Ana SayfaÖzelBunca haksızlık varken…

Bunca haksızlık varken…


Reyhan Hacıoğlu


Biz çok zorlu bir coğrafyanın çocuklarıydık. Yoksulluk ev boyu, kar diz boyuydu. Haksızlık desen, o yol boyuydu. Zira hangi köye varsan bir trajedi bulmak hiç zor değildi.

Hani İstanbul’da sulu kar yağsa okullar tatil ya, canına yandığım memleketinde 3 metre kar yağardı da okul tatil olmaz, bir de üstüne okula gitmezsen yok yazılırdın. Bir de tezek taşırdık tabi. Henüz köyde doğalgaz yok o vakitler, gerçi hala yok ama olsun o vakit daha kötüydü işte.

Annem her öğlen yumurta ya da patates yapardı sobada. Sıkılırdık tabi, lakin henüz Macar salamını keşfetmemişti damağımız. O yüzden hiç şikâyet etmedik, her öğlen aynı menü olsa da.

Evleri basarlardı akşam üstleri. Yer gök asker dolardı. Un torbaları, şeker çuvallar yere serilirdi. Ev yerle bir edilirdi ve ortaya çıkardı köy bakkalımızdan aşırdığım bisküviler bile. Kötü bakarlardı gelenler ve kocaman olurdu gövdeleri. Büyüyünce acaba mı dedim, acaba “devletin büyüklüğünü” göstermek için mi irice gelirlerdi. Bazen çok havlayan komşu köpekleri vurulurdu. Köyden ses çıkmazdı. Koca köyden diyorum. Lakin çok garip, düşünüyorum da, biz hiç korkmazdık.

Diyorum bazen, ne istedilerse hep ters tepmiş sanki. Misal, 12 yaşında vurdular sol kolundan zafer işareti yaptı diye, sonra sağı kaldırmış iki gözüm, o kolunu da vurmuşlar. Bakmışlar slogan atacak, alnının ortasından… Görmedim ben tabi, görenler dedi. Küçüktüm diye götürmedi babam beni. Sabaha kadar silah sesleri duyduk o gün…

Velhasıl kışı sevmem. Hele soba söndüyse, asıl çile o zaman. Kalk da, boşalt da, doldur da, yak da. Git su taşı da. Ha bir de el arabası var, su taşımak için onu kullanırdık. İşte o yapışırdı soğuktan, kalın esmer derili ellerimize. Zordu be kış bizde.

Misal, elektrik gidince gelmezdi günlerce. Ama hiç aksamadı bir gün file faturası! Eve somun ekmek geldiyse var ya, ölüm yoktu bize. Ne güzeldi ama tadı. O gece biterdi hemen. Daha nerde böyle tandır ekmeğine hasret kalacağız, dese biri, “olsuuun” derdik. Ama şimdi düşününce…

En güzeli sobanın üstünde kaynayan çayın sesi ve elbette annemin kekikli kurufasulyesinin kokusuydu… Hala nerde bir kaynama sesi duysam çocukluğuma gidiyorum. Sesler, kokular ve bazı imgeler insana birçok şey hatırlatırmış ya… Tabi hepsi o kadar eğlenceli olmuyor hatırlananların ama yine de çocukluk güzelmiş.

Ne yaman bir sancı değil mi, insanın büyüyünce çocukluğunun güzel olduğunu anlaması! Saudade diye bir kelime var. Bilmem hangi dilde; eskiden sahibi olunan bir şeyin bir daha asla ona ait olmayacağının anlaşıldığı andaki özleme denirmiş. Bu, evet evet bu işte.

Kürtçe’de Jan diye bir kelime var, genelde evlat acısı için kullanılır. Hani ağır derler ya bu acı için. İşte bir annenin çocuğu öldüğünde bu tarifsiz acıyı duyar… Niye anlattım bilmiyorum. Çocukluk anıları hep iyi değil dedim ya, ondan şey ettim sanırım.

Akşam erken iner bizim oraya ve yıllar sonra öğrendim ki mahpushaneye de erken inermiş. Ne eksik ne fazla tam da gardiyanın avlu kapısını kapattığı anda iner!

Bir de bahar var çok güzel. Ben taş toplamaya bayılırdım. Yazın biçerken tarlayı taşlar zorlamasın diye baharda tarlalar yeşermeden irice taşlar toplanır. Çamurlar yorardı ama bir baştan bir başa taş toplamak çok güzeldi. Sanırım ondan kaldı bu taş, toprak biriktirme hastalığım. Sonra o temiz havada yemek yemek var ya. Kuru ekmek bile öyle güzel öyle güzel ki. Kapatsan gözlerini, kuş sesleri, koklasan havayı toprak ve çimen kokusu. Ve hele yorulmuşsan ve vakitlerden bir akşam üstüyse. Ateşte çay yapmışsan, ışığı vurduysa yüzüne ve bir de bir eski zaman anlatıcısı varsa değmesin lütfen kimse keyfine…

(Soldan sağa) Gazeteciler Ferhat Çelik, Aydın Keser ve Semiha Alankuş ile avukatlar Özcan Kılıç ve Sercan Korkmaz

Velhasıl, Ferhat ile Aydın tutuklandığı gün adliyede dedi Özcan abi, ne karamsar yazıların var, içim kıyılıyor okurken diye. Dedim, “Varam da bir güzel köy esintisi yapam abime”. Ondan yazıldı bu satırlar. Lakin Can Yücel diyor ya, ben nasıl küfürsüz yazayım bunca “şey” varken, işte o misal.

Bunca acı, bunca hukuksuzluk, bunca haksızlık varken ben nasıl yazayım? Daha da öte, ben ne yazayım?

Previous post
Corona virüsünden temel korunma yöntemleri
Next post
Sağlık Bakanlığı evde yapılması gerekenleri sıraladı