Ana SayfaManşetYapısal şiddet olarak ırkçılığın kumsalı – Canan Coşkan

Yapısal şiddet olarak ırkçılığın kumsalı – Canan Coşkan


Canan Coşkan


Kaldırım taşlarının altında kumsal var… Toplum denenin normal işleyişinin dayandığı kurumlar ve bunları kuran beyazlığa kaydolmuş ve kaydedilmişlerin sorgulamadan yaşamalarını sağlayan farklı seviyelerde ayrıcalıklar ve oluş biçimleri var. Sadece kaldırım taşlarıyla değil, kumsalla da derdimiz var…

Eleştirel ırk yaklaşımı bir bakış açısı, toplumdaki farklı insan gruplarına yönelik toplumsal cinsiyet, ırk, yaş, zeka/sağlamlık ve benzeri tahakküm eksenlerini arşınlamaya ve topyekûn eksenleri yıkmaya dayalı yöntemsel bir kavrayış. Bunu yaparken tahakküm eksenlerinden birini, ırk(çılığ)ı biraz daha önceliklendiriyor fakat diğer eksenleri tamamen göz ardı etmiyor. Bu bakış açısıyla ırkçılığı “toplumun sürerlik kazanmış yapısına gömülü düzensel bir kuvvet” olarak kavrayabilirsek karşımıza çıkan tek sorun farklı katmanlarda, değişken seviyelerde ayrıcalıklı insanların ve ait oldukları grupların ne çeşit ötekileştirici, ayrımcı, ezici ve nefret odaklı görüşler taşıdıkları, söylemler savurdukları ve eylemlerde bulundukları (ve bunlarla nasıl mücadele edileceği) olmuyor. Gündelik olarak ırkçılığa maruz kalanların deneyimlerinin ırkçılıkla mücadele sırasında bile silikleştirilmesi ve bu (bazen bilinçli bazen de gayriihtiyari) silikleştirmenin dayandığı yapısal şiddet temelleri de ele avuca sığdırması zor ama fantastik değil gerçek, salt arzularla bezeli nostaljik kaldırımlar değil arzuları taşıyan bir kumsal olarak karşımıza çıkıyor. Yani, toplumda egemen gücün beyazlığına ayrıcalıklarıyla tutunarak yaşayanların sadece ırkçılığı nasıl ve ne kadar inkar ettiklerine dair değil, aynı zamanda bunu nasıl varsaydıklarına dair de yükü ağır bir farkındalık kurmak gerekiyor. Diğer türlü ırkçılığın giderek yükseleceğini ve hepimizi, birçok başka “öteki”yi de kapsayarak tehdit edeceğini, yani kaldırım taşlarının dizilmeye devam edeceğini bildirip, kaldırım taşlarını teker teker sökmek için yapılan çağrılar ve birkaç yerde görünen o “güzel” kumsalın ötesine geçemiyoruz.

Irkçılıkla “renk, dil ayırmadan” mücadelenin en kolay yolu ırkçılık karşıtı hareketlere ve görüşlere yazılmak gibi görülebilir. Fakat “renk, dil ayırmama”nın kendisi ırkçılığa yönelik farkındalığın yüzeysel, sınırlı ve hala ayrıcalıklı kalmasına yol açıyor çünkü ırkçılığın kendisi gündelik ilişkilere sürekli sirayet eden, betimsel olarak “normal” bir düzen niteliği halinde işliyor. Eleştirel ırk çalışmalarının, “kurucu beyazlık”a ait olmadıklarından ırkıyla ve diliyle görülmez kılınanların sistemin içinde, toplumun kurumsal yapısında ne yaşadığını, “hukuk sistemi”ne odaklanarak onların gözünden ve dilinden anlama çabası tüm bu kolaycılığa panzehir niyetinde. Bu yaklaşımıyla eleştirel ırk(çılık) çalışmaları, kurucu beyazlığın normalliğinde ayrıcalıklarıyla yaşayanların “öteki”lere ne gözle baktıklarını, onları nasıl ayırdıklarını değil, ötekilerin bu normal düzeni nasıl deneyimledikleriyle ilgileniyor ve bunu yaparken ırkçılığın gündelik sirayetlerinde boğulmuyor, tahakküm eksenini kulaç kulaç tespit etmeye devam ediyor. Bu sığlıkta boğulmamak şu açıdan mühim: Bir tahakküm ekseninin düzendeki rolünü kapsamlıca kavramak, düzene dair temelleri yıkacak yöntemler kurgulamayı mümkün hale getiriyor.

Haliyle bu perspektif, kaldırım taşlarını teker teker inceleyen, yani ırkçılığın sirayetlerini tekilleştiren, toplumsal gündelik yaşamda kalıpyargıları ve önyargıları ortaya çıkaran, ayrımcı söylem ve davranışları tespit eden, sempatizm bezeli önyargı azaltma yöntemlerine kurtarıcı rol biçen, çokkültürlülüğü ve çokkültürlülüğe gömülü halkların birbirine “tahammül” becerisini yücelten, gönülleri ve zihinleri “kendini diğerinin yerine koymak” ve eşitlik ile değiştirmeye çalışan tüm yaklaşımların eksikliğini ve düzen meşrulaştırıcı işlevlerini ortaya koyuyor. Ayrıcalıkların kurucu beyazlığa ait olanlar veya yamananlar tarafından fark edilmesinin neredeyse imkansızlığına vurgu yapıyor. Böylelikle bu düzeni ancak tamamen dağıttıktan sonra tahakkümcü grupların ve üyelerinin çıkarlarının ve tahakkümün kendisinin ortadan kalkma ihtimalini tahayyül ediyor.

Bu sebeplerle ırkçılığa dair bir farkındalık kurmak için üzerinde ayrıcalıklıların rahatça yürüdüğü kaldırım taşlarını söküp fırlatmak yetmiyor. Öncelikle kaldırım taşlarının nasıl söküleceğini anlamak için gündelik olarak ırkçılık yaşayanları sürekli duymak ve dinlemek ve bu taşları nasıl sökmek gerektiğine dair görüşlerini almak elzem. Bu noktada ise önyargılara yönelik öz eleştirel pratik mecburi. Ardından beraberce kaldırım taşları sökülürken altındaki kumsalı gerçekten görmek… Devamında da kurumlarla işleyişi normal devam eden düzenin bozulmasına izin vermek, izin vermeyeni engellemek, yani kumsalı ırkçılığa maruz kalanların başı çekeceği şekilde beraber karış karış arşınlayıp, onların ayakları hangi tümsekte ve delikte burkuluyorsa tüm kum tanelerini taşıyarak kumsalı beraberce yeniden şekillendirmek gerekiyor.

Kısacası, asırlardır acil bir ihtiyacımız var: Beyazlık kuruculuk rolünden kovulana kadar, “eşit” değil, başta çok uzun zamandır düzenin tahakkümü altında ezilmişler olmak üzere herkesin temel ihtiyaçlarına uygun, her gün ihtiyaçlara ve kolektif amaçlara göre beraberce şekillenmeye devam edecek ve en önemlisi de yeni oluşan tümsekler ve gedikler halinde kendini düzeltmeye muktedir değil, baştan bozulup yapılmaya elverişli yeni bir düzen değil, zemin kurgulamak.