Ana SayfaKitap‘Hakikaten Sevin Okyay Anlatıyor’ kitabının yazarı Pınar İlkiz’le söyleşi

‘Hakikaten Sevin Okyay Anlatıyor’ kitabının yazarı Pınar İlkiz’le söyleşi

HABER MERKEZİ – Ülkede sinema denilince ilk akla gelen isimlerden Sevin Okyay’ın hayatı, gazeteci yazar Pınar İlkiz’in kalemi ile okurla buluştu. İki kadının içten sohbetiyle ortaya çıkan ‘Hakikaten’ isimli kitap, Okyay’ın yaşamını nüktedanlığıyla bizlere anlatıyor. Okyay’ın mütevaziliğine dikkat çeken İlkiz, 4 yılda oluşan kitabın amacını “Şu hayatta bir kadının bunları yaşadığını aktarmak istedim” sözleri ile açıklıyor.


Röportaj: Pelin Özkaptan & Berivan Kaya


Sinema eleştirmeni, yazar, Harry Potter efsanesinin çevirmeni, caz müzik ve spor hayatının vazgeçilmezlerinden… Karşınızda hayatına binlerce hayat sığdıran Sevin Okyay.

Gazeteci yazar Pınar İlkiz, Sevin Okyay’ın hayatını kimi zaman hüzünlü ama hep tüm sempatikliği ile anlattığı anıları ile kitaplaştırdı.

Kitabı okurken insan Sevin Okyay’ın başarı ile mütevazilik arasında geçen hayatına gıpta ile bakmaktan kendini alamıyor.

İlkiz’in doğal ve içten bir dil ile bizlerle paylaştığı ‘Hakikaten’ aynı zamanda Okyay’ın gözünden kültür sanat dünyasına mini bir zaman yolculuğuna da çıkarıyor okuyucuyu.

Kitapta da denildiği gibi Sevin Okyay diye bir ismi biliriz ancak kitap bize bir isimden fazlasını; çalışkan, komik ve yetenekli bir kadını biraz daha yakından tanıma fırsatı veriyor.

‘Hakikaten’ isimli nehir söyleşi tarzındaki kitap vesilesiyle bir araya geldiğimiz İlkiz ile kitabın serüvenini, gazeteciliğin dünü ve bugününü konuştuk.

Pelin Özkaptan (P.Ö.): Böylesi bir kitap yazma fikri nasıl doğdu?

Fikir yayınevinden daha doğrusu İlknur Üstün’den bana doğru geldi. Biz zaten İlknur ile Amargi döneminden tanışıyorduk. Ben Amnesty’de çalışırken Amargi ile bir işbirliğimiz vardı.

Daha sonrasında benden Amnesty için yazı istenmişti. Bende Gülçin Çaylıgil ile ilgili vefatının ardından bir yazı yazmıştım. Sonrasında İlknur, ‘bu kadar tanıdığın, sevdiğin bir insanı böyle dışardan anlatabiliyorsan bize de bir nehir söyleşi yapsana’ dedi. Ama kim olduğunu söylemedi, ‘sana bırakıyorum’ dedi.

İşte orada başladı zaten kitap fikri. Sevin hocada karar kıldım. Sevin hoca çok sevimli, sempatik bir insandır ama tersi pistir.

P.Ö.: Sevin hocayla bu projeden önce de tanışıklığınız vardı sanırım.

Biz Sevin hocayla 2006’nın sonunda tanıştık. Ben onun evinin arşivini düzenliyordum. Ardından bir süre görüşmedik, sonra ben Taraf’ta başladım. Ve orada Kültür Sanat servisinin şefi Sevin hocanın kızı Elif Kutlu’ydu. Bir şekilde haber alıyordum kendisinden. Derken ben NTV Yayınlarında çalışmaya başladım. Yani tekrar Sevin hocayla çalışmaya başladım aslında.

P.Ö.: Başka ihtimaller var mıydı kafanızda yoksa direkt ‘Sevin hoca olacak’ mı dediniz? 

Öncelikle birinin hayatının söyleşi yapılmaya değer olması gerekiyor. İkincisi tanıdığım biri olmasını istedim. Dolayısıyla Sevin hocada öyle karar kıldım ama gerçekten çok zordu. Çünkü Ayizi’nin sadece kadınlarla çalışmak gibi bir ilkesi var. Dolayısıyla söyleşiye bir de kadın olma üzerinden inceledim.

Arşivden kitaba yolculuk

P.Ö.: Sevin Okyay’ın tepkisi ne oldu bu fikre?

Önce Elif’e açtım kitap fikrini. ‘Olur, neden olmasın’ falan derken en sonunda Sevin hocaya söyledim. Sevin hoca kabul etti sonra ben dersime çalışmaya başladım. Bütün köşe yazılarını baştan aşağı tekrar okudum, bu süre zarfında Sevin hocayla ilgili çıkmış röportajları okudum. Kimlerin ne sorduğuna baktım, işin magazinine kaçmadan, hayatını ihlal etmeden bu işi nasıl yaparım diye. Ve soruları sormaya başladım.

