Ana SayfaYazarlarAbdulmelik Ş. BekirDip dalga: İsyanlar ve çıkmazlar – Abdulmelik Ş. Bekir

Dip dalga: İsyanlar ve çıkmazlar – Abdulmelik Ş. Bekir


Ortadoğu başta olmak üzere dünya genelinde sistem karşısında yaşanan rahatsızlık derin bir dip dalga olarak sokaklara yansımaya başladı. Ne kadar süreceğini bugün kestirmek mümkün olmasa da eskinin yıkıldığı ve yeninin oluşmadığı bir süreç yaşanıyor. Sürecin daha önceki kaos ve kriz süreçlerinden en önemli farkı ise alternatifin olmaması. Bu hem sistem içi güçler açısından hem de sistem dışı direniş güçleri için böyle.


Abdulmelik Ş. Bekir


Türkiye’nin Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik ilhak saldırısı ve ardından ABD ve Rusya ile yapılan mutabakatlar sahada yeni bir gerçeklik açığa çıkardı. Ancak bu yeni gerçekliğin öncekinden çok da farklı ve anlamlı bir sonuç ürettiği söylenemez.

Yaşananlar kapitalist modernite sisteminin tıkanmışlığı ve çözümsüzlüğü bağlamında değerlendirilmeden, güncel gelişmelere göre yapılan her değerlendirme yanılgı olacaktır.

Sistemsel bağlamda bakıldığında, Türkiye’nin saldırısı, Kuzey ve Doğu Suriye’deki gelişmelerin ve aynı anlama gelmek üzere Suriye iç savaşı açısından ne bir son ne de bundan sonra yaşanacaklar için bir başlangıçtır. Tıkanmış sistemin bir dişlisi olan Türkiye, Kürt korkusuyla sistemin sahiplerinin bile çözmekten aciz olduğu Suriye ve Ortadoğu bataklığına biraz daha saplanmıştır.

Tüm mekanizmaları işlevsiz hale gelen mevcut dünya sistemi ezilen halkların talepleri ve bu talepleri dayatan direnişleri karşısında çaresizdir. Yolsuzluk, talan, sömürü ve baskıya dayanan yoz despotik iktidarların yarattığı tahribatlar artık ulus devletçilik hamasetiyle sümen altı edilmekten uzaktır.

Dünyanın yedi kıtasında halklar her gün alanlarda hak ve özgürlük talebindedir. Direnişte olan halkların talepleri her geçen gün nitel olarak değişmektedir. Yani sistem içi çözümlerle karşılanmaktan uzaklaşmakta, sistemsel değişim eğilimi güçlenmektedir. İktidarlardan çözüm isteme ya da iktidarları çözüme zorlamaktan ziyade iktidarları direk cepheden karşıya alan ve onların yıkılmasını öngören taleplerdir.

Şili protestolarından: “Ölmekten korkmuyorum, emekli olmaktan korkuyorum”

Halk hareketleri Ortadoğu gibi bazı bölgelerde yoğunlaşsa da dünyanın tamamında görülmesi sistemsel kriz açısından ayrıca dikkat çeken bir husustur. Şili’den Bolivya’ya, Arjantin’den Venezuela’ya kadar Latin Amerika ülkelerindeki talepler ile Fransa’dan tutalım Yunanistan’a kadar -iktidarların demokratik olma çıtaları değişse de- talepler aynıdır.

Ortadoğu zaten baştanbaşa halkların isyanına dönüşmüş vaziyettedir. Son on yılda onlarca despotik iktidar yerle bir edildi. Daha önemlisi giden despotun yerine gelen despota “eyvallah” edilmeyeceği taleplerdeki ısrarla açık bir şekilde gösterildi.

Arap halk isyanlarının başladığı Tunus, Irak, Mısır, Cezayir, Sudan, Suriye ve Lübnan gibi ülkelerde halkların tekrar tekrar sokağa çıkmalarının sebebi taleplerinin sistemsel değişime dönük olmasıyla ilgilidir. Halkların, giden bir despot ve diktatörün yerine yenisinin gelmesine kanmayacağı aşikardır.

