Ana SayfaDünyaSantiago’dan bildiriyoruz: “Şili uyandı, en önemlisi onur mücadelesi”

Santiago’dan bildiriyoruz: “Şili uyandı, en önemlisi onur mücadelesi”

HABER MERKEZİ – Kolektif hafıza ve toplumsal çatışma üzerine çalışmalar yapan sosyal psikolog Ana Figueiredo ile Şili’de iki aydır süren protestoları, eylemlerin geldiği noktayı, Nisan 2020’de yapılması kararlaştırılan anayasa referandumunu ve çok daha fazlasını konuştuk. Şili’nin başkenti Santiago’ya bağlanıyoruz.


Söyleşi: Hasan Özhan Ünal | Çeviri: Evrim Şaşmaz


Şili’nin başkenti Santiago’da metro ücretlerine karşı başlayan, daha sonra ülke çapına yayılan protestoları öncelikle bu boyuta getiren neydi?

Protestolar metro ücretlerinde artışa karşı başladı fakat hızlı bir şekilde değişti ve 1990’da demokrasiye geçişten beri Şilililerin karşı karşıya kaldığı birçok başka meseleye yönelik genel memnuniyetsizliğini yansıtmaya başladı. Bazı protestocuların ifade etmeye başladığı üzere “mesele 30 pezo değil, 30 yıl”.

Bu genel memnuniyetsizlik ve öfkenin tamamı, fikrimce aynı kapsayıcı nedene bağlı: Pinochet diktatörlüğü döneminde uygulanmaya başlayan, genel nüfus karın tokluğuna çalışmak için mücadele etmeye terk edilirken Şili’nin çok ufak bir kısmını oluşturan siyasi ve ticari elitlere ekonomik büyüme sağlayan neoliberal sistem.

Halkların sokağa çıkışındaki temel faktörleri bize anlatır mısın?

Halkların sokağa çıkmasındaki faktörler çeşitli. İnsanlar maaşlarında iyileşme, daha iyi bir sağlık sistemi, (şu anda tamamen özelleştirilmiş olan) emeklilik sisteminin tamamında bir değişiklik, daha iyi ve ucuz eğitim, zenginler ve büyük şirketlere daha yüksek vergi, (diktatörlük döneminde hazırlanmış mevcut anayasaya karşı) yeni bir anayasa ve en önemlisi haysiyet, yani onur talep ediyor.

Ana Figueiredo

Haysiyet bu günlerde nüfusun zenginliği ufak bir kısmının eline teslim etmeye devam eden sistemin adaletsiz ve eşitsiz olduğunun kabul edilmesini temsil ediyor. Şili bölgedeki en zengin ülkelerden biri olmasına karşın aynı zamanda dünyada eşitsizliğin en yüksek olduğu ülkeler arasında. Yüzde 1’lik en zengin kesim ülkenin varlığının neredeyse üçte birini elinde tutarken, en üst yüzde 10’luk kesim bu varlığın toplamda yüzde 66,5’ine sahip. Bu da nüfusun yüzde 90’ının, 30 yıllık demokrasi ve ekonomik büyümenin çözemediği mühim ekonomik ve sosyal zorluklarla karşı karşıya olduğu anlamına geliyor. Ve bu durum en fakir kesim için daha da kötü şekilde tezahür ediyor.

Yine bununla ilintili olarak yöneten elitler tarafından genel bir terk edilmişlik hissi ile bakanlar ve hükümet temsilcilerinin günler öncesinde yaptıkları alaycı yorumlar, protestoları fişekleyen hüsran ve öfkeyi alevlendirdi. Mesela Ekonomi Bakanı ulaşım zammının ilanından birkaç gün sonra ulaşım ücretlerindeki artıştan kurtulmak isteyen insanların daha erken kalkarak ulaşıma daha az ödeyebileceğini söyledi.

Tamamen sosyal sınıflara göre ayrılmış bir şehir olan Santiago’da fakirler kent çeperinde yaşamak ve bu yüzden sabahları işlerine gidebilmek için yaklaşık iki saat yolculuk yapmak zorunda bırakılıyor. Bu sebeple, elitlerin empati yoksunluğu ve bu saygınlık yoksunluğu protestocuların öfkesini hiddetlendiriyor.

