Ana SayfaYazarlarAbdulmelik Ş. BekirDört bir yandan HDP’ye taarruzun sebeb-i hikmeti – III

Dört bir yandan HDP’ye taarruzun sebeb-i hikmeti – III


Abdulmelik Ş. Bekir


Önceki yazılarda laikiyle, muhafazakârıyla, milliyetçisiyle devletin resmi ideolojisini amentü edinmiş Türk partileri ve buna eklemlenmiş Kürt siyasal İslamcıların HDP’ye yönelik saldırılarında ortaklaşmalarının sebepleri irdelendi (Bakınız I ve II). Bu yazıda ise Kürt milliyetçilerinin HDP’ye yönelik eleştirilerine değinilecek.

Bu kesimin eleştirilerinin özeti, HDP’nin Kürt partisi olmadığı ve Kürtleri temsil edemeyeceği iddiasıdır. Eleştirileri söylem olarak birinci gruptakilerle zıtlık gösterse de işlev ve amaç yönünden söz konusu eleştiriler benzer nedenlere dayanıyor.

Bu yazının konusu Kürt milliyetçiliğinin tarihsel gelişimi değildir. Ancak, milliyetçiliğin burjuvaziyle ilişkisi ve iç içe gelişimi biliniyor. Kürt toplumunda modern zaman milliyetçiliği diğer toplumlarla farklı koşullarda gelişse de burjuvazi-milliyetçilik karakterini görmek zor değil.

Kürt emirliklerinin dağılmasıyla Kürt üst ve orta sınıfı Ortadoğu ve Avrupa’nın dört bir yanına dağıldı. Milliyetçiliğin dünya genelinde güçlü bir akım olarak zuhur etmesi ve halkların ulusal kurtuluş mücadelelerin yarattığı atmosfer Kürt aristokrat ve aydınları da harekete geçirmiştir. Bu bağlamda Kürt milliyetçiliğine öncülük eden grup ve kesimlerin genel karakteri Kürt siyasasının iki ana kolu olan emirlikler ve tarikatlara mensup ailelerden gelen insanlardan oluşmaktadır.

Dönemin Kürt aydın ve yazarları ile kimi toprak zengini ailelerin de katılımını ifade etmek gerekir.  Politik, kültürel ve ekonomik karakteri itibarıyla Kürt toplumunun kahir ekseriyetinden farklı bir yaşam tarz ve standart ile dünya görüşüne sahip bir üst sınıftır. Kürt toplum kesimleriyle politik, sosyal ve siyasal bağ ve ilişkileri oldukça kopuktur.

Bu akımların çıkardığı yayınların dil ve içeriklerinde bu husus oldukça baskındır. Dünyanın dört bir yanında milliyetçiliğin yükselişte olduğu ve ulusal kurtuluş mücadelelerinin yoğunluk kazandığı bir dönemde topluma öncülük edememelerinin en önemli nedenlerinden biri halk kesimleriyle aralarındaki bu uçurumdur. Kürt toplumu ve coğrafyasının çözümlemesine dayanan modern bir örgüt ve örgütlenme modeli geliştiremediler. Kuşkusuz Şeyh Ubeydullah Nehri, İhsan Nuri Paşa ve Halid Bege Cibran gibi halk arasında örgütlenen ve modern bir öğütleme arayışında olan istisnalar olsa da maalesef kaideyi değiştirmeye yetmemiştir.

Muaffak olamayan bu akım Ağrı İsyanı ardından uzun süre varlık gösteremedi. Kürt milliyetçiliği ve tarihi yönünde ne yazık ki bu dönemin ciddi bir siyasi ve toplumsal çözümlemesi bu kesimler tarafından yapılmadı. Dönemin yayınları incelendiğinde bu başarısızlığın nedeni özetle halkın geri kalmışlığı ve egemen devletlerin acımasızlığı olarak tanımlanmıştır. Bu muhasebe öz eleştirel bir temelde yapılmadığından ve gerekli dersler çıkarılmadığı için devam eden süreçlerde Kürt milliyetçi kesimlerde aynı mantalite ve tarzın devamını müşahede ediyoruz.

Hali hazırda kendini Kürt milliyetçisi olarak takdim eden birçok parti, örgüt ve oluşum var. Büyük çoğunluğu da HDP ve HDP’nin geleneğinden çok önce kurulmuş örgüt ve partilerdir. Ancak tamamının tabanı HDP’nin binde birine ulaşamadığı gibi, tarihleri boyunca yürüttükleri mücadele pratiği ve örgütlenmeleri de HDP’nin bir yıllık performansına denk olmaktan uzaktır. Çoğunun örgütlenmesi birkaç Kürt kentiyle sınırlıyken, mücadele pratikleri de anma ve açıklamalarla sınırlıdır. Kürt bağımsızlığını sürekli dillendirmelerine rağmen bu amaca götürecek program ve stratejilerden eser yoktur.

Her ne kadar bu kesimlerin HDP’ye yönelik eleştirileri partinin Kürt kimliğiyle ilgili olsa da asıl nedenin bu olmadığı biraz tarihsel bilgisi olan herkesin malumudur. Asıl neden antagonist bir çelişkiye dayanmaktadır. HDP ve geleneğinin dayandığı sınıfı ile beyaz Kürt milliyetçisinin geldiği sınıf çelişkisidir. HDP ve geleneği tarih boyunca ezilmiş, horlanmış, sömürülmüş, dili, kimliği ve varlığı inkâr edilmiş ezilen Kürt sınıfını temsil ederken, Kürt milliyetçisi iddiasında olanların geldiği gelenek öyle ya da böyle egemenlerin Kürt’ü yönetmesine zaman zaman aracı ve ortak olmuş, okumuş, kültürel ve ekonomik olarak Kürt üst sınıfını temsil ediyor.

