Ana SayfaYazarlarAbdulmelik Ş. BekirSeçim sonuçları ve Erdoğan’ın Rusya ziyareti – Abdulmelik Ş. Bekir

Seçim sonuçları ve Erdoğan’ın Rusya ziyareti – Abdulmelik Ş. Bekir

Erdoğan Rusya’dan dönmeden İstanbul’un sayım karmaşasının bitmesini beklemek hayal kırıklığına neden olabilir. Hatta sadece İstanbul’da değil, bir bütün olarak seçim sandıklarının köküne kibrit suyu ekilebilir. Belki de Erdoğan-Putin görüşmesi Türkiye tarihinde yeni bir dönemi açabilir.


Abdulmelik Ş. Bekir


Türkiye’de yerel seçimler yapıldı. Sonuçlar Erdoğan ve iktidarı için ciddi uyarılar taşıyor. Ülke ciddi bir tablo ile karşı karşıya.

Bu tablo sadece seçim sonuçlarının ortaya koyduğu yeni durumla ilgili değil. Aksine seçim sonuçları Erdoğan iktidarının 17 yıllık iktidarı özelinde son yıllardaki icraatının sonucu.

Türkiye’nin yüz yüze kaldığı çıkmaz, seçimin ötesinde kronik nedenleri olan sorunlar. Seçimler sadece bunu daha görünür hale getirmiş ve sorunun kaynağını ikaz etmiştir. Şimdi merak edilen, Erdoğan iktidarının ikazı ne kadar anlayacağı ve daha önemlisi nasıl bir tavır sergileyeceği.

Erdoğan politik olarak oldukça pragmatik bir siyaset tarzına sahip. Güç karşısında geri adım atma ve yeni manevralar yapma kapasitesi var. AKP-MHP iktidarının gönlünde yatanın mevcut politikaları yürütmek olduğu aşikar. Zaten seçim süreci boyunca bunu vaat ettiler. Büyük ihtimalle Erdoğan nasıl bir çıkış yapacağının muhasebesini yapıyordur. Önündeki en büyük engel ise içerdeki siyasi ve ekonomik kriz ile dışarda yaşadığı tecrit ve ABD-Rusya arasında tercih çıkmazı. Bu zorluklar 7 Haziran seçimleri sonrasında yaptığı hamlelere benzer hamleler yapma keyfiyetini sınırlandırıyor.

Erdoğan’ın bizatihi eseri olan iç ve dış politikanın iç içeliği bugün bumerang misali kendisine döndü. Dışarıya yönelik her söylemi ekonomik dengeleri sallarken, içeriye dönük her hamlesi de dış politikaya yansıyarak tecridini derinleştiriyor.

Yerel seçimlerin dış politikaya ilk yansımasını ABD ve AB’nin açıklamaları ve dahi Rusya’nın tavrında görmek mümkün. Kuşkusuz bu durum sadece açıklamalarla sınırlı değil. Son birkaç haftalık gelişmelere bakıldığında fotoğraf daha net görülüyor. S-400 ve F-35 üzerinden yürütülen tartışmaların sadece savunma ya da askeri alanla ilgili olduğunu varsaymak yanılgı olacaktır. Asıl mesele Erdoğan’ın ülkeyi getirdiği Atlantik veya Avrasya’dan yana tercih yapma çıkmazıdır.

Avrasya denilen tarafta ekonomik olarak çöküntü içinde olan Rusya’dan gayri ne olduğu şaibeli olsa da bu konuda Erdoğan’ın da tek başına ve tek karar verici olmadığını görmek gerek. Öteden beri kendini Avrasya hayaline kaptıran ulusalcı, milliyetçi ya da daha doğru tabirle ‘kızıl elma’cılarla yaptığı ortaklık burada Erdoğan’ın elini kolunu bağlıyor. Erdoğan ve ortakları arasında burada bir anlaşmazlık ve çekişmenin yaşandığı ve önümüzdeki dönemde daha da derinleşeceği sinyalleri var. Türkiye’nin güvenlik ve siyasi bürokrasisinde terazinin Avrasyacı yanı son yıllarda güçlendiği için ağır basıyor ancak buna karşın dayanmak istedikleri Rusya’nın ABD-AB karşısında halihazırdaki ağırlığı çıkmaza dönüşüyor.

Türkiye iki güç arasında denge siyaseti yürütmeye çalışıyor ancak bu, ‘olmayacak duaya amin deme’den farksız. Denge siyaseti de ekonomik ve askeri güç meselesidir. Dünyanın hegemon gücü olan ABD ve bölgesel gücü olan Rusya’yı dengede tutmak en az onlar kadar güç sahibi olmayı gerektirir. Türkiye’nin böyle bir gücü olmadığından, önünde sonunda bir tercih yapmak zorunda. Nitekim ABD’nin Türkiye’ye verdiği “S-400 mü, F-35 mi?” süresi seçimle birlikte bitti. Ardından Washington’dan üst üste sert açıklamalar geldi.