İran, Afanistan,  Pakistan ve  Hindistan benzer bir kriz sürecini yaşamaktadır. Pakistan ve Hindistan’ın iç sorunlarını, çok kullanışlı hale getirdikleri Keşmir sorunu üzerinden milliyetçilik hamasetle daha fazla örtme gücü kalmamıştır.

Kevgire çevrilen Afganistan, yolsuzluk ve sömürüyle yozlaşan İran rejiminin toplumsal bir patlamanın eşiğinde olması hakeza sistemin krizinin sonucudur.

Irak’taki halk ayaklanmasından

Rusya ve arka bahçesi olarak kullandığı kuzey batı Asya ile balkan ülkeleri Gürcistan ve Ukrayna örneklerinde görüldüğü gibi, çözülemeyen sorunların önünde sonunda savaşa evrileceğinin örnekleri orta yerde duruyor.

Ulus devletçi zihniyetin iktidar yapıları adeta diken üstündedir. Hiçbir ülkenin mevcut yapı ve sistem içinde sorunları çözme şansı yoktur. En iyi çözümleri dahi ancak halkların öfkesini kısa süreliğine dindirerek, sorunları erteleyebiliyor. Birçok ülkede diktatörlerin ya da oligarşik hükümetler istifa etse de kısa süre sonra yine halkların sokağa inerek direnişe geçmesi bu nedenledir.

Kapitalist sisteme alternatif bir model açığa çıkmadıkça da kriz ve kaosun dozajı artarak devam edecektir.

Donald Trump & Vladimir Putin

Sistemin efendileri olan hegemon güçlerin yapısal kriz karşısında bir stratejilerinin olmadığı her geçen gün daha net ortaya çıkıyor. Kafası en fazla karışık olan da “son imparator” ABD olmaktadır. Latin Amerika ülkeleri başta olmak üzere dünyanın birçok bölgesine yönelik müdahalelerinin yarattığı sonuçlar ve özellikle Afganistan ve Irak örnekleri ABD’nin elini kolunu bağlamış durumda. Bu ülkelerde yaşanan insani kıyımlar bir yana, ABD açısından önemli olan çıkarlar, büyük askeri ve mali külfetlere rağmen sağlanamamaktadır. Dış sahalardaki çıkmaz ABD’nin iç siyasetinde belirleyici bir faktör haline geliyor.

Trump’ın şahsında küreselleşme karşıtlığı olarak somutlaşan ve ABD’nin dünyadaki askeri varlığının ve buna bağlı olarak mali harcamalarının azaltılmasını öngören bu durum ABD’de önemli bir siyasi eğilimi ifade etmektedir. Buna karşı hala ABD siyasetinin ağırlık merkezini oluşturan ve küreselci olarak ifade edilen siyasi eğilim ise askeri olarak sahada olmanın hegemon varlık için gerekliliğinin farkında.

ABD iç siyasetinde bu eksende yoğun bir iç iktidar mücadelesi verilmektedir. Kuzey Kore, İran, Çin, Rusya ve Venezuela ile yaşanan askeri ve ekonomik açıdan istikrarsız politikalar; Irak, Afganistan ve Suriye’deki gelgitli hal bu iç çekişmenin sahaya yansımalarıdır.

ABD’nin dış politikaları önümüzdeki dönemde hangi eğilimin baskın geleceğine bağlı olarak netleşecektir. Ancak “son imparator” olması itibarıyla ABD’nin dış politikasındaki herhangi bir değişikliğin dünya siyasetini etkileme marjı oldukça yüksektir. Bu alanda yaşan kararsızlık dahi birçok bölgede ciddi merkezi güç boşluğunu beraberinde getirmektedir.

ABD’nin Ortadoğu başta olmak üzere dünyanın farklı bölgelerinden askeri olarak çekilmesi önemli bir oranda emperyalist ve hegemonik iktidarından da vazgeçmesi anlamına gelecektir. Ya hegemon güç olarak kalmanın gerektirdiği bedeli göze alacak ya da hegemonyasından tedrici olarak vazgeçmeyi göze alıp, bunu başka güçlerle paylaşacaktır. Şu an ABD siyasetinde yaşanan çekişme bu kararla ilgilidir.

