Ana SayfaYazarlarİbrahim AslanSavaş pozisyonu

Savaş pozisyonu


İbrahim Aslan


En değme diktatörlere veya savaş generallerine gidip şu soruyu sorun: Barış mı yoksa savaş mı?

Hemen hepsi amaları olmakla birlikte ilk olarak “barış” diyeceklerdir. Çünkü iyiye dair özlem tüm insanların ortak değeri olarak görülür veya böyle bir algı yanılsaması söz konusudur.

Dünyada ve özellikle Ortadoğu’da milyonlarca insanın kanını yakın tarih içerisinde dökenler dahi demokrasi, insan hakları ve barış havarisidir sözde. Ancak gerçek, “kral çıplak” denilecek kadar tüm dünyanın gözleri önündedir artık.

Eşitsizlikler olduğu sürece, ezen ve ezilen sınıf ve halklar var olduğu müddetçe kim istemezse istemesin savaş bu dünyada hep var olacak bir olgudur.

Savaş gerçeğine yabancı olmayan dünya, 3 Ocak’ta İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani ve Haşdi Şabi Heyeti Başkan Yardımcısı Mehdi el Mühendis’in ABD tarafından Bağdat’ta öldürmesiyle en esaslı gündem olarak savaşı konuşmaya başladı.

İran, intikamı alınmadığı sürece indirilmeyecek olan kırmızı bayrağını göndere çekti. Süleymani’nin intikamının mutlaka alınacağını en üst düzeyde İranlı yetkililer defalarca dile getirdi.

Dünya İran’ın, ABD’nin saldırısına nasıl yanıt vereceğini büyük bir merakla beklerken İran’dan “misilleme” açıklaması geldi.

ABD Başkanı Donald Trump “her şey yolunda” dese de dünya diken üstünde.


İran’dan ABD’ye misilleme


Süleymani’nin öldürülmesi kadar dünyanın gündemine oturmasa da Türkiye’nin Libya’ya asker gönderme arzusu da 2020 yılının öne çıkan gündemlerinden.

Başta HDP olmak üzere muhalefet partilerinin itirazlarına rağmen AKP-MHP ittifakı Libya’ya asker gösterilmesi tezkeresini 2 Ocak’ta Meclis’ten geçirdi.

Tezkerede AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’a Libya’ya asker gönderilmesi konusunda geniş yetkiler verildi. Gerçi tezkereyle verilmese de Erdoğan’ın tüm meselelerde zaten anayasanın çok çok üzerinde yetkileri var; asar da keser de, bugünkü koşullarda bunun önünde ciddi bir engel yok.

“Devletin bekası” diyen Kızıl Elmacısı, Ergenekoncusu, ırkçısı ve siyasal İslamcısı, bugün açısından bu yetkiyi Erdoğan’a sınırsız bir şekilde vermiş gözüküyor.

Bunun için Libya’ya asker de gönderilir, asker de ölür ve öldürür. Son kertede Trablus, Osmanlı’nın toprağı, Yeni Osmanlıcıların buna sahip çıkmasında her hangi bir sorun yok!

Türkiye Libya’ya asker gönderirse Ortadoğu’daki dengeler nasıl bir hal alır, bu da üzerinde durulması gereken önemli bir nokta. Mevcut dengeler içerisinde Ortadoğu’da kana kan ekleyen devletler, Libya’ya asker gönderilmesi durumunda savaşı ve bloklaşmayı hangi boyuta taşıyacaklar, bunu da yakın dönemde göreceğiz.

Arşiv

Süleymani’nin öldürülmesi ve Türkiye’nin Libya’ya asker gönderme tezkeresinin yanı sıra AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sarayında düzenlenen “Şehir ve Güvenlik Sempozyumu”nda yaptığı konuşmada kullandığı kavramlar da özellikle bu ülkede yaşayan muhalifleri yakından ilgilendiriyor.

