Ana SayfaManşetİstanbul Sözleşmesi ve Eşbaşkanlık Sistemi: Hakikat nereye bakar? – Halide Türkoğlu

İstanbul Sözleşmesi ve Eşbaşkanlık Sistemi: Hakikat nereye bakar? – Halide Türkoğlu


Halide Türkoğlu


Toplumsal cinsiyet eşitsizliği tarihsel bir mesele olduğu kadar, kadınların hakikatinin çarpıtılması ve karanlıkta bırakılması üzerine de inşa edilmiştir. Kadın kazanımları öznellikleri, bölgesellikleri ile birlikte kadınların tarihinde küresel kazanımlardır. Bu yüzden İstanbul Sözleşmesi dünya kadın deneyimlerinden beslenen uluslararası bir kazanımdır. Kürt kadın hareketinin hayata geçirdiği eşbaşkanlık sistemi ve kadın sözleşmesi öznel gibi görünse de eşitlik ve özgürlük ilkesiyle evrensel bir sistemin inşasına tekabül etmektedir.

Eşitlikten bahseden, kadına yönelik şiddeti bir insan hakkı ihlali olarak gören, toplumsal cinsiyete dayalı şiddetle mücadele eden, ev içi şiddete karşı mekanizmaların kurulmasını ve devletin şiddete karşı mücadelede etkin rol almasını, bu sözleşmenin tarafı olarak görevini ihmal ya da yerine getirmediğinde yükümlülüklerinin olduğunu belirten bir sözleşmedir İstanbul Sözleşmesi. Türkiye’deki kadın hareketlerinin de çalışmasında ve hazırlanmasında emek sarf ettiği, dünya kadın hareketlerinin tavsiyeleriyle hazırlanan, kadına yönelik her türlü şiddete karşı mücadele ekseninde devletlerin yapmakla yükümlü oldukları tedbir, koruma, soruşturma gibi mekanizmaların nasıl çalışacağı yönünde bir perspektif ve tavsiyelerde bulunmaktadır. Sözleşme ayrıca toplumsal cinsiyet eğitimleri ile toplumsal değişimin sağlanması, medya ve sivil toplum ile birlikte mücadelenin ortaklaşmasını tavsiye eder.

Ağustos 2014 yılında yürürlüğe giren İstanbul Sözleşmesi’ne paralel olarak, 6284 sayılı Kadın ve Aileyi Koruma Kanunu ve ŞÖNİM yönetmelikleri oluşturulmuştur. Bakanlık, kaymakamlık, SÖNİM, kolluk kuvveti, yargı işbirliğinde bir çalışma yönetmeliği hayata geçirilmiştir. Hedef haline getirilen 6284 sayılı yasanın tartışmayla ilişkisi açısından İstanbul Sözleşmesi’nin garantisi altında olduğunu ayrıca belirtmek gerekir.

Yıl 2020; kadına yönelik şiddetle mücadelenin askıya alınmasının meşru kılıfları aranmayı başlandı. Elbette ki söylem düzeyinde daha önceki yıllarda da hedef halindeydi ama pratik uygulama ilk önce pandemi gerekçe gösterilerek 6284 sayılı kanun üzerinde pasifize genelgeleri yayınlandı, şimdi de adını koyamadıkları bir sistem inşası ile: “aile bütünlüğü” ve LGBTİ+ tartışmasıyla İstanbul Sözleşmesi kadın cinayetlerinin nedeni haline getiriliyor!

Mart 2014 DBP’li belediyelerde eşbaşkanlık sistemi uygulanmaya başlandı. Kürt kadın mücadelesinin siyasal ve toplumsal alanda yürütmüş olduğu mücadeleyi elbette ki 2014 ile başlatmamaktayım. Bunca emeğin yaratmış olduğu değişim ve dönüşümün tarihi bir evresi olarak belediyelerde eşbaşkanlık sistemi kadın sisteminin önemli bir parçasıdır.