Eylemlerin içeriği, çeşitliliği ve özneleri hakkında neler söylersin?

İlk protestoların başını çekenler lise öğrencileriydi. Metro ücretlerinin yükselmesinden itibaren harekete geçtiler ve iş saatleri esnasında metroda kitlesel işgal eylemleri başlattılar. Bu eylemler polis tarafından şiddetle bastırıldı ve iki gün sonra, 18 Ekim’de tüm ulaşım sistemi çöktü, birçok metro istasyonu yakıldı.

Ertesi gün, Piñera olağanüstü hal ilan etti ve sokaklara asker saldı. Diktatörlüğün sona ermesinden beri ülke böyle bir şey görmemişti. 20 Ekim Pazar günü, Piñera “kuvvetli ve acımasız bir düşman”a karşı savaş verdiğimizi söyledi ve bu sözler estallido social, yani sosyal patlamanın son fişeği oldu.

Öğrencilerin ilk defa protesto düzenlemediklerini belirtmem önemli olacaktır. 2006’da da ulaşım ücretlerindeki artışa karşı kitlesel protestolar düzenlediler. 2011’de (ilk Piñera hükümeti döneminde) daha iyi ve ücretsiz eğitim talebiyle yine sokaklardaydılar. Yani bu sene ilk isyan edenlerin öğrenciler olması pek de şaşırtıcı değil.

Peki, bu kez farklı olan nedir?

Bu sefer sadece kendi hakları için mücadele etmiyorlar. Birçok genç öğrenci, ailelerine ve yakınlarına doğrudan yöneltilmiş başka tür bir adaletsizlik gördü ve buna karşı isyan etti. Ardından halkın büyük çoğunluğu protestolara destek verdi ve sokak yürüyüşlerine başladılar.

25 Ekim itibariyle yaklaşık 1.2 milyon insan sokaktaydı ve bu Şili’nin Santiago’sunun gördüğü en büyük yürüyüştü. Asker çağırmanın ve savaş ilan etmenin genel bir dehşet hissi yarattığını ve toplumun birçok kesiminin böylelikle protestoları desteklemeye yöneldiğini düşünüyorum.

İki hafta önce anayasal bir değişim üzerine konuşmak bile imkansızdı, şimdi ise bu yola girildi. Yine de protestolara bunca çokluk sirayet etmişken kimlerin son haftalarda sokaklarda olmadığına işaret etmek bence önemli: Şili toplumunun zengin ve muhafazakar kesimleri ki hala Pinochet ve onun mirasını savunurlar, ortalıkta gözükmüyor.

Talepler yeni olmasa da, geçtiğimiz yıllarda özellikle feminist ve çevreci hareketlerle, yerli halkların haklarıyla ve emeklilik sisteminin sonlanmasıyla ilişkili birçok protesto gerçekleşmiş olsa da, bu sefer yalnızca halkın katılımı açısından değil aynı zamanda az evvel bahsettiğim üzere türlü taleplerin dillendirilmesi açısından da protestolar kitleselleşti.

İki hafta önce anayasal bir değişim üzerine konuşmak bile imkansızdı, şimdi ise bu yola girildi. Yine de protestolara bunca çokluk sirayet etmişken kimlerin son haftalarda sokaklarda olmadığına işaret etmek bence önemli: Şili toplumunun zengin ve muhafazakar kesimleri ki hala Pinochet ve onun mirasını savunurlar, ortalıkta gözükmüyor.

Bu saydıklarını göz önüne aldığında sosyal bilimler alanında bir araştırmacı olarak seni olumlu ya da olumsuz etkileyen neler oldu?

Taleplerin içeriğinin ve sokaklardaki halkın çeşitliliğinin, bu ülkenin eşitsizliğinin ve adaletsizliğinin bir yansıması olduğunu düşünüyorum. Geçtiğimiz yıllarda Santiago’da ve Güney bölgesinin kırsal kesimlerinde Şili’deki en büyük yerli grup olan Mapuche’ler ile birlikte çalıştım. Yoksulluk, eşitsizlik, memnuniyetsizlik ve hükümet yetkililerine ve devlete yönelik güvensizlik benim için yeni değil. Fakat çok uzun zamandır sessiz kalmış bunca insanın sokaklara çıkmasını görmek gerçekten umut vericiydi.

