Ana SayfaYazarlarİbrahim AslanO mamoste Hüseyin hocadır, her yerde öğrenir ve öğretir – İbrahim Aslan

O mamoste Hüseyin hocadır, her yerde öğrenir ve öğretir – İbrahim Aslan

“Gazetecilere mesajım: İçerideki gazetecilerden biri olarak ‘Dışarı’daki meslektaşlarıma iyi ve güzel haberler diliyorum. Daha verilecek çok haberimiz var. Hepinize ayrı ayrı selamlar…”

Hüseyin Aykol

22 Temmuz 2019

Sincan 2 Nolu F Tipi Cezaevi


İbrahim Aslan


Bolu F Tipi Cezaevi’nden Ferit Orak’ın 20 Temmuz’da Yeni Yaşam Gazetesi’ne gönderdiği mektuptan:

“Size yazıyorum ama gazetenizi okuyamıyoruz. Maalesef bir süredir cezaevi idaresi sudan sebeplerle (ki sürekli aynı gerekçe) gazeteyi yasakladı. Gazeteye ulaşamıyoruz da, artık Hüseyin Aykol hevalin köşeye bakmadığını öğrendik; hapis cezaları varmış galiba. Tabii nerede ve nasıldır bilemiyoruz. Belki de zindandadır, biz duymadık. Yılın bu zamanları onun doğum günü olurdu. En fedakâr arkadaşımız, yoldaşımızın doğum gününü kutlardık. Kendisinden bihaber olsak da yine de 22 Nisan bizim için hep hatırlanacak bir gün olacak. Sizin aracılığınızla ona “İyi ki, doğdun!” diyoruz. Doğum günün kutlu olsun heval!..”

Hüseyin hocanın yol arkadaşlarından Nuray ablanın 22 Temmuz’da ‘Suyun ayak sesi: Hüseyin Aykol’ başlığıyla Yeni Yaşam Gazetesi’ne yazdığı yazıdan:

“Sohrap Sepehri İranlı bir hümanist şairdir. Onun çok sevdiğim şiirlerinin arasında belki de en meşhurunun bir dörtlüğü var:

Bana gelirseniz şayet

yavaş ve yeğni gelin

yalnızlığımın ince çinisi

çatlamasın…

Hüseyin Aykol her kimin yaşamında varsa, kime dokunmuşsa, kiminle zaman geçirmişse hepsinin yüreğine o çini çatlatmayan hafifliği ile girmiştir. Bir öğle vakti ev içi telaşı ile meşgul olduğunuz bir günde kapınızı çalan polisler en yakınınızı alıp götürdüklerinde anlıyorsunuz ki, o gün üstüne demir kapılar kapanacak ve dışarı ile, yaşamın telaşı ile bağı kesilecek. Peki niye? İşte o soruya verilecek tek şey zulümdür.”

***

2004 yılında stajyer bir gazeteci olarak Dicle Haber Ajansı’nın Ankara bürosunda içeri girdiğimde tanıdım Hüseyin Aykol’u. Daha önce gazetedeki köşe yazılarından bilirdim. En çok kızdığı şeylerden birinin, Aykol olan soyadının çoğu zaman Akyol olarak yazılması veya söylenmesiydi.

Gazete ve ajans aynı büroyu kullanıyorduk. Hüseyin Aykol, o ilk günden sonra hem günlük yaşam içerisinde hem haftalık toplantılarımızda tüm gazetecilik deneyimine rağmen mütevazi bir sosyalist gazeteci, özgür basın geleneğinin susturulamayan kalemi olarak bizden öğrenmeyi bildiği gibi bize hep öğreten olmuştu.

“Özgür basın geleneğinde katledilen 70 arkadaşımın yükünü taşıyorum” derdi. O yükün altından kalkmasını en iyi bilenlerdendi. Sabahın 6’sında büroya gelir, çayı demler, günlük işlerini biz büroya geldiğimizde çoğu zaman bitirmiş olurdu.

Ne kadar yoğun işleri olursa olsun önceliği her zaman cezaevlerinden tutsakların gönderdiği mektuplardı. Bu mektupları hiç aksatmadan büyük bir titizlikle okur, gazetede yayınlaması gerekenleri gazeteye gönderir, haber yapılması gerekenleri bize verir ve zamanında haberleştirilmesini isterdi.

Tutsakların sesi soluğuydu Hüseyin hoca, özgür basının ise her zaman öğreten hocası oldu ve olmaya devam ediyor.

Her zaman soru soran olurdu Hüseyin hocaya. Bazen anında yanıtını verirdi. Bazen susardı. “Hüseyin hoca bu soruya kızdı” diye düşünürdünüz. Ancak iki gün sonra gelir, “O gün şunu sormuştun. Direk cevap vermedim. Araştırdım, bence mesele böyle…” derdi.

Her şeye anında cevap veren, “her şeyi ben bilirim” havasındaki zamane gazetecilerden değil o.

Yaşamını deyim yerinde ise çırılçıplak yaşar Hüseyin hoca. Kimseye dair gizli saklı hesabı yoktur. Ön yargısı yoktur. Önce hayattan öğrenmesini bilir sonra da öğrendiklerini tüm mütevazılığiyle yaşamına dokunduğu herkese öğretir. Bunun içindir ki, bir Türk olarak tüm Kürt gazetecilerin mamostesi, hocasıdır Hüseyin hoca.

Son gördüğümde, kendisine ‘örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla verilen 3 yıl 9 aylık hapis cezası nedeniyle kendisini gazeteye dair işlerini aksatmamak kaydıyla ev hapsine almıştı adeta. 63 davası devam ediyordu ve bazı davaları, istinaf mahkemelerinde sonuçlanmayı bekliyordu.

“Hocam 63 dava var. Sizi alırlarsa dışarı çıkamazsınız. Yaşınız 68. İsterseniz çıkın. Dışarda gazeteciliğe devam edersiniz, ne yazık ki içerisinde bulunduğumuz koşullar böyle…” dedim.

Gözlüklerinin arkasındaki o bilge bakışlarıyla güldü: “İbo, çıkmayı düşünmüyorum. Ben kendim onların zindanlarına gitmeyeceğim, onlar gelip alırlarsa alsınlar. Tek kaygım, gazeteye dair, bizim basına dair işlerin aksaması, tutsakların mektuplarına verilecek cevapların gecikmesi ve onların sesini duyuramama kaygısı. 12 Eylül’de 10 yıl kaldım zindanda, özgürlüğümü bedensel olarak kısıtlasa da, bana çok şey öğretti zindan. Yine öğrenirim merak etmeyin…”

Hayattan tüm mütevazılığiyle öğrenmesini bilen mamoste Hüseyin hoca, biliyoruz, dokunduğu, hayatına girdiği herkese bir suyun duruluğuyla temas edecek ve öğretecektir.

Bizlere gönderdiği mesajında, “İçerideki gazetecilerden biri olarak ‘Dışarı’daki meslektaşlarıma iyi ve güzel haberler diliyorum. Daha verilecek çok haberimiz var…” demiş.

Hüseyin hocanın mesajı açık. 68 yaşında devrimci sorumluluğunu, gazetecilik sorumluluğunu eksik bırakmadan, bu topraklarda katledilen gazetecilerin, ezilenlerin yükünü taşıyarak zindanda sürdürüyor. Bizler de onun öğrencileri olarak üzerimize düşeni yapalım. Mamoste Hüseyin hocayı, iyi ve güzel haberlerle içeride mutlu edelim. Tutsakların sesini geciktirmeden onun titizliğiyle dışarıya duyuralım…