Ana SayfaYazarlarElend AydınHapı yutmak

Hapı yutmak

 


Elend Aydın


Geçenlerde üzen şarkılara karşı kepenk indirdiğimi beyan etmiş, sizlerin de okurken ya da okumadan çok çok önce bu yoldan geçtiğinizi öğrenmiştim. Çünkü üzen, üzüntüleri hortlatan şarkılara da ihtiyacımız ve yerimiz yoktur, artık olmamalı.

Derken G. Deleuze’e rastladım. Spinoza Üzerine Onbir Ders (Kabalcı Yayınları) veriyordu. Gün, 24 Ocak 1978’di, sizler de oradaydınız. Heyecanlı çocuklar olarak ondaki Spinoza’yı, bizdeki O’nu izliyorduk. Şöyle diyordu:

“Üzüntüyle duygulandığımda eyleme kudretim azalır, yani bu kudretten daha da uzaklaşırım. Sevinçle duygulandığımda ise kudretim artar, yani bu kudretten daha az ayrılırım… Eğer kendinizi üzüntüyle duygulanmış olarak ele alırsanız sanıyorum ki her şey berbattır… Spinoza çok çok basit bir şey söylemek istemektedir. Üzüntü insanı zeki kılmaz. Üzülünce hapı yutmuşsunuz demektir. İşte bu yüzdendir ki iktidarlar yönetilenlerin üzüntülerine ihtiyaç duyar. Endişe hiçbir zaman zeka ya da canlılık kültürünün oyunu olmamıştır. Üzüntü etkisi aldığınız her durumda sizin bağıntınıza uygun olmayan bir bağıntıya göre ve bağıntınıza uygun olmayan koşullar altında eyliyor demektir.”

Neymiş, iktidarlar neşeli berrak duygu ve düşünceli halimizden değil, üzüntülü halimizden beslenmişlerdir, besleniyorlar. Arabesk müziklerin cunta zamanlarında yoğunlaştırılarak empoze edilmeye çalışılması da bunun göstergesi değil midir? Çünkü bir şarkı, asla “bir şarkı”, bir duygu-duygulanım da asla sadece “bir duygu” değildir.

Gerçi Türkçede “duygulanmak” hüzünlenmek, üzülmek anlamında kullanılır genellikle ve kimi “akıllı” Kürdologlarımız da olduğu gibi kopyalayarak Kürtçeye yerleştirmek istiyorlar “hestewar bûm” (duygulanmak) diye.

Ama duygular da akıl gibi bağımsız bir düzleme sahiptir, kötü ve iyi fikirler gibi, kötü ya da iyi, üzücü ya da neşeli duygular vardır. Bunu bizler hayatın hay huyu içindeyken ayrıştırıp takip ederek yaşamasak da iktidarlar, ahtapotlarıyla sürekli olarak üzücü duygularda boğulmamız için ellerinden geleni yapıyorlar.

Vaktiyle Bastille Kalesi’nde mahpus iken uzun yıllarca; gardiyan ve subaylar şarkı söylememi hayret, ibret ve yadırgayıcılıkla karşılamışlar: “Nasıl oluyor da neşeni yitirmemiş, bir mahkum olarak şarkılar söylüyorsun” demişlerdi. Ben neşeyle (hatırlarsınız, sizler de oradaydınız ve Bastille’de de neşeliydik biz) “Neden neşemi yitireyim ki, cellat mıyım?” deyince öfke ve üzüntülerinde zehirlenmişlerdi.

Demek ki zeka ve yaratıcılık kudretimizin devrede kalması için de üzüntülere asla geçit vermiyor. Zalimleri layık oldukları cevapla: neşeli, zeki ve cesur bir hayatla çileden çıkarmaya devam ediyoruz. Çünkü “üzülünce hapı yutmuşsunuz” demektedir hocamız ve artık hiçbir haplarını yutmak istemiyoruz bizler. Hapları da onların olsun, düşmanlıkları da… Hatta onları yoğun bakıma almamız lazım, neşeli, zeki ve cesur çocuklar olarak nice ilaçlar hazırlarız onlara, değil mi hocam? Burada seni dinlerken nice savaşlar ilan ediyoruz; içimizde nice haplar, serumlar. Neşemizle hasta düşüreceğiz iktidarları (Burada sevgili Selahattin Demirtaş’ı ve Ahmet Tulgar’ın Taş Duvarlardaki Neşe [Cumhuriyet Pazar] hatırlamamak olmaz, onun iflah olmaz neşesi de çok değerlidir elbette). Sonra arabesk şarkılar bağlayacağız tüm sinir uçlarına. Zaten “mağduruz, kandırıldık” demeyi de severler.

Deleuze’ün dersleri neşeyle devam ediyor. Biz envai çeşit haplar üretiyor, türlü icatlarda bulunuyoruz. Özellikle de kayyım için olan serumlarımızı çok beğeniyor. Derken ayrılık vakti geliyor işte. Neşeli şarkılar, şen duygularla hayatın yıllarında dağılıyoruz. Artık “hapı yutmak” yok!

Previous post
Yedi sivilin öldürülmesi: 37 asker hakkında 29 yıl sonra yeniden soruşturma
Next post
Baharı bekleyenlere müjde: İlk cemre havaya düştü