ABD’nin ısrarının bir sebebi de İran’a yönelik yeni yaptırımlarla ilgilidir. Türkiye’nin 2018 Kasımı’nda açıklanan yaptırımlardan muaf tutulma süresi dolmak üzere. Erdoğan’ın S-400 ısrarı muafiyetin de sonu olabilir -ki bunun ekonomiye yansıması oldukça negatif olacaktır.

İki ülke ile yapılan pazarlıklarda Erdoğan ve Avrasyacı ortaklarının ciddi bir çekişme içinde olduklarına yorumlanabilecek gelişmeler yaşanıyor.

Seçime üç gün kala Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un Antalya’da Çavuşoğlu ile yaptığı görüşme kritik önemdeydi. Öyle anlaşılıyor ki Çavuşoğlu NATO’nun 70. yıl etkinlikleri için Washington’a uçmadan bazı hatırlatmalar yapma ihtiyacı duydu Rusya. Çavuşoğlu ve Lavrov’un “S-400 işi bitmiştir” açıklamasının aynısının Washington’da tekrarlanması göz önüne alınınca önemi daha iyi anlaşılıyor.

Erdoğan’ın ortaklık ettiği Avrasyacı kızıl elmacıların ülke yönetimindeki etkisi tahmin edilenin ötesinde olabilir. Çavuşoğlu’nun ABD’deki temaslarının murat edilene hasıl olmadığını iki tarafın görüşmelerin ardından yaptığı açıklamalardan anlamak mümkün. Türkiye ‘bu iş bitti’ derken ABD F-35 meselesini askıya aldığını açıkladı. Bu arada pazarlığın en önemli maddesinin ise “DSG’den desteğini çek, S-400’lerden vazgeçeyim” tekliği olduğu biliniyor. Nitekim daha Çavuşoğlu Washington’dan ayrılmadan ABD Dışişleri Bakanı Pompeo adına Dışişleri Bakanlığından yapılan “Kuzey Suriye’ye olası bir Türkiye harekatının yıkıcı sonuçları olur” açıklaması geldi. Açıklamalar Kuzey Suriye ile S-400 denkleminin şimdilik tutmadığına işaret ediyor.

Diğer önemli bir gelişme ise Erdoğan’ın seçim sonrası ilk ziyaretini 8 Nisan’da Rusya’ya yapması.

Çavuşoğlu’nun büyük ihtimalle iç açısı olmayan brifesi üzerine Erdoğan’ın apar topar Rusya’ya uçmasının iki nedeni var. Birincisi ABD’de ortaya çıkan tablo, ikincisi seçimlerin ortaya çektiği fotoğraf.

Erdoğan’ın mevcut politikalarını sürdürmesi için ABD ve AB’den destek görmeyeceği yüksek ihtimal. Geriye Rusya kalıyor. İktidara gelişini ve kurumsallaşmasını ABD ve AB gibi dış güçlerin desteğine borçlu olan Erdoğan, dış destek olmadan mevcut politikalarını yürütmesinin zor olduğunun bilincinde. Bu anlamda Rusya gezisi oldukça önem kazanıyor. Sadece dış politika açısından değil ama aynı zamanda iç politika ve Erdoğan’ın bundan sonraki tavrı için de önem arz ediyor.

Bunun için Erdoğan Rusya’dan dönmeden İstanbul’un sayım karmaşasının bitmesini beklemek hayal kırıklığına neden olabilir. Hatta sadece İstanbul’da değil, bir bütün olarak seçim sandıklarının köküne kibrit suyu ekilebilir. Belki de Erdoğan-Putin görüşmesi Türkiye tarihinde yeni bir dönemi açabilir. İki ülkenin stratejik müttefik haline gelmesi yabana atılmamalı. Bu önerinin Erdoğan’dan gideceği ise kesin.

Rusya’nın bunu istemekle birlikte böylesi bir gelişmenin yaratacağı değişimi göğüsleme kaygısıyla Erdoğan’ın önerisini aynı düzeyde karşılamama ihtimali de var. Zira Rusya ve Türkiye’nin olası stratejik müttefiklik girişimi, Ankara’nın NATO serüveninin sonu olacaktır. Dış güçlerden kimin ne kazanıp ne kaybettiğini şimdiden öngörmek elbette mümkün değil ama Türkiye’nin en büyük kaybeden olacağını şimdiden en kesin olabilecek şekilde söylemekten bir beis yok.

Özcesi Erdoğan’ın seçim sonuçlarına vereceği tepkiyi görmek için Moskova dönüşünü beklemek gerek. Rusya’ya angaje ve muhtaç olmuş bir Erdoğan’ın mevcut politikayı daha da sertleştirerek sürdüreceği kesin. Rusya ile aynı dalga boyunda bir ortaklık arzusunun zuhur etmemesi ise Erdoğan’ın daha ılımlı bir çizgiye gelmesini sağlayabilir.

İçerde ortaklık ettiği kızıl elmacılar, dışarda kendine düşman ettiği dış güçler arasında Erdoğan’ın işi oldukça zor. Zorlandıkça da Türkiye halklarının işini zorlaştırması işten bile değil.