Toplumsal cinsiyet eşitliğinin perspektifi ve uygulama alanı olarak DBP’nin 102 belediyesinde başlayan sonrasında HDP belediyelerine miras olarak devam edilen eşbaşkanlık sistemi, kadın erkek eşitliğine inanmayan ve bunu meşru görmeyen AKP-MHP hükümeti tarafından hedef haline getirilip terörize edildi ve kayyumlar atandı. Yani devlet, kadın erkek eşitliğini savunan bir sistemi yıkma görevini kendine misyon edindi.

Kürt kadınlarının, DÖKH, KJA ve TJA ile devam eden kadın sistemi, kadına yönelik şiddetle mücadelenin kadın özgürlükçü ve eşitlikçi perspektifinin yansımalarını yerellerde kurumsallaştırmıştır. Kürt kadınlarının kazanımlarını birkaç çalışma alanı üzerinde örnekler verirsek;

  • Kadın merkezleri, kadın yaşam alanları, sığınaklar, ilk adım istasyonları, çok dilli belediye hizmetleri ile birlikte çok dilli Alo Şiddet Hattı
  • Mülteci kadınların yaşadığı şiddetle mücadele ve belediye hizmetlerinden faydalanması
  • Toplumsal cinsiyet eğitimleri mahalle mahalle, kurum kurum değişim ve dönüşüm hedefli
  • Sendika sözleşmelerinde kadına yönelik şiddetle ilgili maddelerin konulması (çok eşlilik, zorla ve erken yaşta evlilik de dahil)
  • Belediyelerde CEMR’in (Avrupa Yerel Yaşamda Kadın Erkek Eşitliği Şartnamesi) imzalanması

Daha da sayabileceğim birçok mekanizma var ancak tartışmanın İstanbul Sözleşmesi ile ilgisini açıklamak için yeterli diye düşünmekteyim. İstanbul Sözleşmesi’nin taraf olan devletlerin önüne koymuş olduğu birçok görev ve sorumluluğu, Kürt kadın hareketi kendi yerellerinde toplumla yapmış, düşünsel ve eylemsel birlik ile kadın sözleşmesini pratikte hayata geçirmiştir.

Ulus-devlet yapılanmaları inkârcı oldukları kadar farklı olanı yok etme üzerine kurulu örgütlenmelerdir. Hükümet profilleri değişse de son kertede topluma karşı kaybetme korkularını faşizm üzerinden şekillendirirler. İktidarlar hakikati çarpıtma oyunlarıyla, Türkiye kadın hareketi ile Kürt kadın hareketi arasında bir bağ oluşmasını engellemek için çokça uğraştı. Bu süre içinde Kürt kadın hareketi kendi özerk ve özgün örgütlemesi ile model olarak dünya da ilkleri de hayata geçirdi.

Eşbaşkanlık sistemi, eşit temsiliyet, JİN Tv, kadın haber ajansı, Jineoloji gibi öznel ama kadınlar için devrimsel örneklerdir. Dünya kadın hareketinin bütün mücadele mirasını kendine yol edinen Kürt kadın hareketi kendi köklerinden beslenmeyi de öncelik edinerek müthiş bir mücadelenin fikri ve eylemini devletlerin yasalarıyla, uluslararası sözleşmeler çerçevesinde iktidarlara rağmen büyütmeye devam etmektedir. Hem yasaları hayata geçiren hem de toplumsal dönüşümü merkezine koyan Kürt kadın hareketi, bu yönüyle evrensel ve toplumsaldır.

Hükümet kadın hareketlerini birbiri üzerinden zayıflatamayacağını gördüğü ve eşitlik fikriyatının uygulaması olan eş başkanlığa kayyum atamasına paralel olarak şimdi de ortak kadın kazanımı olan İstanbUl Sözleşmesi’ni kaldırmayla tehdit etmektedir.

2016 tarihinde ilk kayyum atamalarıyla meselenin sadece siyasi olmadığını, kadının toplumsal tüm kazanımlarını hedef aldığını Türkiye’deki kadın hareketleri ile birlikte yaşayarak deneyimledik. Bugün “birlikte güç olma”ve “eşbaşkanlık benim de kazanımımdır” mücadelesine ilk adımını birlikte attık.