Kürt illeri başta olmak üzere 2015 yılından bu yana Türkiye AKP-MHP bloğu ve ortakları tarafından polis, ordu, bekçi, paramiliter güçler devletine dönüştürülüp, yargının, hukukun esamesi okunmazken, Erdoğan bizlere yeni bir “müjde” daha veriyor.

Erdoğan’ın yaptığı uzun konuşmada, şu cümlelerin üzerinde durulması gerekiyor:

“Artık şehirlerimizin dış güvenliğini surlar ve hendeklerle koruyamayacağımız, içerideki düzeni de sadece kolluk gücüyle sağlayamayacağımız bir yere gelmiş durumdayız. Öyleyse bu yeni duruma karşı yeni yaklaşımlar, yeni fikirler, yeni yöntemler geliştirmemiz gerekiyor. Bu tür çalışmaların şehirlerimizin geleceğinde ihtiyacımız olan güvenlik düzeninin oluşturulmasına katkı sağlayacağına inanıyorum…”

Evet; asker, polis, bekçi, ÖSO/SMO gibi güçler artık yetmiyormuş güvenliği sağlamaya. Yeni fikirler ve yeni yöntemler geliştireceklermiş!

Ülkede, iktidar odağının dışında kalan tüm kesimler, bu yeni fikirler ve yeni yöntemlerin ne olduğunu az çok tahmin ediyordur. Sonuçta savaş içerisindeyiz ve devlet de savaşa göre şekillenip, savaşa itiraz edenleri, haksızlığa, hukuksuzluğa karşı çıkanları, iş ve aş isteyenleri yeni yöntemlerle hizaya getirecektir.

Yoksa bu yeni fikir ve yöntemlerin açlık ve yoksulluğundan dolayı yaşamına son veren Sibel Ünli isimli üniversite öğrencisinin ve onun gibi milyonların sorunlarını çözmek için uygulanacağını mı düşünüyoruz?

Sonuç olarak Kasım Süleymani’nin öldürülmesinden Libya’ya asker gönderilmesine ve Erdoğan’ın “yeni fikir ve yöntemlerine” kadar her şey savaş süreci ile ilgili.

Pozisyon almak

Abdulmelik Ş. Bekir, 3 Ocak’ta Gazete Karınca’ya yazdığı “Filler Tepişirken” başlıklı yazısında, Kasım Süleymani’nin öldürülmesi üzerinden şu değerlendirmede bulunmuştu:

“En nihayetinde; Ortadoğu’nun milliyetçilik, ırkçılık ve dincilik zehrinden beslenen ulus devletleri ve despotik yönetimleri var oldukça her gün yeni kaos, kriz, sefalet ve savaşlara uyanacağız. Suriye derken Libya, orasının ne olacağı belli olmadan Lübnan, Yemen, Afganistan… Süreklilik kazanan ve tüm bölgeye yayılarak, derinleşen bir sürecin içindeyiz.

“Uzun ve acılı bir süreç olabilir ancak Ortadoğu halkları mutlaka kendi Rönesanslarını yaratarak bu karanlık milliyetçilik, dincilik ve gericilik döngüsünden çıkacaktır.”

Melik’in de belirttiği gibi her gün yeni kaos, kriz, sefalet ve savaşlara uyanacağız. Egemenler, pozisyonlarını savaşa göre belirlemişler ve bu güzergahtan hareket edeceklerdir. Kazananları, kaybedenleri olacaktır bu savaşların.

Ancak egemenlere karşı en naifinden söyleyeyim “barış isteyenler” dahi savaşa göre pozisyon almak zorundadır. Bugünkü mevcut verili dünyada savaş koşullarına göre pozisyon almayıp, mücadele yol ve yöntemlerini buna göre geliştirmeyenler kaybedecektir.

Previous post
Cinsel saldırı, şiddet ve tehdide maruz bırakılan kadın: Tek istediğim adalet
Next post
Yine geçici çözüm: Prim borcu olanlar yıl sonuna kadar sağlık hizmeti alabilecek