ABD dış politikasında yaşanan istikrarsızlığın yarattığı güç boşluğunu Rusya doldurmaya çalışıyor. Önemli bir güç olsa da Rusya’nın ne askeri ne de ekonomik gücünün buna yetmeyeceği aşikardır. Kaldı ki, sorunların çözümüne dair ABD’den farklı bir alternatif ve anlayışa sahip olmadığı gibi, demokrasi yönünde daha geri bir konumdadır. Halkların demokrasi ve özgürlük taleplerine cevap olmak bir yana otoriter yönetim anlayışıyla var olan krizi derinleştirme ihtimali yüksektir. Sorunlara çözüm yönteminin en iyi örneği Ukrayna, Gürcistan ve Suriye’dir; Yani yapabilirse ilhak olmazsa kendine bağlı oligarşik bir yönetimi iktidarda tutmaktır. Afganistan’da ABD ile aynı kaderi paylaşan Rusya’nın Ortadoğu’nun devasa sorunları karşısında çözüm geliştirebilmesi imkansızdır.

En nihayetinde ne ABD’nin ne Rusya’nın ne de bunlar dışında hegemon güçlerin mevcut sistem ve araçlarla sorunlara çözüm getirme şansı kalmamıştır. Bir yandan sistem içi çıkar çatışması yaşarken öte yandan halkların özgürlük ve demokrasi yönlü direniş ve mücadelesiyle karşı karşıyadırlar.

Rusya’nın hamisi olduğu Suriye’de yaşadıklarının aynısını ABD de hamisi olduğu Afganistan ve Irak’ta yaşamaktadır.

Yirminci yüzyılın efendisi olan yaşlı kıta Avrupa ise hem birlik olarak hem de küresel anlamda belirleyici güç olma iddiasında ciddi bir zayıflama ve belirsizlik yaşamaktadır. Görece olarak belli bir demokrasi standardı oluştursa da politikalarını uluslararası alana yansıtma ve yaşanan sistemsel kaosa müdahale gücü oldukça zayıftır.

Lübnan’daki halk isyanından

Ortadoğu başta olmak üzere dünya genelinde sistem karşısında yaşanan rahatsızlık derin bir dip dalga olarak sokaklara yansımaya başlamıştır. Ne kadar süreceğini bugün kestirmek mümkün olmasa da eskinin yıkıldığı ve yeninin oluşmadığı bir süreç yaşanıyor. Sürecin daha önceki kaos ve kriz süreçlerinden en önemli farkı ise alternatifin olmaması. Bu hem sistem içi güçler açısından böyledir hem de sistem dışı direniş güçleri için.

ABD ve Avrupa hegemonyası zayıflarken bunun yerini alacak gücün Rusya ve Çin olmayacağı aşikardır. ABD ve Avrupa’nın çözümsüz kalan ideolojik ve politik bakış açısı ve çözüm yöntemlerinden daha geri politika ve yöntemlerle var olan kaostan çıkmayı sağlamak eşyanın tabiatına aykırıdır. Daha ileri bir sistemsel model ve politikalara ihtiyaç vardır. Ne Rusya ne Çin’de böylesi ideolojik, kültürel, toplumsal ve politik bir yeniliğin emaresi yoktur. Dolayısıyla kapitalist sistem içi yaşanacak güç değişimiyle yapısal krizin aşılması mümkün değildir.

Benzer şekilde demokrasi ve özgürlük talebiyle ayaklanan halkların önünde de maalesef alternatif bir öncülük ve paradigma ya yok ya da zayıf durumdadır. Birçok ülkede diktatörler ve iktidarlar düşürülmesine rağmen alternatifsizlikten dolayı benzeri iktidarlar başa geçmektedir. Çözüm olmadıkları için de kısa süre sonra halk tekrar aynı taleplerle sokağa çıkmak zorunda kalmaktadır.

Sosyalist ideolojinin öncülük ve devlet dışı alternatif model geliştirmede yaşadığı zayıflık dipten gelen direnişin yarattığı kazanımların kapitalist sistem içindeki kısır çözümlere maruz kalmasına neden oluyor. Elbette bu kısır döngü ilânihaye sürmeyecektir. Halkların direnişi mevcut kapitalist sistemin etnik soykırımlarını, ekolojik kıyımını, sömürü ve talan düzenini aşacak demokratik ve özgürlükçü bir model bulacaktır. Ancak bu süre zarfında kapitalist sistemin kaosu tarihin benzer dönemlerinde olduğu gibi oldukça kanlı ve yıkıcı geçecektir.