Eylemler başladığından beri ne olduğuna yönelik hızlı sonuçlara varmamaya özen gösteriyorum çünkü gelecek aylarda, hatta gelecek yıllarda neler olabileceğine dair kimsenin net bir cevabı olduğuna inanmıyorum. Sosyal bilim insanlarının ellerinde şu an, üzerinde düşünmek ve halkların arzu ve kızgınlıklarına gerçekten dikkatle bakmak için bir imkan olduğunu düşünüyorum.

Bunun aynı zamanda sosyal bilim insanları olarak çalışmalarımızı tahayyül etme yöntemlerimizi ve mevcut bilimsel modelleri gözden geçirmek için bir “uyan!” çağrısı olabileceğini düşünüyorum. Belki de yaratıcı olma ve kendi çalışma pratiklerimizi ve etiğimizi iyileştirme zamanıdır.

Eylemlerde öne çıkan talepler neler peki? Piñera yönetiminin şu ana kadar bu taleplere yanıtı ne oldu?

Bence protestoların en göze çarpan zaferi, anayasanın değişmesi için verilmiş olan referandum sözü. Mevcut anayasa gayrimeşru görülüyor, çünkü 1980’de Pinochet diktatörlüğü esnasında yürürlüğe girmişti. Ve eşitsizliklerin büyük bir kısmı ile değişmesi talep edilen diğer sorunlar doğrudan bu anayasadan kaynaklanıyor. Çünkü eğitim ve sağlık gibi alanlardaki ikincil politikaların zeminini oluşturuyor.

En yoksul kesim için daha iyi maaş ve emeklilik şartları gibi diğer talepler ise ilk günlerinde sözüm ona Piñera tarafından çözülecekti. Fakat adaletsiz bir sisteme yönelik büyük değişimler diye bize satmaya çalıştığı aslında çalışanlarının maaşlarını desteklemek için büyük şirketlere devlet yardımı sağlamaktan ibaret.

Fakat artık protestocular daha fazla ‘kırıntı’ istemiyor; devlet, son yıllarda hileli itilaf ve vergi kaçırma olaylarına dahil olan büyük şirketlere yardım etmemeli. Bu arada Piñera’nın kendisi de milyonlarca Şili Pezosu’nu bulan bir vergi kaçırmadan aklandı. Yani eylemciler neoliberal sistemin gözle görülür şekilde değişmesini istiyor ve bu da Şili toplumunun tüm temelinin sorgulanması anlamına geliyor.

Bir diğer önemli konu ise hükümetin, protestoların güvenliğe ve sosyal düzene tehlike oluşturduğuna yönelik bir söylem dayatıyor oluşu. Piñera’nın sosyal gündemi ve vaatleri yetersiz bulunurken güvenlik ve sosyal düzen gündemi devasa boyutlara erişiyor.

Eylemler başladığından beri barikatların kurulmasına, kamu binalarının işgal edilmesine, sokakta taş atmaya ve eylemciler tarafından mevcut durum göz önünde bulundurulduğunda gayet hakkaniyetli ve ihtiyaç temelli olarak görülen diğer başka eylemlere karşı Piñera yasama dayatıyor.

Eylemcileri, barışçıl eylemler düzenleyenler ve ülkeyi yıkıma götürmeye niyetli vandallarla sapkınlar olarak iyi ve kötü vatandaşlara ayırmaya çalışıyor. Bu elbette manasız fakat fethetmek için bölme stratejisi ilk günden beri onun temel icraat yolu oldu. Neyse ki halklar satır aralarını okuyabiliyor, eylemleri ve eylemcileri bir arada tutan temel kuvvet olarak dayanışma daima ön planda oluyor.

