Ana SayfaYazarlarAbdulmelik Ş. BekirABD’nin Ortadoğu’da müttefik tahkimi ve İsrail-BAE normalleşmesi

ABD’nin Ortadoğu’da müttefik tahkimi ve İsrail-BAE normalleşmesi


Abdulmelik Ş. Bekir


Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve İsrail arasında geçen ay normalleşme anlaşması sağlandı. Anlaşmanın gereği olarak normalleşme adımları da peyderpey gelmeye başladı. İlk olarak Hamas ve İsrail arasında Mısır-Katar üzerinden ateşkese varıldı. Ardından iki ülke arasında hava trafiği kuruldu. Anlaşmadan bihaber olduğu düşünülmeyen Suudi Arabistan da İsrail’in hava sahasını kullanmasına izin vererek anlaşmanın parçası olduğunu gösterdi. BAE-İsrail anlaşması kamuoyuna yönelik bir peşrev gösterisiydi. Orta vadede diğer birçok Arap devletinin de aynı eksende yol alması artık sürpriz değil.

Adı geçen normalleşme ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jarred Kushner’in uzun süredir üzerinde çalıştığı Yüzyılın Anlaşması denilen daha iri bir planın parçası. Yüzyılın anlaşması da kuşkusuz daha büyük bir proje olan Ortadoğu’da yaşanan jeo stratejik güç dengelerinin yeniden tahkimiyle ilgili stratejilerin yansıması. ABD son yıllarda Ortadoğu’da müttefikleriyle stratejik bazı konularda ciddi sorunlar yaşadı, yaşıyor. Küresel cihatçı örgütlere karşı verilen mücadele ile giderek nüfuzunu arttıran Rusya ve Çin gibi küresel güçlerle ajandası bir türlü uyuşmadı.

Müttefiklerini asgari müştereklerde konsolide edemeyen ABD, Trump gibi öngörülemez ve istikrarsız birinin başkanlığında Ortadoğu’da nüfuz kaybı yaşadı. Müttefikleri arasında yaşadığı ve hatta tıkandığı en önemli noktalar İsrail-Arap ilişkileri, radikalizme destek ve Türkiye’nin yayılmacılık arzuları oldu. Bu engeller aşılmadan ABD’nin geleneksel müttefikleri arasında asgari paydaları sağlaması mümkün değil. Bu anlamda damat Kushner, İsrail-Filistin meselesinde yoğun mesai yaparken, Dışişleri Bakanı Mike Pompeo son iki yılda yoğun seri ziyaretler gerçekleştirdi. Bir yandan da Trump’ın DAİŞ’e karşı Koalisyon ve Suriye Temsilcisi James Jeffrey üzerinden Türkiye ayağı yürütüldü.

Arap ülkelerinde diktatörlere karşı yaşanan halk ayaklanmaları, ABD ve NATO’nun bölgede nüfuzunun zayıflamasına bağlı olarak İran ve Türkiye’nin; Irak, Yemen, Suriye ve Libya gibi alanlarda yayılmacı politikalarının oluşturduğu baskı Arap yönetimleri açısından yakın tehlike önceliklerini değiştirdi. Arap yönetimleri için artık yakın tehlike radikal dinci gruplar ve yayılmacı emellerle bunlara destek veren İran ve Türkiye. Elbette petrol ekonomileri olan bu ülkelerin dünya pazarında yaşanan yakıt çeşitlenmesine bağlı olarak petrolün giderek değer kaybetmesi gibi faktörler de eklenebilir.

Madalyonun öte yüzünde ise ABD gibi hegemon bir gücün desteğine sahip, ekonomik ve teknolojik olarak gelişmiş İsrail karşısında yaşanan çaresizlik var. Filistin meselesini iç kamuoyu ve popülizm için kullanan siyasal İslamcılık bu konuda hiçbir zaman samimi olmadı ve Filistin halkının mücadelesini öteden beri bir yük olarak gördü. İç dinamikleri ile dış faktörlerin oluşturduğu baskı Arap ülkelerinin ABD desteğine gereksinimini daha fazla arttırdı.