Türkiye’nin Kuzey ve Doğu Suriye’ye operasyonuna karşı Avrupa’daki Rojava’yla dayanışma eylemlerinden

Otuz yıldır Afganistan, Lübnan, Filistin-İsrail, Kürdistan, Suriye, Irak, Libya ve Yemen’de yaşananlar tıkanmış sistemin güncel tezahürüdür. Bu bağlamda Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırı çözümsüz kalan sistemin bir dişlisi olan Türkiye’nin kendi eliyle karabasanı haline getirdiği Kürt varlığına dönük nafile bir adımıdır. Karşısındaki kolektif mücadele ve dünyaya yayılan küresel destek ise halkların hiç bitmeyen ve bitmeyecek olan direnişidir.

Türkiye’nin saldırısının ne kendisini ne de dişlisi olduğu sistemi kurtarmayacağı kesindir. Buna karşı halkların dayanışması ve direnişinin mutlaka bir yol bulacağı bir o kadar kesindir. Daha şimdiden Türkiye’nin saldırısı Küt halkının direnişini küresel düzeyde sahiplenilen bir konuma taşımıştır. Yok etmeye çalıştığı Kürt halkının varlığı bu saldırıyla tarihte hiç olmadığı kadar görünür olmuş ve ilerici insanlık tarafından sahiplenilmiştir.

Saldırıyla Kürdistan’ın dört parçası hem coğrafi hem de halk olarak birleşmiştir. Kürt meselesinin Kürdistan meselesi olduğu son saldırıyla tekrar teyit olunmuştur. Kürt halkının dört ulus devlete karşı verdiği mücadelenin artık odak noktası ve ağırlık merkezi fiili olarak Türk devletine karşı ortaklaşmıştır. Türkiye’nin saldırılarının on milyonlara varan Kürt nüfusunu ve coğrafyasını yutma veya denetleme gücü yoktur.

Kuzeydoğu Suriye’de Türk-Rus devriyesine Kürtlerin tepkisi / Fotoğraf: Delil Souleiman – AFP

Ancak Türkiye giderek derinleşen kanlı bir savaşın çeperlerini genişletti. Irak ve Suriye içinde kalan Kürt halkı ve coğrafyasını da kendi düşmanlığında birleştirdi. Başka bir ifadeyle Kürt karşıtlığı Türkiye’yi içine çeken daha büyük bir bataklığa dönüştü.

Türkiye’nin Kürt fobisiyle girdiği bu yolda korktuğu her şeyin başına geleceği her zamandan daha mümkün hale gelmiştir. Kürtleri parçalayan statükonun son yirmi yıldır yaşadığı krizi kronik ve stabil hale geldi. Kürtlerin demokratik ulusal birliğini sağladığı ve dinamik örgütsel yapısını koruduğu oranda büyük kazanımlar elde etmesi kaçınılmazdır.

Genel anlamda da Suriye’de kısa sürede bir çözümün gelişeceğini beklememeli. Afganistan, Lübnan, Filistin ve Irak’ta olduğu gibi Suriye de iç savaşın giderek derinleşeceği bir alandır artık.  Mevcut durumun bir çözümle sonuçlanmasından ziyade krizin olağanlaşması ve kronik hale gelmesi ihtimali çok daha yüksektir. Daha çok Cenevre toplantıları yapılacak, anayasa komiteleri oluşturulup dağılacaktır. Yılları alacak olan bu tiyatronun görüntüyü kurtarmak adına atacağı birkaç adım da ilk fırsatta tuzla buz olacaktır. Zira miadını doldurmuş, işlevsiz hale gelmiş bir BM’nin ve aparatı olduğu sistemin geliştirebileceği bir çözümü yoktur.


Son isyanlar: Moleküler devrimci dalga – Engin Sustam

Gökkubenin altındaki büyük kaos – Raúl Zibechi

Previous post
Ankara'dan “IŞİD'lilerin iadesi” ve “Suriye zirvesi” açıklamaları
Next post
Ataşehir Belediyesi’nde Genel-İş Sendikası'nın örgütlenme uzmanına saldırı