Ana SayfaGüncel‘Ayin’ ve ‘Ritüel’in yönetmeni Ari Aster’in 5 favori korku filmi

‘Ayin’ ve ‘Ritüel’in yönetmeni Ari Aster’in 5 favori korku filmi

HABER MERKEZİ – “Ayin” (Hereditary) ve “Ritüel” (Midsommar) ile iki muhteşem korku filmine imza atan Ari Aster, Aframe isimli internet sitesi için ilgi çekici bir liste hazırladı. Aster, hazırladığı bu listede özellikle kendini etkileyen ve filmlerine ilham kaynağı olan beş korku filmini izleyicinin beğenisine sundu. Beş filmin yer aldığı listeyi ve Aster’ın bu filmlerle ilgili düşüncelerini FilmLoverrs‘tan aktarıyoruz.

Kwaidan – Masaki Kobayashi (1964)

“Onibaba’dan Ugetsu’ya, The Face of Another’dan Cure’a kadar, listeye almak zorunda hissettiğim o kadar çok Japon korku filmi var ki, ama Kobayashi’nin büyük antolojisi, bugüne kadarki en nefes kesici biçimde güzel korku filmi olabilir. Lafcadio Hearn’in olağanüstü dört hayalet hikâyesinden uyarlandı, Kwaidan semavi, rahatsız edici ve tamamıyla yiyip bitiren kararlılıktaki beceriye sahip bir film.”

Possession – Andrzej Zulawski (1981)

“Boşanma ve romantik ayrılığın şiddetli ıstırabı hakkında yapılmış en iyi filmlerden biri. Kendini tutma, kurnazlık ve ‘mantık’ konusunda heyecan verici bir şekilde ders veriyor. İşte neredeyse her şey pahasına radikal olarak duygusal ve inatçı bir şekilde sezgisel hikâye anlatımı.”

The Night of the Hunter – Charles Laughton (1955)

“Charles Laughton başka ne yapabilirdi? Michael Powell’ın Peeping Tom‘unda olduğu gibi, kültürün muhafızları bunu pornografik olarak değerlendirdi ve Laughton’un başka bir film çekmesini engelledi, ama onun mirası eşsiz. Lynch’in işlerinden Coen’lere, Kubrick’ten Greenaway’e kadar çok sayıda kişiye önceden fikir veriyor. Laughton’ın dışavurumcu başyapıtı o kadar harika ki aklımı kaçıracak gibi oluyorum.”

Don’t Look Now – Nicolas Roeg (1973)

“Belki de Nicolas Roeg’in en iyi filmi (en iyi filminin Walkabout olduğu da savunulabilir), bu film kederle çok ciddi bir hesaplaşma, zaman ve hafıza üzerine bir meditasyon (ya da kehanet üzerine?) ve sıcak, esrarengiz bir kıyamet kucaklaması. Kurgulama ipuçlarını Resnais’ten alıp Venedik’le o kadar çok şey yapıyor ki, bunun üstüne koymak boşuna bir çaba olur, bu her yeni izlemede yeni şeyler sunan- ve her defasında sizi derinden etkileyen bir film.”

Carrie – Brian De Palma (1976)

“Çocukken bana en büyük travmayı yaşatan filmdi. Geri dönüp izlemem on beş yıl sürdü ve sonunda cesaretimi topladığım zaman, nasıl abartılı olduğunu fark ettiğimde şok oldum. (De Palma hakkında bildiğim/sevdiğim şeyleri göz önüne alınca bu çok da şaşırtıcı olmamalıydı). Her iyi korku filminde olduğu gibi, zulmü akıl almaz hissettiriyor ve görüntüler sizi potansiyel olarak hayattan soğutuyor (bıçakla gezen Piper Laurie ???), aynı zamanda çok derin empati ve hüzün duygusu ile de ayırt ediliyor. Zavallı Carrie.”

Previous post
Almanya ile Türkiye hallerini kaynaştıran bir roman: 'Dersim Alexanderplatz'
Next post
Milletvekili Tuma Çelik partisinden istifa etti, HDP'den açıklama var