zamanda başka bir yay çizilir. Büyük çoğunluk, yığınlar bu dalgayı da huşu içinde “bana emredileni yaptım” diye yaşarken, küçük bir azınlık insanlığın bu saçmalıklara nasıl kapıldığına şaşırmaya devam eder. Çok daha küçük bir azınlık ise “insanlık” kavramının tam olarak ne anlama geldiğini bir kez daha sorgulayıp cevapsızlığıyla kala kalır. Evet, Hamlet’in deyimiyle “zaman zıvanasından çıkmış” durumda. Yeni teknolojiler son kırk yıldır her şeyi o kadar değiştirdi ki, siyasal-toplumsal örgütlemelerin hemen hepsi anakronik kaldı. Şu an yaşananın çoğu “eski” dünyanın aktörlerinin itişip –kalkışması. Yeni Dünya’nın güçleri ise halen ortada yok. Hangi kavramlar, hangi fikirler; nasıl örgütlenmeler, nasıl toplumlarda hayat bulacak? Nasıl insanlar, hangi makinelerle hangi dünyalarda nasıl bir varlık-oluş yaşayacaklar? İşte sorular bunlar… Yukarıda yazılanlara bakıp güncel sorunlardan kopuk soyut havalar terennüm ettiğimizden şikâyet edenler illaki olacaktır. Doğrusunu söylemek gerekirse şu an radikal bir muhalefetin öncelikli sorununun soyutlama olduğunu söylemek gerekiyor. Olay ve olgular o kadar hızlı ve dallı-budaklı cereyan ediyor ki, birçok insan an’a göre cevaplar geliştirerek sonuç almak istiyor. Bu tam da şikâyet edilen tutarsızlığın genişlemesini sağlıyor. Oysa zamanda ve mekânda sürekli hareket edebilen yaratıcı soyut malzeme takımına ihtiyacımız var. Bunun için de hem küresel sorunlara hem yerel bölgesel sorunlara; hem birey hem grup sorunlarına ve hem teknik hem sınıfsal sorunlara yoğunlaşacak geniş bir tartışmanın mutlaka strateji meselesiyle eklemleneceği bir problematik yaklaşım gerekiyor. Kısa dönem için birileri şu veya bu sorunu çözebilir, ancak orta vadede bölgesel ve küresel durumlar bu çözümleri etkisiz kılacak, uzun vadede ise krizler döngüsü kendisini tekrar edecektir.

Hülasa;

Yazıda ifade edilen Adorno’nun sözü her tarihsel dönemeçte önümüze çıkacaktır. 2000’lerin “küresel düşün yerel uygula” sloganı bugün artık basit bir espri haline gelmiştir. Bu yönüyle bakıldığında Maduro ve Trump aynı madalyonun yüzleridir aslında. Biri yukarıdan gelip ABD’yi adalaştırırken, diğeri aşağıdan gelip Venezuela’yı adalaştırıyor. Her ikisi de adaların çoktan ortadan kalktığını unutmuş gibiler. Bugünden “yenidünya”nın nasıl şekilleneceğine dair yapılacak çözümlemeler kehanetin ötesine gidemeyecektir. Sadece duruma hazırlıklı olmak için neler yapabileceğimize dair net hususlar belirleyebiliriz. Gerisi teori-pratik diyalektiğinin eş zamanlı olarak sayısız ve çok farklı kesişmelerin olacağı yüzeyde cereyan edecek. Zizek’e “Dünya nereye gidiyor?” diye soruyorlar. Zizek’in ise kıssadan hisse bir cevap veriyor: “Bir felakete ama tek şansımız da bu felaket” diyor… Çok ironik değil mi?


* Gaius Julius Caesar Augustus Germanicus, daha çok Caligula takma adı ile bilinen, 37 – 41 yılları arasında görev yapmış, Julio-Claudian Hanedanı mensubu ve Roma İmparatorluğunun üçüncü imparatoru. Aşırı savurganlığı, tuhaflığı, ahlaksızlığı ve acımasızlığıyla tanınır, despotluğuyla hatırlanır.

** Yurttaş


[1]. http://www.academia.edu/34408268/Adorno_ve_Alman_%C3%96%C4%9Frenci_Hareketi
[2]. https://dunyadanceviri.wordpress.com/2018/03/03/yaratici-bir-cokluk-deleuze-ve-guattarinin-felsefesi-edward-thornton/
Previous post
31 Mart seçimleri: Nerede ve nasıl oy kullanacağım?
Next post
Fotoğraflarla: "2018'in En İyi Outdoor Fotoğrafçısı" yarışmasının en iyileri