Ana SayfaYazarlarBahadır AltanŞer – Bahadır Altan

Şer – Bahadır Altan


Bahadır Altan


İnsanın bazen ağzındaki lokma büyür, çiğnersiniz çiğnersiniz de yutamazsınız bir türlü. İşte yazmak da konuşmak da bu günlerde öyle. Sözcükler dilime gelip duruyor ama söze dönüşemiyor hayli zamandır. Zorlamayla da olmuyor, lokma yutulmuyor, söz üremiyor… Bu yüzden dağınık bir yazı sunuyorum bağışlayın…

İnsan Hakları Derneği’nin İstanbul Şubesi önünde (12 Ekim) Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın her zamanki basın açıklamasında, daha sözlerinin başında “savaş” sözcüğünü duyan polis saldırıya geçti. Her halinden oradaki küçük ordunun komutanı olduğunu etrafa hissettiren açık mavi ceketli müdür, şevkle buyurdu: “Basın açıklaması bitmiştir!”

Analar, yaşlı insanlar polis kalkanlarına direnmeye çalışsalar da binaya doğru sürüklendiler. Bu arada polisin yere attığı küçük bilyelerden üzerlerine basıp kırıldığı zaman çıkan gazların etkisiyle öksürüğe boğularak binaya doğru çekildiler. Yarım kalan sözleri kursaklarında büyüdü. Mavi ceketin, “buradan çıkıp gidin!” demesine rağmen gitmediler, bina içinde öksürmeye devam ettiler. Apartman kapısında CHP milletvekili Sezgin Tanrıkulu mikrofonu eline alıp açıklamayı kendisi tamamlamaya çalıştı. Ne de olsa dokunulmazlığı vardı, ama yine saldırdı polis. Yeniden apartman girişine çekildiler ama vazgeçmedi, dağılmadı Cumartesi İnsanları.

Bu kez HDP’li vekillerden Gülistan Kılıç Koçyiğit mavi ceketin karşısındaydı. Ceket Suriye’ye karşı başlatılan savaşa “operasyon” dedikçe, vekil Gülistan Kılıç Koçyiğit “bu bir savaştır!”, “savaş” diyerek tekrarladı. Basın açıklaması sonunda okundu, Cemil Kırbayır için, kardeşleri sözlerini tamamlamayı başardılar. Geriye her halinden aldığı her oyu hak ettiği belli olan vekil Gülistan Kılıç Koçyiğit’in kulaklarda çınlayan sesi kaldı: SAVAŞ, SAVAŞ, SAVAŞ, SAVAŞ, SAVAŞ, SAVAŞ…

Sizi bilmem ama aslında bu kötü sözcüğün devletimizce yasaklanıp yerine “operasyon” denmesi iyi bir şeydir diye düşünüyorum. Savaş sözcüğünü kullanmamak gerek! Örneğin Kürtçede savaş sözcüğü yok. Bir eksiklik de duymuyorlar ki, Türkçeden de ithal etmemişler. Daha ana karnında, anadilinde yasaklanmış bu çirkin sözcük. Savaşa “şer” diyor Kürtler. “Şer”, bildiğin “hayır mı, şer mi”deki “şer”. Yani kötü! Bu yüzden biz erkek çocuklara isim olarak veriyoruz ama onlar bunu isim yapmıyorlar. Belki de o yüzden hep ‘aşiti’, ‘aşiti’ diyor Kürtler hâlâ…

Aynı cumartesi gününün gecesi Adapazarı’nda bir genç öldü. Şirin Tosun, Kürtçe konuştuğu için linç edilmiş, 50 gündür hastanede (bu sefer) ölüme direniyordu. “Vurun ulan vurun ben kolay ölmem” demiş miydi dövülürken bilinmez. Kolay ölmedi. Dile kolay, vahşice dövüldükten sonra başından silahla vurulmasına rağmen 50 gün direndi Şirin. Berkin Elvan 269 gün direnmişti. Kolay teslim olmuyor Kürt çocukları ölüme…

Sakarya’da daha önce de “Kürt müsün?” sorusuna doğru cevap verdiği için bir baba ve oğlu vurmuşlardı hatırlarsınız. Irkçı, faşist, katil “sarhoştum hatırlamıyorum!” diyerek savunmuştu kendini! Muşlu baba Kadir Şakçı yaşamını yitirmiş ama oğlu direnip yaşama tutunmayı başarmıştı inatla. Geçen ay ise Amedspor maçlarının olağan linçlerinden biri daha Sarıyer’de yaşandı. Kıyasıya dövülen genç futbolsever Kürt genci dayandı bu zulme. Şimdi hayatta neyse ki. Mavi ceketli müdürün memurları bu olayları önlemek için bir şeyler yapma gereği duymasa da savaş sözcüğü konusunda hassas olmaları yine de geleceğe dair bir umuttur diyebilir miyiz?