Bir yandan da ülkedeki polis ve asker şiddetini gözlemledik. Özellikle kadınlara karşı taciz/cinsel saldırılar ve öğrencilerin hedef alınması dünya basınına yansıdı. Latin Amerika’nın ‘demokratik’ ülkelerinden biri olarak gösterilen Şili’de halklara karşı kullanılan “gücü” nasıl açıklamak gerekir? Ve eylemcilerin buna karşı duruşunu bize anlatır mısın?

Dünyanın başka hiçbir yerinde bu seviyede baskıya şahit olduğumu hatırlamıyorum ve dürüst olayım, katıldığım barışçıl protestolar polis tarafından göz yaşartıcı gaz, biber gazı, gerçek ve plastik mermilerle, şiddetle bastırıldığında hala şok yaşıyorum. Bugün bu sebeplerle 350’den fazla insan göz travması yaşıyor.

Sadece resmi kayıtlara geçebilen 500’den fazla işkence ile cinsel istismar ve saldırı suçlaması bulunuyor. Öğrencilerimden biri, Gustavo Gatica, gerçekleşen birçok eylemden birini fotoğraflarken polis onun yüzünü hedef aldı ve iki gözünden de etti. Geçtiğimiz Salı günü polis, 15 yaşındaki bir kız çocuğunun doğrudan kafasını hedef alarak göz yaşartıcı bomba attı; kız şu anda hastanede ölüm kalım mücadelesi veriyor.

Bunlar sistematik insan hakları ihlallerine yönelik kanıtlar. Bu kanıtlar, çeşitli ulusal ve uluslararası insan hakları örgütlerince teyit edildi ve belgelendi ki sonuncusu geçtiğimiz Cuma günü yayımlanan BM raporuydu. Üstelik tüm bu ihlaller eylemlerin yalnızca iki ayında gerçekleşti. Ve şimdiye kadar hükümet bu suçlamaları ve kanıtları geçen haftalarda yaralanan polislerin sayısına dikkat çekerek gayrimeşrulaştırmaya çalıştı. Bu da bu hükümetin halka yönelik empati yoksunluğunun bir başka bariz örneği olarak önümüzde duruyor.

Şili oldukça otoriter bir miras üzerine duruyor. Yani bu “iyi demokrasi” fikri, “Latin Amerika’nın en iyi demokrasisi” söylemi bir efsaneden başka bir şey değil. Şili toplumunun temelleri sömürgeci düzen mirası, otokratik rejimler ve en kötüsü şu andaki olmak üzere, anayasalar üzerine kurulu. Haliyle, istikrarlı ve demokratik bir ülke gibi gözüken şey aslında sessizlik korunamayacak hale gelinceye kadar Şili toplumuna işlemiş olan sessizlik ve sessiz kızgınlığı yansıtıyordu. Eylemlerdeki sloganlardan birinin ortaya koyduğu üzere “barış değil, sessizlikti” ya da “Chile despertó”, yani “Şili uyandı”.

Eylemlerin geldiği noktayı değerlendirdiğinde ülkedeki durum nedir, protestoları destekleyenlerin oranında bir değişim söz konusu mu?

Sokaklar şu anda tehlikeli ve eylemler halen büyük olsa da polis baskısından dolayı bazı insanlar protestolara katılmaya korkar oldu. Yine de kamuoyu yoklamalarına bakarsanız eylemlere destek hala yüksek ve Santiago başta olmak üzere ülkenin büyük kentlerinde bir çeşit gösteri mutlaka yapılıyor.

Eylemlerin, henüz eylemcilerin talepleri doğrultusunda gerçek ya da belirgin değişikliklere yol açmadığına yönelik genel bir his var ve bu değişimler gerçekleşinceye kadar genel desteğin kesinlikle bu seviyelerde kalacağını düşünüyorum.

İktidar ve muhalefet, Nisan 2020’de anayasa referandumu yapılması konusunda anlaştı. Peki eylemcilerin referanduma yönelik tavrı ne?

İktidar ve muhalefet partilerinin imzaladığı siyasi anlaşma birçok kişi tarafından şüpheyle karşılanıyor. Bu anlaşmanın ne anlama geldiği ve anayasal değişim sürecinin nasıl başlayacağına ilişkin farklı sosyal gruplar arasında bölünme olduğunu düşünüyorum. Bununla birlikte, anayasanın değişmesini isteyen halkın büyük bir kısmı referandumu iyi karşıladı.