Bu anlamda BAE-İsrail normalleşmesi ABD’nin müttefik tahkim talebini, İsrail’in Filistin tabutuna son çiviyi çakması isteği ve bölgesel değişimin yarattığı kaygılarla yakın tehlike algıları değişen Arap yönetimlerinin güvenlik taleplerinin kesişme noktasıdır. Diğer Arap ülkeleriyle de sağlanması beklenen normalleşmenin gerçekleşmesi durumunda Filistin halk mücadelesinin öldürücü bir darbe alacağı kesindir. Hamas’ın yönettiği Gazze şeridinde İsrail ile ateşkes sağlaması önemli bir gelişme. Şimdiden Kushner planın önü artık açıktır. İsrail, Arap ülkeleriyle ilişkileri geliştirme hatırına bir süre yavaştan alsa da Filistin’i ilhak planlarını uzun vadede daha sorunsuz hayata geçirmekten çekinmeyecek. Bu meselenin halli durumunda ABD’nin İsrail-Arap aksına dayalı Ortadoğu’da müttefik tahkimi önemli oranda gerçekleşmiş olur ve Arap ülkelerinin de İran ve Türkiye yayılmacılığına karşı bir güç bloğu oluşur.

İran ve Türkiye en üst perdeden bu normalleşmeye tepki verdi. Ancak bu tepkinin çok bir hükmü olmayacağı kesindir. Siyasal İslamcılığın Filistin meselesindeki ikiyüzlü politikalarının artık alıcısı yoktur. Siyasal İslamcılığın dünya genelinde yenildiği ve miadını doldurduğunun en somut örneği Filistin meselesinde gelinmiş olunan noktadır. İki ülkenin kimi girişimleri olsa da sonuç vermekten uzaktır. Arap topraklarına göz diken Türk ve Fars yayılmacılığı Arap yönetimlerini İsrail ile müttefik kılmış ve Filistin halkının zarar ve ziyanıyla sonuçlanmıştır.

ABD Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey’nin Türkiye’ye yönelik ziyaretleri ve Suriye özelinde bahsettiği sürprizin de bu bağlamda değerlendirilmesinde fayda var. ABD’nin istediğini alması geleneksel müttefiki Türkiye’yi de bu denkleme eklemlenmesini gerektiriyor. Bunun çabasını verecektir. Suriye ve Libya’da Rusya karşısında sıkışan, Doğu Akdeniz’de yalnız kalan Türkiye’nin başında yeterli sopa var. Geriye kalan içerde de Kürt savaşı ve despotizm nedeniyle siyasi, ekonomik ve toplumsal kriz yaşayan AKP-MHP bloğuna havuç uzatmaktır.

Bu bağlamda havucun nereden geleceğini bilmek için ABD’nin son günlerdeki açıklamalarına bakmak yeterlidir. Irak Başbakanı Mustafa el Kazımi’nin geçen hafta ABD ziyareti sonrası yapılan açıklamalar yeterli veriyi sağlıyor. ABD’li yetkililer özellikle Türkiye-Irak ve KDP’nin PKK’ye karşı ortak çalışmasına dikkat çekti. Bu açıklamalar daha önce James Jeffrey ve ABD Irak Büyükelçisi tarafından da dillendirildi. KDP’nin Türk devletinin operasyonları başta olmak üzere politikalarına desteği ve Kürdistan Bölge Başkanı Neçirvan Barzani’nin Türkiye’de ağırlanması da sunulan havuca işaret ediyor.

Elbette başında Trump gibi bir tüccarın bulunduğu ABD’nin planının istediği şekilde işleyip işlemeyeceği muamma. Zira Ortadoğu’da hiçbir planın öyle masa başında yazıldığı gibi sahaya uygulanma şansı yok. Ancak İsrail ve Arap yönetimleri arasındaki normalleşmenin ilerlemesi müttefik tahkim etme politikasında en önemli engelin aşılması olduğu da aşikar. Bu hattın örülmesi Rusya ve Çin gibi küresel güçler ile İran gibi bölgesel güçler karşısında ciddi bir blok olur. Bahsi geçen güçlerin de öylesine durmayacağı ve yeni hamleler geliştireceği de muhakkak. Rusya’nın Kuzey ve Doğu Suriye yönetimini resmi olarak davet etmesi ve Rojava özerkliğine kapı aralayan girişimleri gibi.

Ortadoğu ve dünyadaki gelişmeleri yaşayıp göreceğiz. Sürprizlere hazır olmak gerekir. Sonuçta kifayetsiz muhterislerin iktidarda olduğu bir zaman kuşağından geçiyoruz.




Önceki Haber
Figen Yüksekdağ’ın yıktığı duvarlar - Cuma Daş
Sonraki Haber
Bedensel bir feminizme doğru: 'Uçucu Bedenler'