P.Ö.: Kitap ne kadar sürede ortaya çıktı?

Mevzu bahis Sevin Okyay olduğu için -olduğu 4 ameliyatı bir kenara koyuyorum- Filmekimi, İstanbul Film Festivali, Caz Festivali vs. derken Sevin hoca yok ortada.

Bu sırada ben eve gidip gelmeye başlamışken ‘bu arşiv biraz karışmış’ diyerek yeniden arşiv düzenlemeye başladım. Ki hala devam ediyor. Bu süreç 4 yıl sürdü.

Sevin hoca 7’sinde neyse 70’inde de oymuş

P.Ö.: Sevin hoca uzun süredir tanıdığınız biriydi ama söyleşi yaparken daha farklı bir profil oluştu mu sizde? Veya ‘aaa bu yönünü hiç bilmiyormuşum’ dediğiniz bir şey oldu mu?

Aslında hayır. Evet ilk kez duyduğum anıları vardı ama hep aynı Sevin hocaydı. 7’sinde neyse 70’inde de oymuş aslında. Ve hep çok komik. Başına gelenleri anlatma şekli; mesela habere gitmiş, haberde onu almış götürmüş polis, 4 gün kimse aramamış sormamış. Onu bir anlatışı var ki… Her şeyle çok güzel dalga geçiyor özellikle kendisine ‘Koskoca Sevin Okyay’ denmesiyle ilgili.

P.Ö.: Zorluk yaşadınız mı peki hiç, sormaktan çekindiğiniz bir şey oldu mu mesela?

Sormaktan çekindiğim bir şey olmadı. Çünkü Sevin hoca ile ilgili mesela çok soğuk, mesafeli diyenler vardı. Ama ben mesela onu hiç bu tanımlarla bağdaştıramıyorum. Ben Sevin hocanın arşivini yaparken bazen benim arkadaşlarım da geliyor, yardım ediyor. Sizle kalkıp gitsek şimdi 40 yıldır tanıyormuş gibi konuşur, sohbet eder. Sevin hoca da hiç böyle bir ayrım olmadığı için bir de biz zaten uzun süredir tanıştığımız için sorun olmadı.

Sevin hoca kendi deyimiyle ‘Ben hiç tam olarak ciddiye almadım’ der, çünkü ben zaten eve gidip gelen bir insandım.  Dolayısıyla hiçbir zaman ne sormaktan çekindiğim ne cevabını alamadığım oldu. Hep çok rahattı, ben sordum o anlattı.

Bazen o kadar çok anlattı ki kaybolduk başa döndük. Ama işin zorluğu şu; çizgiyi bir yerde çekmeniz gerekiyor. Hem bitirmek için hem de karşınızdaki kişinin hayatında bazı sınırları aşmamak için.

Çok fazla insan tanıyor, çok fazla hikayesi var insanlara dair ama bu kitapta bunları anlatmak mı gerekiyor. Ya da Sevin Okyay ile ilgili bir kaynak bırakmaya çalışırken bununla mı anılmalı? Bazı noktalara bende refleks olarak hiç girmedim mesela.

Düşünsenize karşınızda öyle bir insan var ki sayısız film festivaline gitmiş, bir sürü anısı var. İşin dedikodusuna gireceksen istediğini sorabilirsin ama Sevin hoca öyle bir insan olmadığı için zaten bunun cevabını alamazsın. Herkes böyle bir şeyler aradı ama yok.

Dünden bugüne gazetecilik: Değişen yok sistem aynı

P.Ö.: Kitapta Sevin Okyay’a dünkü gazetecilik ile bugünkü arasındaki farkı sormuştunuz. Peki siz Sevin hocanın düne dair anlattıkları ile sizin de deneyimlediğiniz gazetecilik arasında nasıl bir mukayese yaparsınız?

Sansürdü, devlet baskıydı vesaire onların hepsini zaten bir kenara koyuyorum. Ben kendim Taraf’ta ya da Ntvmsnbc’de çalıştığım dönemleri vs de düşündüğümde şöyle bir sonuca ulaştım: Sevin hoca ‘Daha çok kazanabilirdim belki ama hiçbir zaman o kadar kazanmadım’ der, ‘başka bir yerlere gelmekten’ bahseder.