Temel mesele farklı sosyal hareketlerin ve sivil toplum gruplarının desteği veya işbirliği olmaksızın bu anlaşmanın imzalanması; bu durum bu anlaşmanın meşruluğunu ortadan kaldırıyor. Üstelik toplumsal cinsiyet eşitsizliği ile yerli halklara yönelik olumlayıcı kotalar için garantilerin verilmesi gibi birçok ele alınmamış mevzu bulunuyor. Bu mevzuların, yeni anayasa üretiminden sorumlu kurultaya kimlerin katılacağına karar verilirken göz önünde bulundurulup bulundurulmayacağı ise meçhul.

Referandum şu iki sorudan oluşacak: 1) Halklar anayasayı değiştirmek istiyor mu? 2) Anayasal değişim süreci, (yeni anayasanın düzenlenmesine katılacak herkesin halkoyuyla seçilecek) ‘anayasal kurultay’ tarafından mı yapılmalı yoksa (yüzde ellinin parlamenterlerden, diğer yüzde ellinin ise özgürce seçilmiş halklardan oluşacak) ‘karma anayasal kurultay’ tarafından mı yapılmalı?

Bununla birlikte sokağı bırakmayan insanlar anayasanın, anayasal kurultaya benzer ve farklı grupları ve talepleri çatısında toplayan bir kurucu meclis aracılığıyla değiştirilmesi gerektiğini düşünüyor. Ve tabii referandum sonucunun ne olacağını bilmiyoruz. Ayrıca mevcut durumda hem görevdekiler hem muhalefettekiler olmak üzere, bütün siyasi partilerin %11-22 arasında bir onay oranı olduğunu ve bunun hem anlaşmanın hem de referandumun meşruluğunu önemli boyutta etkilediğini vurgulamak isterim. Önümüzdeki aylar boyunca, yani 26 Nisan 2020’de gerçekleşecek referanduma yönelik kampanyalar esnasında neler yaşanacağını görmemiz gerekecek.

Peki referanduma kadarki süreç için öngörülerin neler? Sokaklardaki eylemler sürer mi? Ve referanduma ilişkin görüşün ne yönde?

Tahminim o ki en azından referandum gerçekleşene kadar sokaklar sessizleşmeyecek. Bu sürecin nasıl yürüyeceğine dair verilmesi gereken bir sürü karar ve halka sunulması gereken birçok açıklama var. Dahası, sivil toplum grupları ve farklı sosyal hareketler tüm süreç boyunca temsiliyet talep ediyor ve bu uygun zamanda etkin biçimde yapılmazsa protestoların devam edeceğinden eminim.

Referandum gerçekleşene kadar sokaklar sessizleşmeyecek. Bu sürecin nasıl yürüyeceğine dair verilmesi gereken bir sürü karar ve halka sunulması gereken birçok açıklama var.

Bu referandum gayrimeşru bir anayasayı değiştirmek için tarihi bir fırsat ve eylemler olmasaydı bu gerçekleşmeyecekti, bunu biliyoruz. Haliyle bugün bulunduğumuz nokta hala inanılmaz geliyor. Bununla beraber, referandumu ilgilendiren ve anayasayı değiştirmekten sorumlu olacak insanların belirlenmesine yönelik süreci çevreleyen bütün belirsizlikler bizi bir risk altında bırakıyor: Süreç, ihtiyaç duyulan değişimlerin kesinlikle gerçekleşeceği anlamına gelmeyebilir. Bu da Şili halklarını orta ve uzun vadede bir dizi olumsuz sonuçla karşı karşıya bırakır.

Nihayetinde, ne olup bittiğine yönelik bilgilenmeye devam etmenin ve sokaklardan çekilmeyerek hükümetin ve muhalefetin üzerinde baskı oluşturmaya devam etmenin şu anda en önemli unsurlar olduğunu düşünüyorum.

