Ana SayfaManşetPerdeler diyorum, ne mühimmiş meğer!

Perdeler diyorum, ne mühimmiş meğer!


Reyhan Hacıoğlu


Gri sabahlar var kaç gündür gökyüzünde. Ne vakittir dışarı çıkmıyorum. Sahi kaç vakit oldu acaba! Hoş dışarısı da “yasak” ya artık.

Bir ben mi düşünüyorum birilerinin bizimle dalga geçtiğini acaba. Akşam haberlerini izliyorum; muhabir mavi eldiven giyip, siyah maske takmış, bir de mikrofunu folyalamış. Te Allahım! Haber kaynağı ise siperlik takmış ve elinde beyaz eldivenler var.

Tanrım! Eğleniyorsan bu hiç hoş bir şaka değil. İnsan daha düzgün bir hastalık vermez mi! Bilmem kaçıncı Elizabeth savaş açmış koronaya, Kim ‘virüs ülkeye girerse gününü görür’ demiş, Duterte ‘yasağı deleni vururum’ demiş, Türkmenisten korona diyeni neredeyse ülkeden atacakmış! Sabah korona, akşam korona. Bir ben mi, sisteminizin canı cehenneme diyorum!

Pirinç saymadım henüz ama mutfak tezgahında kocaman bir çatlak varmış. Aylarca ve hatta yıllarca birlikte yol aldığımız tezgahta kocaman bir çizik var boydan boya. Ve kombi günde dört kez su sinyali veriyor, düzenli aralıklarla, sonra sinyal vermeden sesi değişiyor. Laptopum saat 12’de sesli yayına geçiyor gibi. Delirmek mi? Sanmam, eşya ile kendi aramdaki müthiş bağın korkunç yalnızlıkta dile gelmesi bence. Eşyanın serenatını yazmıştı Leyla. Ne harikaydı. Meğer çay ocağı ne dertliymiş, kaynaması her gün ondanmış, bulaşık leğeni ne kızgın ve ondan köpürüp duruyormuş… İnsan yalnız kalınca anlam kazanıyor birçok şey değil mi. Lütfen, ‘evet’ de!

Arapça’da ya da Farsça’da mıydı, “uzlet” diye bir kelime. Ve sık sık yalnızlıkla karıştırılır. Üretim için inzivaya çekilme mi ya da “toplum yaşamından kaçarak tek başına yaşama” gibi bir şeydi sanırım. Hani “roman yazıyorum birkaç ay yokum” diyorlar ya. Onu da hiç anlamam ya. Beni hissetmeden, bana dokunmadan yazılan yazılara, haberlere bir ben mi uyuz oluyorum bilmiyorum.

Uyuz demişken, sanırım psikolojik olsa gerek, dışarı çıkıp geldiğimde ellerim ve yüzüm kaşınıyor. Sanki görünmeyen bir şey bulaşmış gibi. Hep dışarıda virüs var diyenlerin beynimde yarattığı hasardan sanırım!

Ha ne diyordum. Benim anladığım, senin tercih ettiğin uzlet, seni tercih eden yalnızlık. Birini kendin seçiyorsun ve güzel oluyor, biri seni buluyor ve kendinle öylece kalıyorsun. Oh diyorum bazen, herkes ne meşguldü öyle, sevdiklerinden çocuklarından ve kendinden kaçıyordu, kaçıyorduk. Hah şimdi kaldık mı bir başımıza… Belki sarılmadık, açılmadık yaralarımızı gösteririz birbirimize olmaz mı, zaman geçsin diye ve hazır kaçacak yerimiz de yokken.

Çocuklara kendimiz mi eğitim versek acaba? Okul yokken, “sistem” bizi görmüyorken hazır, onlar zehir saçtıkça biz Sabahattin Ali, Yaşar Kemal verelim; keşke bir de Ah’lar Ağacı’nı okusunlar. Bilimi, tarihi, edebiyatı biz mi öğretsek diyorum. Kapatıp bir düğme ile sistemi. Bir ben mi böyle “çılgın” düşünüyorum acaba?

Aman neyseee artık…

Perdeler diyorum ne mühimmiş meğer. Bir ara hiç unutmam perdelerle bir bağ kurmuştum. Renkleri, kumaşları, boyları, evin halısına, koltuğuna uyumundan, iç ve dış diye ayrılıp, korniş ve düğmelerinin kare mi yuvarlak mı olmasına kadar. Kaçacak o kadar çok şey vardı ki hayatımda ve perdeler beni kurtarmıştı… Eşyanın ve insanın doğada birbirini tamamladığı bir andı sanırım. Mühim o yüzden, mahremiyet dediğimizin sınırılarını da belirleyen onlar değil mi! O yüzden herkes sıkı sıkı kapatmıyor mu…

Annem onu “ahlak” için de kullanır. “Yüzünün perdesi yırtıldıysa şayet” der, her ahlaksızlığı yapar insan. Sanırım çok var artık etrafta en çok da tepede. “Onun payına oğlu düştü kargodan”… Çok şey derdim lakin ah o perde var ya o perde…

Duvarlar, duvarlar, kapılar, kapılar, kapılar, pencereler ve aşılmaz kuleler. Yerin yedi kat altı, göğün yedi kat üstü ve 7 kapılı bir zindanda bile seni buluyor bulacak olan.

Tanrım! Beni ciddiye alma! Bu ne mükemmel bir buluş! Herkes her şeyin anlamsızlığını fark etti sayende.

Ama diyorum çok uzatmasak mı. “Adaletin” varmış. O zaman evine sığana öfkem ile kalamayana duygularım neden eşit değil! Bir bakar mısın lütfen. İlaç mı almalıyım bu duygudan kurtulmak için dersin?

Ha perde diyordum, görünmez bir perde varsa sınıflarımız arasında kalın ve yıkılmaz, ki sanmam, yıkılabileceğini de göster biz “kullarına”. Hayır hayır, senden bir mucize beklemiyorum.

Biliyorum bütün bunlara rağmen dövüşenler de, dayanışanlar da var “bu havada” ve gelecek bir gün “kardan aydınlık”…

Amannnn…

Perdelerin alt kısım dikişleri ile üst kısım dikişleri arasında ip farkı da varmış, aman Allahım! Ne korkunç.

Previous post
Dış dünyadan izole kardeşlerin hikayesi: “The Wolfpack” çevrimiçi gösterimde
Next post
Trump DSÖ'ye sağlanan bütçeyi kesti, BM'den karara tepki