Hükümet kadın hareketlerini birbiri üzerinden zayıflatamayacağını gördüğü ve eşitlik fikriyatının uygulaması olan eş başkanlığa kayyum atamasına paralel olarak şimdi de ortak kadın kazanımı olan İstanbul Sözleşmesi’ni kaldırmayla tehdit etmektedir. Bu kez de ötekinin ötekisi olan LGBTİ+ yaşam hakkını savunmanın ikilemine, muhafazakâr kadın ile kadın hareketini ayrıştırma dilini aile bütünlüğü üzerinden yürütmektedir.

Kürt kadınları için çok tanıdık kategoriler bunlar: terörize etme ve devletin bütünlüğü için kadınların ve kürtlerin kazanımlarını yok etme! Eşit yurttaşlık, toplumsal adalet, özgürlük, barış olmadan bir devlet zaten bütün değildir ya da devlet herkesin devleti değildir, Egemen-Sünni-Erkek-Türkün devletidir.

İstanbul Sözleşmesi ve Eşbaşkanlık Sistemi iki ayrı mesele değildir. Aksine ikisi birbirini güçlendirmektedir. Birinin gaspı, diğerinin gasp edilmesinin şartlarını yaratmaktadır.

Kadınların her gün şiddet gördüğü, çocukların şiddetle yaşadığı, kadınların katledilmesinin normalleştiği, tecavüzün yaşandığı, kadınların hassasiyetinin olmadığı, hakarete uğradığı bir aile zaten aile değildir, erkeğin IŞİDvari hükümdarlık alanıdır. Yine mülteci olduğu için para karşılığı zorla evlendirildiği, kamplarda sayıları artmasın diye kısırlaştırıldığı, fuhuşa sürüklendiği, kadınların savaşın sistematik hedefi olduğu yerde kadın mücadelesi terörize edilecek bir mücadele değil bir insan hakları mücadelesidir.

Savaş rejimiyle AKP-MHP, sürekli düşmanlaştırma üzerinden insan haklarını askıya almaktan, kadınların kazanımını gasp etmekten ve şiddet söylemleri üretmekten bekası için vazgeçmeyecektir. Ancak, kadınların özgürlük ve eşitlik mücadelesinin birliği bu savaş konseptini tarumar edecek güçtedir, yeter ki birbirimizin çaresi olduğunu deneyimleme fırsatını elimizden kaçırmayalım.

İstanbul Sözleşmesi kadına yönelik her türlü şiddetle mücadelede devletin yükümlüklerini gösteren bir yoldur, tüm kadınların kazanımlarıdır. Kürt kadınlarının kadın sistemi olan eşbaşkanlık sistemi kadının toplumsal sözleşmesidir ve onu korumadan İstanbul Sözleşmesi’ni de koruyamayacağımız ortadır. İkisi ayrı meseleler değil, birbirini güçlendirendir. Birinin gaspı, diğerinin gasp edilmesinin şartlarını yaratmaktadır.

İstanbul Sözleşmesi kadına yönelik her türlü şiddetle mücadelede devletin yükümlüklerini gösteren bir yoldur, tüm kadınların kazanımlarıdır. Kürt kadınlarının kadın sistemi olan eşbaşkanlık sistemi kadının toplumsal sözleşmesidir ve onu korumadan İstanbul Sözleşmesi’ni de koruyamayacağımız ortadır.

Erkeğin şiddet uygulaması devletin şiddetinden ayrı değildir. Devletin yoğun şiddet alanları üretmesi erkek şiddetini süreklileştirmektedir. Dilek Doğan’ın polisler tarafından evinde öldürülmesi, Rojbin Çetin’e evinde uygulanan işkence, Gülistan Doku’nun kaybettirilmesi, Taybet Ana’nın öldürülmesi ve cenazesinin 7 gün yerde kalması, Kadirova’nın ve Yeldana Kaharman’ın şüpheli ölümlerinin ve saymakla bitmeyecek erkek-devlet şiddetinin birbiriyle ilişki biçimini gören bir mücadele ile ancak birbirimize yaşam olacağız. Kazanımlarımızı ve hakikatlerimizi örgütlü bir itirazla savunabiliriz.

Previous post
'Çoklu baro' teklifinin 12 maddesi kabul edildi, baro başkanları nöbette
Next post
Kürtlerin kendi coğrafyasında mülteci olması