Ben de bir şey yaptığımda neden bunun kadri kıymeti bilinmiyor diye düşünüyordum. Sonra Sevin hocayla konuştukça hiçbir şey değişmemiş dedim, hiçbir şey. Hep aynı sistem devam ediyor, hep birileri gerçekten çok fazla çalışıyor. Ve ondan sonra kendini ‘Ben Sevin Okyay’ın ablasıyım’ diye tanıtmak zorunda kalıyor. (Kitapta geçen bir anekdota ilişkin not: Sevin Okyay bir etkinliğe gittiği sırada kapıda kendisini tanımayıp inanmayan görevliler nedeniyle içeri giremiyor. Bu olay bir kaç kere tekrarlanıyor ve bir keresinde ‘Sevin Okyay’ın ablasıyım’ diyerek içeri girebiliyor)

P.Ö.: Kitabın hazırlık sürecinde Sevin Okyay’a dair hiç bilmediğiniz bir şey öğrendiniz mi?

Hiç bilmediğim ve çok şaşırdığım şey gazete küpürlerini toplayan bir ajans kurmuş olmasıydı. O işi neden yaptığı da Sevin hocaya dair bir şeyler anlatıyor. ‘İnsanların bunların peşine düşeceğini tahmin ettik’ diyor.

Bir de mesela herkes Sevin hocayla ilgili çok çalışkandı diyor. Ben Sevin hocaya çalışkandan ziyade üretken derim. Kendi de şunu der: İşe başlamak çok zor benim için. Ama başladım mı da çok güzel yaparım. Ben onu şuna bağlıyorum; hep diyor ya annesiyle küçüklüğünden beri konsere, tiyatroya gittiğini. Bizim nesilin yakalayamadığı şeyleri yakaladı. Bizse sürekli arama motorları ile arayarak buluyoruz. Ama Sevin hoca için öyle bir şey değil ki. Zaten o muhtemelen bir sanatçının ilk konserini, gösterisini izleyerek büyüdü.

Kitaptan sonra Sevin hocayı yere göğe koyamadılar

P.Ö.: Evet ve bunda annesi çok etkili olmuş sanırım, kitapta ‘bugünkü Sevin Okyay’ın mimarı annesi’ duygusu hissediliyor. Annesine karşı bir suçluluk duygusu da var bir yandan.

Öyle, evet. Kendisi de hep aynı şeyi söylüyor. Ama kitapta da var zaten, babayı daha çok sevdiği için nankörlük ettiğini de düşünüyor.

Berivan Kaya (B.K.): Yazarken bir görevinizin olduğunu düşündünüz mü peki? Sevin hocanın hayatını anlatmaktan daha fazlasını mesela.

Aslında Sevin hoca gibi bir insanı tanıyorum, neler yaptığını biliyorum. Ama bu insanlar Sevin hocaya olması gerektiği değeri vermiyor gibi düşünüyorum. Sevin hoca çok mütevazı, Gülçin ablada da aynı şey vardı. Çok şeyler yaşamışlar ama hiçbirini ‘şöyle oldu böyle oldu, geçen de şununla oturduk’ diye anlatmıyorlar. Ama ben bunları birinin anlatması gerektiğini düşündüm. Şu hayatta bir kadının bunları yaşadığını aktarmak istedim açıkçası. Asıl amacım buydu.

Kitap çıktıktan sonra yere göğe koyamadılar Sevin hocayı ama benim anlamadığım Sevin hoca hep oradaydı.

İnsanın dişini kamaştıran bir şey

B.K.: Bu ilk kitabınız aynı zamanda. Nasıl bir duygu?

Kitap 9 Eylül’de çıktı. Çocukluk arkadaşım Zeynep ile buluşmuştuk. Kitapçıya girdik. Kitabı gördüm, bir süre yanına gidemedim. İkimiz de bir süre dokunamadık. Çok farklı bir andı o. ‘Bir tane daha yapabilir miyim?’ duygusu oluyor insanda.

P.Ö.: Peki tekrar bu nehir söyleşi tarzında bir kitap gelebilir mi?

Bu insanın dişini çok kamaştıran bir şey. Evet, yine bu tarz bir şey olabilir.

B.K.: Uzun bir süre fotoğrafçılıkla da ilgilendiniz. Bu alanda çalışmalarınız devam ediyor mu?

Evet çekiyordum. İFSAK’ta atölyelere katıldım uzun süre. Belgesel fotoğrafçılığı, fotoğraf editörlüğü vs. Ama sonra hayattaki boş vakit gidince o da gidiyor. Yine arada vakit buldukça çekiyorum.

P.Ö.: Peki fotoğraf ile yazıyı birleştiren bir proje yapmak ister misiniz?

Eskiden olsaydı evet diyebilirdim. Ama fotoğrafta çok uzak kalmamak lazım ve ben kaldım maalesef. Bu röportajı mesela 2006- 2007 yılı gibi yapıyor olsaydık muhtemelen bu fikir çok hoşuma giderdi. O dönemler Altan Bal’ın ‘Bekar Odaları’, Kamyoncular gibi fotoğraf albümlerini yayımladığı dönemlerdi. O zaman etrafındasınız zaten çevrenizde bir şeyler oluyor. Şu an zor ama.