Kürt milliyetçisi hiçbir şey yapmadan dahi Kürt halkının temsiliyetini kendi doğal hakkı olarak görür. Bu nokta aynı zamanda zihniyetinin egemeninin zihniyetiyle örtüştüğü yerdir. Milliyetçi Türk efendi nasıl Kürt’ü yönetmeyi doğal hakkı olarak görüyor ve HDP şahsında gelişen temsiliyete laiki, muhafazakarı hep bir ağızdan saldırıyorsa, Kürt milliyetçi de Kürt’ü yönetmeyi tarihsel hakkı olarak gördüğünden bu alana giren ‘baldırı çıplak Kürt’ten rahatsız olur. Nasıl ki Kürt söz konusu olduğunda kendini komünist, sosyalist olarak lanse eden Türk nasyonalist saldırıya geçiyorsa, Kürt milliyetçi de sosyalist Türk’ün Kürt mücadelesine yaşamını adamak ve destek vermek için dahi olsa bu alana dahiliyetini kendi vaat edilmiş hakkına saldırır olarak görür ve benzer refleks gösterir.

Nasıl ki egemen efendi defalarca kıyımdan geçirerek, ‘meftundur’ dediği, cahil, yönetilmesi gereken, aklı kendine yetmeyen ‘baldırı çıplak’ Kürt’ün siyaset yapmasına, kendisine karşı strateji geliştirmesine ve kendini yönetme becerisi göstermesine bir türlü akıl sır erdiremiyorsa ve sürekli bir ‘üst akıl/dış mihrak’ oyunu olarak gösteriyorsa, beyaz Kürt milliyetçisi de benzer şekilde ‘baldırı çıplak’ Kürt’ün ondan daha iyi örgütlenmesi, başarılı olması ve temsiliyet sağlamasına anlam vermeyerek orayla, burayla izah etmeye çalışıyor.

Bu anlamda Kürt milliyetçilerinin HDP’yi Kürt partisi olmamakla suçlamalarının altında yatan esas neden ‘baldırı çıplak’ Kürt’ün kendini temsil etme hakkının olmadığı zihniyetine dayanıyor. Zira tarihten ve belki de ‘baldırı çıplakların’ aklının ermeyeceği nedenlerle bu hak kendilerine verilmiştir ve bu hep böyle kalacaktır. Kürt temsiliyeti ancak Kürt’ü yönetme hakkı olanlara aittir ki bunlar da elbette beyaz Kürt milliyetçileridir. HDP ve geleneğinden çok daha eski bir tarihsel geçmiş ve geleneğe sahip olmasına rağmen bir türlü demokratik bir işleyiş, eleştiri kültürü ve muhasebe mekanizması geliştiremeyen Kürt milliyetçiliği, HDP’ye saldırdıkça ve eleştiri adı altında sorun ve eksikliklerini dışarıyla izah ettikçe kadük kalmaya devam edecektir.

Kürt milliyetçi parti ve gruplarının yapması gereken en önemli husus HDP’ye saldırmaktan ziyade bu parti ve geleneğinin geliştirdiği stratejileri, örgütlenme ve mücadele modellerini öğrenmesi ve faydalanma yoluna gitmesidir. Bir zamanlar ailelerinin sınıfsal karakterinin kendilerine hak kıldığını düşündükleri ayrıcalıkların günümüzde geçerli olmadığını fark etmelerinde fayda var. Halkın, üst perdeden dillendirilen ancak dillendirenin gerçekleştirme kapasitesi, hazırlığı ve pratiği olmayan parti ve aktörler yerine, somut şartların somut tahliline dayanan, gerçekçi ve güven veren parti ve aktörleri tercih ettiğini az bir az öz eleştiriyle öğrenebilirler.

Kürt halkının kendilerine teveccüh göstermemesinin sebebinin HDP ve geleneğinin varlığı olmadığı, asıl sorunun kendi yapısallıklarında yattığı gerçeğiyle yüzleşmeliler. Aksine HDP’nin varlığı ve mücadelesinin yarattığı zeminde kendilerini ifade edebilme olanağına sahip oldukları aşikârdır.

Elbette bu çevreler HDP’yi eleştirmeye devam edebilirler ancak kendi istikballeri için en azından ilk adım olarak suçlamaktan vazgeçerek, yapısal sorunlarına yoğunlaşabilirler. Ve HDP olmasa da bu zihniyet, yapı ve kapasiteleriyle halkın kendilerine yönelmeyeceğinden emin olmalılar. Gerçekten Kürt halkının kendini yönetmesine dönük bir kaygıları varsa ve bunda samimilerse HDP ve geleneğinin mirasından faydalanmalı ve birlikte bunu yapma yollarına odaklanmalılar.

Uzatmamak adına, HDP’nin eleştiri ve öz eleştiri mekanizması ile partiye içerden yapılan eleştiriler sonraki yazıya kalsın.


Dört bir yandan HDP’ye taarruzun sebeb-i hikmeti – I

Previous post
MSB: İdlib'de bir asker hayatını kaybetti
Next post
İstanbul'da kadınlardan ortak tepki: Mücadele etmekten asla vazgeçmeyeceğiz