Latin Amerika’da kuvvetlenen feminist hareketin Şili’deki en son yansıması olarak Las Tesis eylemlerini gördük. Dünyanın birçok noktasında dayanışma gösterileri yapılırken, Türkiye’de ise kadınların gözaltına alındığı haberlerini görmüşsündür. Las Tesis’e ve Türkiye’deki duruma ilişkin neler söylersin? Kadınlara bir çağrın var mı?

Las Tesis olgusu en sade ifadeyle inanılmaz ve dünya çapında yarattığı yankı açısından çarpıcı. Son birkaç yıldır Şili’deki feminist hareket kayda değer biçimde büyüdü ve öyle görünüyor ki Las Tesis feminist talepleri ve kadınların ihtiyaçlarına yönelik ifadelere yeniden ivme kazandırdı.

Ne yazık ki muhafazakar ve otoriter hükümetler ve insanlar, kadınların güzelce bütünlük verdiği şarkı sözlerinden provoke oluyor. Türkiye’de, sokaklarda şarkı söyleyip performans sergileyen kadınların şiddetle bastırıldığını ortaya koyan fotoğrafları üzüntü ve öfke içinde gördüm.

Fotoğraf: Aktivist Kamera

Kapsamlıca bakarsam, feminist hareket(ler)in kalıcı olduğuna ve hükümetlerin, kadınların kendilerini sürekli ayrımcılığa maruz bırakan ataerkil sistemleri, şiddeti ve baskıyı daha fazla taşımayacaklarını kabul edip bu gerçeğin önünde sadece eğilmeleri gerektiğine inanıyorum. Bu anlamda, elimden ancak dünyanın her yerinde erkil ve şovenist hükümetlerce tutuklanan veya başka şiddet türlerine maruz bırakılan kadınlara tüm dayanışmacı duygularımı, dişil kuvvetimi ve sevgimi göndermek gelir. Alanlar ve bağlamlar arasında dayanışmayla beraber kalabilirsek daha fazlasını kesinlikle başaracağız.

Son olarak eklemek istediğin, bu coğrafyaya iletmek istediğin bir şey var mı?

Sözlerimi bitirirken, acaba okurlarınız için Şili’deki durumu yeterince açık anlatabildim mi diye düşünüyorum… Her gün yeni bir şeyler oluyor ve yeniden yine yeni olumsuzlukların defaatle gerçekleşmesi bizi yoruyor. Buna karşın, bazı açılardan durum benim arzuladığım kadar net olmasa da mevcut durumu ve bu gaddarlığı ortaya koyan tarihi adaletsizlikleri ve zorbalıkları açık etmek önemli.

Şayet bir şekilde daha iyiye yönelik değişimler için umut varsa, hiçbir şeyin değişmeyeceğine ve hatta her şeyin daha kötüye gidebileceğine ilişkin korkular da var. Fakat sanıyorum ki tam da bu noktada toplanarak bir araya gelebiliriz. Bağlamlarımız birbirinden çok farklı olsa da bizi bağlayan onur mücadelesi tüm mücadelelerin en önemlisi ve en kıymetlisi. Bu anlamda sizlere en yürekten başarı ve zafer dilekleri gönderebilirim ve şunu haykırabilirim: Diren, diren, diren! Seni yerle bir etmeye çalışan kötücül güçlerin tuzaklarına düşme.

Ana, hem verdiğin bilgiler hem de görüşlerin için çok teşekkür ederiz.

Ben size teşekkür ederim, Şili hakkında yaptığınız bu röportajın benim için anlamı büyük. Umarım okurlar için mevcut durumu takip etmek ve anlamak kolay olur çünkü bazen acaba durumun içine çok gömüldük de dış dünyadan halimizi anlamak imkansızlaştı mı diye düşünüyorum…


Ana Figueiredo kimdir?
Ana Figueiredo, Şili’de Universidad Academia de Humanismo Cristiano’da öğretim üyesi ve The Centre for Social Conflict and Cohesion Studies’de (COES) misafir araştırmacı olarak görev yapan bir sosyal psikolog. Temel araştırma alanları ise kolektif hafıza ve toplumsal çatışma.
Previous post
Af Örgütü: İran’da gözaltına alınan binlerce kişi işkenceye maruz kaldı
Next post
İstanbul’da sis: Boğaz gemi geçişlerine kapatıldı