Devletimizin yasakladığı bir başka sözcük de “işgal!” Bu da bence isabetli bir karardır. Onun yerine biraz uzunca da olsa “güvenli bölge üretimi”, “yaşam pınarı” vb sözcükler daha yakışır. Ama pınardan su akması koşuluyla. Bunlar zor işler değil bir KHK ile kökünden halledilebilir, bu sözcükleri dilimizden kovulabilirler hemen!

Ben burada Hrant Dink’e kulak vermekten yanayım. Hrant, “Türklerin 1915’i soykırım olarak kabul etmemelerinde onurlu bir yan aramak gerek” diyordu Ermeni soydaşlarına. Yani “soykırım o kadar kötü bir şeydir ki ‘benim atalarım bu suçu işlemiş olamaz’ diyor olabilirler, bunu utanç verici buldukları için böyle inkar ediyor olabilirler” diyordu. Şimdi acaba Türkiye Cumhuriyeti Devleti “Bu bir savaş değil, işgal hiç değil!” hatta “içinde haşa kan ne gezer, pırıl pırıl su olan bir pınar bu” derken, savaşın, işgalin, katliamın çok büyük bir insanlık suçu olduğunu bildiği için bu sözcükleri muhaliflere yasaklıyor olabilir mi acaba, ne dersiniz?

Sözcükler konusunda hep olumsuz şeyler olmuyor, güzel şeyler de var. Örneğin Özgür Suriye Ordusu’na (ÖSO) devletimiz şer başlamadan önce son derece doğru bir kararla yeni bir ad verdi. Gerçi komşu Suriye Ordusu’nun varlığını reddeden, toprak bütünlüğüne kasteden bir etkisi var ama olsun. Bu IŞİD benzeri, kadın ve özgürlük düşmanı faşist cihatçılara “milli” sıfatı daha yakışmış diye düşünüyorum. Tarih boyunca adına şarkılar söylenen, uğruna ömürler tüketilen “özgürlük” sözcüğüne karşı çok büyük haksızlık ediliyordu çünkü. Hatta “Suriye Milli ve de İslami Ordusu” dense daha da isabetli olurdu. Hem TSK’nin ağız birliği içinde “İslam güneşinin olduğu her yere gideceğiz” diyen askerleriyle daha bir uyumlu olmaz mıydı?

Olumlu şeyler bu kadarla da kalmıyor. “Barış” sözcüğü de daha önce yasaktı, hatta barıştan söz eden “terörist” oluyordu biliyorsunuz. Artık o kötü günler de geride kaldı. Bu güzel sözcük “Barış Pınarı” ile yeniden dilimize kazandırıldı ve artık BARIŞ diyebiliyoruz. Bu demokrasi yolunda ilerlediğimizin ispatıdır aynı zamanda değil mi? Belli mi olur bir bakarsınız yarın “’ŞER’E HAYIR” diyenleri artık tutuklamazlar bile…

Tam Hrant’a hak vereceğim, bu göğüslerinde Türk Bayrağı olan üniformalarıyla ‘Suriye Millileri’nin görüntüleri gözümün önüne geliyor. Hani tam inanacağım önümdeki ekranda KKTC Cumhurbaşkanı’nın söylediği pınardan akan kanlar nefesimi kesiyor, dilim damağım kuruyor. Daha önce cihatçı çetelerin Afrin ve diğer başka yerlerde kafa kesme, çocuk kurban etme görüntüleri yayınlamıştı. Bunları izlemek mümkün değildi kuşkusuz. Neler olup bittiğini okusam da izlemeyi yüreğim kaldırmamıştı. Ama şimdi, şer haberlerini izlerken ansızın karşımıza çıkıveriyor, gözünüzü kaçırıncaya kadar yakalanıyorsunuz.

Sadece çeteler de değil bir eliyle kurt diğeriyle rabia işareti yapan askerlerin elinde, gövdesinden ayrılmış başlar görülüyor. Sizler izlediğiniz televizyonlarda belki bunları göremiyorsunuz. Peki Anadolu Ajansı’nın görüntülerinde bile her patlamada havalanıp, çırpınarak bir oraya bir buraya uçuşan kuşların çaresizliğini de mi görmüyorsunuz? Salt bu manzara bile bu savaşa karşı olmak için yeterli nedendir. Buna savaş da denemez aslında, şerdir bu. ŞER, ŞER, ŞER, ŞER, ŞER, ŞER, ŞER…

Previous post
Contemporary İstanbul'dan 'Barış Pınarı' e-postası, sanatçılardan tepki
Next post
CANLI BLOG | Türkiye'nin Kuzey Suriye’ye operasyonunda yedinci gün